Tek kişi karşılamak

Adana Oto Kiralama Şirketleri Adana Rent A Car

2020.10.24 20:18 hdbilisim Adana Oto Kiralama Şirketleri Adana Rent A Car

Adana Oto Kiralama Şirketleri Adana Rent A Car

Adana Araç Kiralama

Adana oto kiralama firmaları; Adana'da araç kiralamak, en iyi araçları en iyi fiyatlarla almak demektir. Size piyasadaki en uygun fiyatlardan bazılarını sunduğumuzda, bu, daha düşük bir araç alacağınız anlamına gelmez. Adana oto kiralama şirketleri ile, mümkün olan en düşük fiyatlara en yüksek oranlı bir araba kiralayacağınıza güvenebilirsiniz. Aynı zamanda saatlik araç kiralama, günlük araç kiralama, haftalık araç kiralama, aylık araç kiralama kampanyalarımızdan faydalanabilirsiniz.

Adana oto kiralama şirketleri

Adana Mini Van Minibüs Kiralama

Bir grup veya aileyle seyahat ediyorsanız, bir yolcu minibüsü veya minivan kiralamayı düşünün. Çok sayıdaki van seçeneklerimizden birini kiraladığınızda, tek araçta 15 kişiye kadar güvenle taşıyabilirsiniz.

Adana Tek Yön Araç Kiralama

Adana'ya uçuyorsanız, ancak eve dönmeden önce başka bir şehre gitmeniz gerekiyorsa, tek yönlü bir araç kiralamayı düşünün. Tek yönlü bir kiralama ile, Adana'daki kiralık arabalarımızdan birini alıp ülke çapındaki herhangi bir Budget lokasyonuna iade edebilirsiniz.

Adana SUV Araç Kiralama

Hem yolcu hem de kargo alanı için yeterli miktarda Adana SUV'larından birini kiralayın.

Adana Uzun Dönem Araç Kiralama

Adana oto kiralama şirketi olarak uzun süreli araç kiralama alarak Adana'da uzun süreli konaklamalarda tasarruf edin. Uzun süreli bir araç kiralama ile, aracınızı kiraladığınız süre ne kadar uzun olursa, o kadar çok tasarruf edersiniz. Ve on bir aya kadar uzun vadeli kiralama alabilirsiniz!

Adana Lüks Araç Kiralama

Adana lüks araç kiralama iste r biraz kaslı bir araba isteyin, isterse sadece deri koltuklar ve fazladan diz mesafesi olsun, sizin için lüks bir aracımız var. Daha tatlı sürüşlerimiz arasında BMW, Mercedes, Chevrolet Corvette, Jaguar F-Type Coupe ve Dodge Charger bulunuyor.

Adana lüks araç kiralama

Adana Havaalanı Oto Kiralama

Adana havaalanı oto kiralama şirketleri ile Şakirpaşa havalimanında aracınız hazır olsun!

Adana şakirpaşa havaalanı oto kiralama şirketleri
Adana oto kiralam şirketi il kiralık aracı aldığınızda verimli bir şekilde dolaşmak için güvenilir ulaşımın olması önemlidir. Sakinleri bunu biliyor ve ziyaretçiler çok çabuk öğreniyor. Şehri ziyaret edenler için görülecek ve yapılacak çok şey var. Adana rent a car birkaç ilçeye bölünmüştür ve her birinde çeşitli turistik yerler, oteller ve restoranlar bulunmaktadır. Bir ilçeden diğerine taksiyle ulaşım, yolculuk başına kolayca 100 dolardan fazla tutabilir. Toplu taşıma daha ucuzdur, ancak o kadar fazla zaman alır ki ziyaretçiler genellikle seyahatlerinin çoğunu otobüs veya metroda geçirirler. Kişisel ulaşım ile gezi listesindeki her noktayı kontrol etmek mümkündür. Adana'da kiralık araç ile yolculuk zaman aldığından araç kiralamak önemlidir. Neyse ki, ziyaretçilerin GPS sistemli bir araba kiralama seçeneği var, bu nedenle Büyük Elma'da kaybolma konusunda endişelenmenize gerek yok.
Birlikte çalışmak için bir araba kiralama şirketi seçmek, göz korkutucu bir görev gibi görünebilir. Adana rent a car şirketleri yardım etmek için burada. Adana araba kiralama için internette arama yaparak saatler harcamanıza gerek yok. Böyle bir araştırma pek çok sonuç getirecek olsa da tüketici dostu bir firma ile çalışmak önemlidir. Adana araç kiralama firmaları, iyi bir araç seçimi ve aralarından seçim yapabileceğiniz en düşük fiyatlar sunmaktan gurur duyar. Sitenin basit arama aracı ile, istenen seyahat tarihleri ​​için hangi kiralık araçların müsait olduğunu görmek sadece birkaç saniye sürer. Birkaç basit fare tıklamasıyla rezervasyon yapılabilir. Adananın en iyi oto kiralama firması, uygun rezervasyon hizmeti sunmanın yanı sıra en iyi fiyatları sunuyor. Bazı rezervasyon siteleri ve kiralama şirketlerinin resmi Web sitelerinin çoğunun fiyatları daha yüksektir.
Bırakın Adana ucuz araç kiralama şirketi en iyi fırsatları bulmanın zor işiyle ilgilensin. Araç seçme konusunda yardım için, telefon, Skype veya canlı sohbet yoluyla dost canlısı bir personel ile iletişime geçin. Adana oto kiralama şirketleri arasında nazik ve hızlı hizmet sunmaktan gurur duyar. Tüm sorulara açığız, bu nedenle lütfen bir müşteri hizmetleri temsilcisiyle iletişime geçmekten çekinmeyin. Seyahat planlamak sıkıcı bir iş olduğundan, Adana rent a car güvenilir ulaşım bulmanın basit bir süreç olması gerektiğini düşünüyor. Yolcuların endişelenmesi gereken tek şey, hangi araç türünü seçecekleridir. Adana oto kiralama konusunda, müşterilere her tür araba, kamyon, SUV, kamyonet ve lüks araca erişim sağlar. Bütçesi kısıtlı ziyaretçiler için harika seçenekler olan birkaç yakıt dostu araç seçimi de vardır. Adana rent a car şirketi, müşterilerine en düşük kiralama fiyatları sunmanın yanı sıra ek indirimler de sunuyor. Büyük şirketler promosyon kuponları ve ücretsiz ürünler sunduklarında, Adana araba kiralama bunları bulur. Bu fırsatlar sitede sürdükleri sürece mevcuttur. Adanada araç kiralama arayarak zaman kaybetmek yerine, bırakın Adana oto kiralama şirketi işi sizin için yapsın.
Adana kiralık araba istasyonu, çok özel bir hizmet yelpazesine sahip bir Adananın en gelişmiş araç filosuna sahip şubesidir. Ayrıca sizin için küçük ve büyük kamyonlarımız var, örneğin bir Mercedes Vito. Rezervasyon sırasında yalnızca araç kategorisini garanti edebileceğimizi unutmayın.

Adana ucuz araba kiralama ve minibüs kiralama

Adana oto kiralama ile seyahat bütçenizi çeşitli şekillerde kaydedebilirsiniz. Adana Araç kiralama firması bir yandan yakıt tüketimi düşük araçlara büyük önem verirken, diğer yandan kiralama yaparken zaten tasarruf etme imkanına sahipsiniz. Örneğin rezervasyonunuzu çevrimiçi yaparsanız, her zaman en son fırsatlardan yararlanabilirsiniz. Ayrıca aracınızın tam kira bedelini peşin öderseniz de fiyat indirimi alacaksınız.

Adana'da minibüs araç kiralama

Büyük mobilya parçalarını taşımak isteyip istemediğinize veya ticari amaçla bir minibüse ihtiyacınız olduğuna bakılmaksızın: onu Adana oto kiralama ile bulacaksınız. Tabii ki, güçlü minibüsler hobiler ve eğlence için de idealdir. Bahçe işleri için büyük spor malzemeleri, malzemeleri veya aletleri için yeterli alan sunarlar. Çeşitli boyut sınıflarındaki panelvanlar ve Sprinters güvenilirdir ve sıkı bir bakım programına tabidir. Adana minibüs kiralama hakkında daha fazla bilgi edinin .

Adana minibüs vito kiralama

Çok çeşitli kiralık araçlar

Adana yeni 2021 model kiralık araçlar, her durum için ideal bir kiralık araca sahiptir. Örneğin, standart bir kiralık arabada en fazla beş kişi konaklayabilir. Ancak bir sonraki aile kutlaması veya iş arkadaşlarınızla bir gezi için dokuz kişiye kadar ağırlayabilen büyük bir minibüs kiralayabilirsiniz. Adana oto kiralama firmaları ile SUV'leri ve arazi araçları sağlam ve güçlüdür. Doğaya bir sonraki geziniz için ideal koşulları sunarlar. Kurumsal SUV'lar hakkında daha fazla bilgi edinin .
Türkiye' nin en büyük şehirlerinden biri olan Adana, modern, çok kültürlü metropollerden engebeli kayalık manzaralara, geniş ormanlar ve kuzey kıyılarında beyaz kumlu plajlara kadar çok çeşitli bölgesel spesiyaliteler sunmaktadır. İster bir şehir molası, ister uzun süreli bir rahatlama ve macera tatili planlamış olun: Adana Kiralık bir araba ile konaklamanızı özel bir deneyime dönüştürmek için tam konforun ve esnekliğin tadını çıkarabilirsiniz.

Adana'da ucuz kiralık araba bulmama nasıl yardımcı olabilirsiniz?

Adana'daki en iyi araç kiralama şirketlerinin tümü ile çalıştığımız için, sadece kendiniz için veya tüm aileniz için tek bir gün veya bütün bir ay için araba kiralayın, kiralamanızda size büyük tasarruflar sunabiliriz. Adana oto kiralama şirketleri üzerinden Adana'da araba kiralama ararken, aramanızı en ucuz arabaların ilk sırada görünmesi için sıralayabilirsiniz.

Adana içinde en iyi araç kiralama şirketleri hangileridir?

İnsanlar "en iyi" nin ne anlama geldiği konusunda hemfikir olmayabilir, ancak biz size doğru kararı vermeniz için bilmeniz gereken her şeyi anlatmak için buradayız.
Peki bir kiralamada aradığınız en önemli şey nedir? Tezgahta yardımcı hizmet? Havaalanında karşılama mı? Dolu ila Dolu yakıt politikası? Bakımlı, lekesiz bir araba mı? Yoksa en büyük faktör fiyat mı?
Aradığınız ne olursa olsun, tüm ayrıntıları Arama Sonuçları sayfamızda bulacaksınız. Başkalarının her şirketin iyi ve kötü yanları hakkında neler söylediğini öğrenmek için derecelendirmelere ve incelemelere göz atmayı unutmayın.
En iyi ipucu: Aramanızda ince ayar yapmak için Arama Sonuçları sayfamızdaki filtreleri kullanın, böylece yalnızca tüm kutuları gerçekten işaretleyen arabaları görürsünüz.

Ekonomi İlk İsmimizdir

En önemli önceliklerimizden biri, sunduğumuz her paketi müşterimizin tam ihtiyaçlarına göre ayarlamaktır. Her zaman ihtiyaçlarınıza göre deneyiminizi geliştirebilecek ve tatillerinizden veya iş seyahatinizden en iyi şekilde yararlanmanıza yardımcı olacak çeşitli seçenekler sunuyoruz.

Adana'da oto kiralama konusunda Güvenli Ve Kolay Rezervasyon Yapın

Akıllı rezervasyon motorumuz, ihtiyaçlarınıza uygun en iyi fiyatı, araba kategorisini, ekstraları, özel teklifleri ve indirimleri arar. Bugün yalnızca küçük bir ön ödeme ile güvenli bir şekilde çevrimiçi rezervasyon yaptırabilir ve geri kalanını masaya vardığınızda ödeyebilirsiniz!

Adana Şakirpaşa Havalimanı'nda araba kiralama Adana oto kiralama ile çok kolay.


Adana şakirpaşa havalimanı araç kiralama
Adana havaalanı oto kiralama konusunda güler yüzlü hizmet, yeni arabalar ve düşük fiyatlar günlük teklifimizin bir parçasıdır. İster iş ister eğlence için bir araba kiralamak isteyin, ister bir arabaya ister bir minibüse ihtiyacınız olsun, Adana oto kiralama sizin için Şakirpaşa Havalimanı kiralık araca sahiptir.
Adana oto kirakama, araç kiralama acentesi olan Adana rent a car airport hizmetinizde olmaktan mutluluk duyar. Her zaman yanınızda ehliyet, geçerli bir kredi kartı ve ek kimlik belgesi (yurt dışından kiralıyorsanız pasaport gibi) getirmeyi unutmayın.
Adana oto kiralama şirketi olarak, araç kiralamanın çevresel etkilerini anlıyoruz. Bu nedenle, bir sürdürülebilir geliştirme programını hevesle benimsedik ve Şakirpaşa airport sertifikalı taahhütlere sahip ilk araba kiralama şirketi olmaktan gurur duyuyoruz.

Kurumsal koronavirüs salgını sırasında oto kiralama faaliyete devam ediyor mu?

Evet. Kurumsal, kritik ulaşım ve kişisel mobilite ihtiyaçlarını karşılamak için mevcut olan temel bir hizmet oyuncusudur. Bir araca ihtiyaç duyanlara yardım etmek ve acil servisler, kamu hizmetleri, lojistikçiler ve yerel makamlar dahil olmak üzere ön saflarda müdahale ekiplerini malları, insanları taşıma çabalarında desteklemek için varız. ve bu küresel sağlık krizi sırasında temel hizmetler. Bağlı kalıyoruz ve dolaşmanıza yardımcı olmaya hazırız.

Mevcut kiralama süreci nasıl gidiyor?

Adana araba kiralamak için hem müşterileri hem de çalışanları korumak adına araç kiralama sürecimizi değiştirdik. adana oto kiralama acentesi içerisine müşteri akışını önlerken, sosyal mesafeye saygı duymak ve ihtiyaçlarınıza hızlı cevap vermek için müşterilerimize mümkün olduğunca acente otoparkında hizmet veriyoruz.
Tarifelerimiz, bir sonraki geziniz için ihtiyacınız olan her şeyi içerir. Arabayı bir gün, hafta sonu, bir hafta veya daha uzun süre kiralamak isteyip istemediğiniz önemli değil - bizimle iyi bir fiyat-performans oranı garanti edilmektedir. En sevdiğiniz saati, yeri ve aracı seçin ve rezervasyonunuzu çevrimiçi olarak kolayca tamamlayın. Stres yok ve gizli ücret yok.
Adana Ucuz Araç Kiralama
Adana Lüks Araç Kiralama
Adana Otomatik Vites Araç Kiralama
Adana Jeep Kiralama
Adana Minibüs Kiralama
Adana Şoförlü Araç Kiralama
Adana Vip Transfer
Adana Havaalanı Oto Kiralama Hizmeti
  • Aladağ otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Ceyhan otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Çukurova otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Feke otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • İmamoğlu otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Karaisalı otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Karataş otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Kozan otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Pozantı otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Saimbeyli otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Sarıçam otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Seyhan otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Tufanbeyli otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Yumurtalık otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Yüreğir otomatik vites araç kiralama Şirketi
  • Aladağ Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Ceyhan Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Çukurova Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Feke Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • İmamoğlu Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Karaisalı Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Karataş Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Kozan Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Pozantı Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Saimbeyli Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Sarıçam Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Seyhan Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Tufanbeyli Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Yumurtalık Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Yüreğir Lüks Araç Kiralama Şirketi
  • Aladağ Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Ceyhan Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Çukurova Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Feke Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • İmamoğlu Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Karaisalı Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Karataş Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Kozan Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Pozantı Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Saimbeyli Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Sarıçam Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Seyhan Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Tufanbeyli Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Yumurtalık Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Yüreğir Ucuz Oto Kiralama Şirketi
  • Aladağ Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Ceyhan Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Çukurova Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Feke Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • İmamoğlu Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Karaisalı Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Karataş Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Kozan Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Pozantı Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Saimbeyli Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Sarıçam Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Seyhan Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Tufanbeyli Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Yumurtalık Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Yüreğir Havaalanı Oto Kiralama Şirketi
  • Aladağ Havaalanı Transfer Şirketi
  • Ceyhan Havaalanı Transfer Şirketi
  • Çukurova Havaalanı Transfer Şirketi
  • Feke Havaalanı Transfer Şirketi
  • İmamoğlu Havaalanı Transfer Şirketi
  • Karaisalı Havaalanı Transfer Şirketi
  • Karataş Havaalanı Transfer Şirketi
  • Kozan Havaalanı Transfer Şirketi
  • Pozantı Havaalanı Transfer Şirketi
  • Saimbeyli Havaalanı Transfer Şirketi
  • Sarıçam Havaalanı Transfer Şirketi
  • Seyhan Havaalanı Transfer Şirketi
  • Tufanbeyli Havaalanı Transfer Şirketi
  • Yumurtalık Havaalanı Transfer Şirketi
  • Yüreğir Havaalanı Transfer Şirketi
  • Aladağ minibüs kiralama firması
  • Ceyhan minibüs kiralama firması
  • Çukurova minibüs kiralama firması
  • Feke minibüs kiralama firması
  • İmamoğlu minibüs kiralama firması
  • Karaisalı minibüs kiralama firması
  • Karataş minibüs kiralama firması
  • Kozan minibüs kiralama firması
  • Pozantı minibüs kiralama firması
  • Saimbeyli minibüs kiralama firması
  • Sarıçam minibüs kiralama firması
  • Seyhan minibüs kiralama firması
  • Tufanbeyli minibüs kiralama firması
  • Yumurtalık minibüs kiralama firması
  • Yüreğir minibüs kiralama firması
  • Aladağ SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Ceyhan SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Çukurova SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Feke SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • İmamoğlu SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Karaisalı SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Karataş SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Kozan SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Pozantı SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Saimbeyli SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Sarıçam SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Seyhan SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Tufanbeyli SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Yumurtalık SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Yüreğir SUV Jeep Kiralama Hizmeti
  • Aladağ Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Ceyhan Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Çukurova Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Feke Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • İmamoğlu Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Karaisalı Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Karataş Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Kozan Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Pozantı Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Saimbeyli Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Sarıçam Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Seyhan Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Tufanbeyli Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Yumurtalık Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Yüreğir Şoförlü Araç Kiralama Hizmeti
  • Aladağ Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Ceyhan Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Çukurova Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Feke Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • İmamoğlu Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Karaisalı Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Karataş Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Kozan Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Pozantı Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Saimbeyli Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Sarıçam Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Seyhan Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Tufanbeyli Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Yumurtalık Vip Araç Kiralama Hizmeti
  • Yüreğir Vip Araç Kiralama Hizmeti

Adana kiralık Citroen Elysee Benzinli Manuel fiyatları

Adana Peugeot 301 Benzin Manuel kiralama fiyatları

Adana kiralık Fiat Linea Dizel Manuel fiyatları

Adana Citroen Elysee Dizel Manuel kiralama fiyatları

Adana Peugeot 301 Dizel Manuel kiralama fiyatları

Adana Dacia Duster Dizel Manuel kiralama fiyatları

Adana kiralık aile aracı Dacia Lodgy Dizel Manuel 5 Kişilik kiralama fiyatları

Adana kiralık Hyundai Accent Blue Dizel Otomatik kiralama fiyatları

Adana kiralık Renault Megane Dizel Otomatik fiyatları

Adana kiralık Fiat Linea Benzin Manuel fiyatları

Adana Dacia Duster Otomatik Dizel araç kiralama fiyatları

Adana kiralık Dacia Lodgy Dizel Manuel 7 Kişilik aile aracı kiralama

Adana kiralık Peugeot 3008 Dizel Otomatik kiralama fiyatı

Adana kiralık Renault Symbol Dizel Manuel fiyatları

Adana Renault Clio HB Benzinli Manuel kiralama fiyatları

Adana kiralık Renault Symbol Benzin Manuel fiyatları

Adana kiralık araç Dacia Sandero Benzin Manuel kiralama fiyatları

Adana kiralık Fiat Egea Dizel Manuel kiralama fiyatları

Adana kiralık Fiat Fiorino Dizel Manuel kiralama fiyatları

Adana kiralık Citroen C3 Benzin Otomatik kiralama fiyatları

Adana kiralık Volkswagen Passat Dizel Otomatik araç kiralama fiyatları

Adana kiralık Peugeot 5008 Dizel Otomatik 7 Kişilik araç kiralama fiyatları

Adana kiralık BMW 3.20 Dizel Otomatik araç kiralama fiyatları

Adana kiralık BMW 5.20İ Benzin Otomatik oto kiralama fiyatları

submitted by hdbilisim to u/hdbilisim [link] [comments]


2020.10.21 19:01 EmirtheDestroyer Oberyn I Pentos

Arenanın kapıları yavaşça açılınca Oberyn yavaşça bir adım attı. Elinde ki arakhı ve kısa kılıç gibi duran mızrağı birerkez çevirdi. Kapıdan geçince gözlerine vuran güneşten yüzünden gözlerini kıstı.
"Ve o. Her yerde nam salmış efsanevi savaşçı Oberyn bu gün arenamızda savaşmak için burda!"
Oberyn çığlıkları bağırışmaları ve alkışları elinden geldiğince duymazdan gelmeye çalıştı. Sıcak güneş tenini kavururken altındaki kumun sıcaklığını sandaletlerine rağmen hissedebiliyordu.
Prensin olduğu tarafa doğru yürüdü. Prensin önünde durup küçük bir revarans yaptı "Benim için nelerin var?" diye sordu alayla? Oberyn'i Pentosa çağıran kendisiydi "Seviceğin türden bir karşılaşma" dedi Prens Archon ağzına bir üzüm atarken
Oberyn bıyık altından gülüp arenanın ortasına yürüdü. Rakiplerinin gelmesini beklerken omzundan sarkan küçük bıçaklardan birinin sapıyka boynunu kaşıdı. Arenadaki 5 kapı aynı anda açıldı ve her birinden 1 adam çıktı. Adamların her birinin ellerinde silahlar vardı. İki tanesinin elinde mızrak diğer üçünün elinde Obeeynin elinde tuttuğuna benzer kılıçlar vardı. Mızraklıların her ikiside kollarına uzun kalkanlar takmıştı.
Gelen adamlar Oberynin etrafını sardı. Oberyn çabucak mızraklılaran birini arkasına alacak şekilde konumlandı. Kollarını iki yana açarak Oberyn etrafında dönen gruba ayak uydurdu. Karşısındaki adamla göz bağı kurdu. Adamda korkmadığını ispatlamaya çalışır gibi Oberyn'in gözlerinin içine bakıyordu.
Bir süre daha böyle durdular. 5 adam sürekli dönüyor Oberynde onlarla beraber dönüp hem pozisyonunu koruyor hemde karşısındaki adamla göz kontağını bozmadan gelebilecek bir saldırıyı gözetliyordu.
En sonunda karşısindaki adam gözlerini Oberyn'den ayırıp arkasındaki bir şeye döndüğünde Oberyn arakhını sırtina götürüp bel hizasında tutarak hızlıca arkasını döndü. O sırada mızraklının yanında duran siyah tenli adamın saldırıya geçtiğini gördü. Bu sırada ise tam da beklediği gibi arkasındaki adamın mızrağı ile Oberynin arakhı ile buluşmuştu. Oberyn sol elindeki kılıçla adamın kalkanını yokladı. Kalkandan yükselen "tok!" sesi ile eğilip kafasının üstünden geçen kılıçtan sıyrıldı. Boşluğu bulduğu anda hızlıca dönüp ayağa kalkarak arakhıyla siyah tenli adamın göğsünü boydan boya yardı. Oberyn hamleden sonra arkasını dönüp mızraklıyı yoklamak istedi ama adam çoktan kalkanını kaldırmış ona doğru gard alıyordu. Oberyn şuan onunla uğraşamayacağı için diğer kılıçlıya yöneldi. Arakhıyla bir darbe indirmeye çalıştı ama adam kılıcıyla arakhı blokladı. Oberyn arakhı olduğu yerde tutup sol elindeki kılıçla adamın gövdesine bir darbe indirmeye çalıştı ama rakibi geriye doğru sıçrayarak bundanda kurtuldu. Oberyn her ihtimale karşı arkasına bakmadan yana doğru zıpladı. Tam o sırada arkasından gelen mızrak belinde bir yara açmıştı. Oberyn dişini sıkıp geri çekildi. Tek bir düşmanda fazla vakit harcamanın cezasını almıştı. Yara yüzeyseldi ama yinede acı veriyordu.
Oberyn elini beline götürüp yaraya dokundu. Dokunduğunda gelen acıyla tıslayıp mızraklılara baktı. Bu adamları halletmeden diğer iki kılıçlıyı halletmesi çok zor olurdu.
Oberyn kendi yapacağı hamlelere karşılık olarak adamın yapabileceği şeyleri analiz etti. En sonunda yerinden fırlayıp adamın üstüne koştu. Aralarında 3 metre varken adamın sağ ayağını geri çektiğini gördü ve yana kaçmak için hızını düşürdü. Sol elindeki kılıcı bırakıp sola zıplayarak gelen mızraktan kaçındı. Hızını kesmeden adama doğru birkaça adım daha attıktan sonra eğilip mızrağın altından bir takla atarak yan tarafa geçere bir sonraki saldırıdan kurtuldu. Araların 1.5 metre varken adam mızrağını bırakıp belinin arkasından bir şey çıkarttığını fark etti. Rakibi saldırı menziline girdiğinde adam belinden bir pala çıkartmıştı ve Overynin boynuna doğru bir hamle yapıyordu. Oberynin sol eli hızlıca palaya doğru gitti ve arakhının kanca ucunu kullanarak rakibini kafasına kalkanın arkasından bir hamle yaptı. Palayı tutan bileği yakaladığında arakh çoktan adamın kafasına gömülmüştü. Arakhı çıkarmaya vakti olmadığı için palayı tutup arkasına döndü. Az önce Oberynin saldırısından kurtulan kılıçlı adamla hala hayatta olan doğer mızraklı Oberyne doğru saldırıya geçmişlerdi. Yukarden gelen kılıç saldırısını güç bela durdurktan sonra adam yaklaşıp yandan gelen mızrak saldırısından kaçınmayı denedi ama yinede mızra bacağına bir kesik atıp kuma saplanmıştı. Oberyn fırsatı gördüğü anda sol elini sağ omzuna götürüp bir bıçak çekti ve sağ eliyle yukarda tuttuğu palayı kullanıp rakibini kılıcını yana ittikten sonra sol elindeki bıçağı mızraklı adamın boynuna gömdü. Az önce yana attığı kılıçlı adam doğrulup ona saldırmadan önce Oberyn palayı bırakıp mızrağı aldı ve adam ona doğru dikkatsizce koşarken mızrağı kaldırıp adamın gövdesini deşti. Sol dizinin üstünde durduğu için dizi yanmıştı yavaşça ayağa kalkıp kontrolden çıkab nefesini kontrol altına almaya çalıştı ama başaramadı. Diz çöküp ayaklarinın arasındaki boşluğa oturup son kalan kişiye baktı. Birkaç sağlam nefes alıp ayağa kalktı. Son birkaç dakikada olanlar Oberyni ziyadesiyle yormuştu. Göğsü inip kalkarken alnındaki teri sildi ve saçlarını geriye attı. Halletmesi gereken son bir kişi kalmıştı, dövüş başladığından beri yerinde durup olanları izleyen adam. Oberyn mızraklının yanına gidip arakhını kafasından çıkardı. Arakh kanla yıkanmıştı ve güneş yüzünden üstünden akan damlalar yakutlar gibi gözüküyordu. Arakhı aldıktan sonra adama doğru yürüdü. Yürürken çığlıklar duydu. Bağırışmalar, tezahüratlar, alkış sesleri ve ıslıklar Oberynin kulaklarını dolduruyordu. Dövüşün başladığı andan sonra hiçbirini duyamamıştı. Savaş hummasına tutulmuş ve alkışları duymamıştı ama humma geçmişti.
Arakhı elinde bir tur çevirdi. Koşmak baldırındaki yara yüzünden acı vericiydi o yüzden yavaş tempoda yürüyordu. Adam silahını yere atıp kaçmaya çalıştı ama devrilip düşünce Oberyn adamı saçından tutup Prensin oturduğu barakanın önüne kadar çekti. Adama diz çöktürüp Prensin gözlerine baktı. Tezahüratlar giç olmadığı kadar canlıydı "Öldür! Öldür! Öldür! Öldür!" Oberyni arakhın dış tarafını adamın boynuna yasladı. Adam Oberynin kolunu tutup yalvarıyordu "Hayır yapma. Yalvarırım ne olur. Beni bağışla. Lütfen. Canımı bağışla yalvarır-"
Oberyn arakhı yavaşça çekip önlerindeki kumu kızıla buladı.
Oberyn arenanın koridorlarından birindeydi. Arakhı belinden sarkıyordu. Belinde ve baldırında sargılar vardı. Dövüşten sonra Archon ona bazı hizmetçiler yollayıp yaralarına baktirtmıştı.
"Doğunun efsanesinden de ancak bu beklenirdi" dedi Archon yavaş adımlarla muhafızlarıyla beraber Oberyn'e doğru ilerlerken. Yüzünde tatminkar vir gülümseme vardı.
"Savaşırken cidden korkulacak bir hale bürünüyorsun Oberyn" "Korkulacak? Savaşıyorum işte. Normal bir adamdan farksız" "Normal bir adamdan farksız mı?" dedi Archon gülerek ama Oberynin suratına ne demeye çalıstığını anlamayan bir ifade koyunca ciddileşti "Farkında değil miydin Tobbo'nun kafasına arakhını saplarken 32 diş gülümsüyordun kahkaha atmana ramak kalmıştı. Benim taraftaki alkışlar suratını gördükten sonra baya azaldı"
Oberyn ne gülümsediğini hatırlıyodu ne de azalan alkışları
"Eh olabilir. Dövüşürken kontrolden çıkabiliyorum. Savaş hummasını daha önce duydun mu?" "Seninkisi hummadan çok daha fazlaydı. Neyse" dedi Archon alayla, elini cebine sokarken. Bir kese çıkartıp Oberyne attı "Bu günün ücreti" "İyi bir at sözüde vermiştin" "İstediğin zaman ahıra gidip kendine bir at seçebilirsin. Burda kalacağın süre boyuncada masraflarını ben karşılayacağım. Sarayda mı kalmak istersin yoksa kendi tutacağın bir handa mı?" Şehirde kaldığı sürece masraflarını karşılamak gibi bir şeyin bahsi geçmemişti. Archon açıkça Oberyni arenada tutup dövüşfürebildiği kadar dövüştürmek istiyordu. "Han iyi. Bildiğin iyi bir han var mı?" Oberynin ne saraydaki asillerin kendi aralarındaki oyunlarına ne de arenada adam öldürmeye vakti yoktu. Pentosta biraz daha kalıp daha sonra başka bir özgür şehre ya da olursa bir isyanı bastırmaya gitmek istiyordu.
"Aah evet bir tane var. Bütün şehri gören bir han adı Katran ve Teneke. Aslına bakarsan saray kadar konforlu değil-" "Han kâfi" dedi Oberyn aniden "Sen bilirsin" dedi Archon hafif dargın bir sesle
Oberyn keseyi kemerine bağlayıp ahıra doğru yol aldı. Orda bir süre kalıp seyisle sohbet etti. Bir tane at seçti ama yinede hazırlanmasını söylemedi. Gideceği zaman beli olmadığı için birde handa atın bakım ücretiyle uğraşmak istemiyordu.
Şehirde dolaşıp bazı araç gereçler aldı sargı mergem ve bileyk taşı gibi bunlarıda aldıktan sonra sora soruştura Katran ve Tenekeyi buldu. Oraya gidip hancıya hesabı prense yazılacağını söylediğinde hancı Oberyne kibarca kendisiyle "Taşak geçip geçmediğini" sordu ama Oberyn arakhını adama gösterince kiminle konuştuğunu anlayıp kendisine en iyi odasını vereceğini söyledi.
Oberyn aşağıda durup yemeğini yerken hizmetçiler odayı düzenleyip bir şömineyi yakmışlardı. Oberyn başlı başına bir eve benzer bir odada kalacaktı. Geçe kalmak gibi bir niyeti olmadığından hızlıca sargılarını değiştirp yaralarına merhem sürdü ve yatağa uzandı. Pentosun akşam manzarasına bakıp giderken uykuya daldı.
submitted by EmirtheDestroyer to buz_ve_atesin_dunyasi [link] [comments]


2020.09.25 01:47 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13
https://preview.redd.it/0kz6c67ul6p51.jpg?width=794&format=pjpg&auto=webp&s=7bc8d92d8aca416f0fcc48b7e09ab2bf8319b28d

Marksizm

7.2

Adalet her zaman insanlar arasında hüküm süren ruha bağlı olacaktır ve ruhun şu anda gerekli ve mümkün olduğunu, daimi bir şeyler elde etme konusunda bir biçim şeklinde billurlaşacağını ve geleceğe bir şey bırakmayacağını düşünen herhangi bir kişi sosyalizmin ruhunu hiç bilmiyordur. Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır. Zamanımız, otomatik işlev gören kurumların yaşayan ruhu ikame ettiği zaman ne ile sonuçlandığını göstermiştir. Her neslin kendi ruhuna uygun olanı cesaretle ve radikal bir biçimde sağlamasına izin verin. Daha sonraları devrimler için yine yeterli bir sebep olmalıdır ve bu devrimler, yeni ruh, kaçan ruhun rijit kalıntılarına karşı çıktığı zaman ihtiyaç haline dönüşür. Bu bakımdan özel mülkiyete karşı mücadele muhtemelen pek çok kişinin, ör. Sözde Komünistlerin, büyük ihtimalle inandığının aksine tamamen farklı sonuçlara yol açacaktır. Özel mülkiyet sahiplikle aynı şey değildir ve ben gelecekte en güzel şekilde çiçeklenen özel sahiplik, kooperatif sahipliği, topluluk sahipliği görüyorum. Sahiplik, kesinlikle sırf nesnelerin ya da en basit araçların doğrudan kullanımı olmayıp oldukça korkulan boş inanç kaynaklı her tür üretim aracıdır, ev ve toprak sahipliğidir. Bin yıllık ya da sonsuza kadar sürecek nihai hiçbir güvenlik tedbiri alınmayacak fakat büyük, kapsayıcı eşitleyiş ve iradenin yaratılması bu eşitlemeyi periyodik olarak tekrarlayacaktır.
“Sonra yedinci ayın onuncu gününde tüm toprağınızda eşitleme gününü ilan etmek için (trompet çalacaksınız?)…” Ve ellinci yılı kutsayacak ve toprağınızda oturan herkes için serbest bir yıl ilan edeceksiniz; çünkü o sizin jübile yılınızdır ve aranızdaki herkes kendi mülküne ve ailesine geri dönecektir.
“Bu herkesin kendisine ait olanı yeniden elde ettiği jübile yılıdır.”
Kulakları olan herkesin duymasına izin verin.
Trompetiniz toprağınızın her tarafından duyulsun!
Ruhun sesi, insanlar bir arada olduğu müddetçe tekrar ve tekrar çalacak olan trompettir. Adaletsizlik her zaman kendisini devam ettirmek isteyecektir ve her zaman, insanlar gerçekten var olduğu müddetçe, adaletsizliğe karşı isyan olacaktır.
Anayasa olarak isyan, kaide olarak dönüşüm ve devrim, niyet olarak ruh vasıtasıyla düzen ilk ve son kez tesis edilir; işte bu Musavari sosyal düzenin büyük ve kutsal kalbidir.
Buna yine ihtiyacımız var: ruh ile gerçekleştirilen yeni bir nizam ve dönüşüm eşyayı ve kurumları nihai bir biçim şeklinde tesis etmeyecek fakat kendisini bunların içinde sürekli iş başında ilan edecektir. Devrim toplumsal düzenimizin bir parçası olmalıdır, anayasamızın en temel kaidesine dönüşmelidir. Ruh kendisi için yeni biçimler, katı olmayan türde hareket biçimleri, özel mülkiyete dönüşmeyen, sömürü ya da kibir ile değil sadece güvence ile çalışma imkânı sağlayan sahipliği, kendinden değil ticaret ile ilişkisi bakımından değer taşıyan ve de kullanımı için koşulları içeren, günümüzde ölümsüz ve öldürücü iken süresi dolabilen ve tam da bu yüzden canlılık kazanan bir takas aracı yaratacaktır.
Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır.
Aramızda yaşama sahip olmak yerine ölümü pekiştirdik. Her şey bir nesneye ve objektif bir puta indirgendi. Güven ve mütekabiliyet yozlaşarak sermayeye dönüştü. Ortak çıkar devlet ile ikame edildi. Davranışımız, ilişkilerimiz esnek olmayan şartlara dönüştü ve orada burada korkunç kırılmalar ve kargaşalarla uzun zaman aşımlarından sonra bir devrim patlak vermiş, bu da dolayısıyla ölüm, yaşamadan ölen kurumlar ve katı, değiştirilemez gerçeklikler üretmiştir. Şimdi tesis edilebilecek tek ilkeyi, temel sosyalist kavrayışla örtüşen ilkeyi (bir eve, o evde çalışma ile üretilenden daha fazla olan hiç bir tüketici değeri girmemelidir çünkü insan dünyasında tek başına çalışmanın haricinde hiçbir değer yaratılmaz), ekonomimizde yerleştirerek tam iş yapalım. Kim vazgeçmek isterse ya da hiçbir şey sunmak istemezse o şekilde davranabilir, bu onun hakkıdır ve bu ekonomiyi de ilgilendirmez fakat hiç kimse koşullardan dolayı mülksüz kalmışsa hiç bir şey yapmaya zorlanmamalıdır. Yine de bu ilkenin tekrar uygulanması için araçları her yerde farklı olacaktır ve bu ilke sadece tekrar tekrar yeniden uygulandığı müddetçe yaşayacaktır.
Marksistler yeryüzünü sermayeye bir tür eklenti olarak görmüş ve bununla ne yapacağını hemen hiç bilememiştir. Gerçekte sermaye birbirinden oldukça farklı iki şeyden oluşur: birincisi, toprak ve toprağın ürünleri, parseller, binalar, makineler, aletler ki toprağın parçası olduğu için “sermaye” olarak adlandırılmaması gerekir; ikincisi insanlar arasındaki ilişki, birleştirici ruh. Para ya da takas aracı yardımıyla tüm muayyen malların uygun bir biçimde (bu durumda doğrudan diğeri için) ticaretinin yapılabildiği, doğrudan genel mallar için geleneksel bir sembolden başkaca bir şey değildir.
Bunun sermaye ile doğrudan hiç bir ilgisi yoktur. Sermaye bir takas aracı değildir ve bir sembol değil bir olasılıktır. Çalışan birinin ya da grubun özel sermayesi, muayyen bir zaman diliminde muayyen ürünler üretme olasılıklarıdır. Bunun için kullanılan maddi gerçeklikler, öncelikle, kendisinden daha fazla yeni ürünlerin işlenebileceği materyallerdir – toprak ve toprağın ürünleri -; ikincisi, çalışılan aletlerdir ( ayrıca toprağın ürünleridir); üçüncüsü, çalışma sırasında işçilerin tükettiği yaşam gereksinimleri, yine toprağın ürünleridir. Kişi sadece tek bir üründe çalıştığı müddetçe, o ürünü üretim sırasında ve üretim için ihtiyaç duyduğu ürün ile takas edemez; fakat çalışan tüm insanlar bu beklenti ve gerilim halindedir. Sermaye, şimdi, yalnızca umulan ürünün beklentisi ve peşin ödemesidir, itibar ve mütekabiliyet ile tümüyle aynıdır. Adil takas ekonomisinde iş talebi olan her şahıs ya da müşterileri olan her üretim grubu açlıkları ve elleri için maddi araçları, yeryüzünü ve yeryüzünün ürünlerini alır. Çünkü hepsinin mütekabil ihtiyaçları vardır ve her biri bir diğerine kendi beklenti ve gerilimden ortaya çıkan gerçeklikleri sağlar; böylelikle bir kez daha olasılık ve hazırlık gerçekliğe dönüşür vs. Dolayısıyla sermaye bir şey değildir; toprak ve ürünleri bir şeydir. Geleneksel görüş, şeyler dünyasının tümüyle müsaade edilemez ve etkili bir biçimde yanlış kopyası olduğu şeklindedir. Sanki tek ve sadece topraklardan oluşan dünya, bir şey olarak sermayenin dünyası olarak da vardı. Buna göre olasılık, ki sadece gerilim ilişkisidir, bir gerçekliğe dönüşür. Sadece bir tane objektif gerçeklik vardır, o da topraktır. Genellikle sermaye olarak adlandırılan geri kalan her şey ilişki, hareket, dolaşım, olasılık, gerilim, itibar ya da bizim adlandırdığımız gibi ekonomik işleviyle birleştirici ruhtur. Bu elbette sevgi ve nezaket gibi amatörce arzı endam etmeyecektir fakat Proudhon’un takas bankası olarak adlandırdığı amaca yönelik organları kullanacaktır.
İçinde bulunduğumuz zamana kapitalist çağ dediğimizde, bu ifade, birleştirici ruhun artık ekonomide hüküm sürmediği, fakat nesne-putun yani gerçekte bir şey olmayan bir şeyin hüküm sürdüğü, bazı şeylerin gerçekten bir şey olmadığı fakat hiç olduğu bir şey için yanlışlık yapıldığı anlamına gelir.
Bir şey olduğu düşünülen bu hiçbir şey, zengin adamın evine pek çok somut gerçeklik getirir, çünkü çok değerli [Geltung] olduğu düşünülen paradır [Geld]. Ve bu hiçbir şey söz konusu gerçeklikleri iktidar konumuna getirir. Hepsi de hiçbir şeyden değil topraktan ve yoksulun çalışmasından kaynaklanır. Çünkü ne zaman çalışma (iş) toprağa yaklaşmak istese ve nerede bir ürün bir emek aşamasından diğerine geçmek istese, tüketici sektörüne girebilmesinden önce, sahte sermaye kendisini tüm bu iş sürecine sokar ve küçük hizmetleri için sırf ödeme almakla kalmaz faiz de alır çünkü hareketsiz durmayı değil dolaşıma girmeyi çok ister.
Bir şey olduğu düşünülen ve birliğin kaybolan ruhunu ikame eden diğer bir hiçbir şey, yukarıda sık sık bahsedildiği üzere devlettir. İnsanlarla insanlar arasında, insanlarla toprak arasında, insanlar arasındaki hakiki bağ (karşılıklı çekim ve ilişki, özgür bir ruh) her nerede zayıflamışsa orada, bir engel, itiş, soğurma ve sıkıştırma olarak her yerde devreye girer. Hakiki karşılıklı çıkarın ve güvenin yerini alan sahte sermayenin vampir-benzeri yağma gücünü ifa edememesi, mülk sahipliğinin güç tarafından, devlet, devlet yasaları, yönetimi ve idaresi tarafından desteklenmiyor olsa bile haraç koyamaması gerçeği ile de ilgili olmalıdır. Fakat kişi hiç unutmamalıdır ki tüm bunlar – devlet, yasalar ve yöneticiler – insanlar için – yaşam ve eziyet imkânlarından yoksun oldukları ve birbirlerine şiddet uyguladıkları için – diğer bir deyişle insanlar arasındaki güç için sadece birer isimdirler.
O halde doğru sermaye tanımı verildikten sonra “sermaye” teriminin pek de doğru olmadığını bu bölümde gördük çünkü bu terim hakiki sermayeyi değil sahte sermayeyi belirtmektedir. Fakat biri insanlar için gerçek bağları çözmek, kabul edilmiş sözcükleri ilk kez kullanmak istediğinde bu hükümsüz de kılınamaz. Burada olan da budur.
Bu bakımdan işçiler hiç sermayeleri olmadıklarını anladığı zaman, düşündüklerinden çok daha farklı bir biçimde haklı olurlar. Sermayelerin sermayesinden, realite olan tek sermayeden – gerçi realite bir şey olmasa da – ruhtan yoksundurlar. Bu imkândan ve tüm yaşam önkoşulundan vazgeçirilmiş olan hepimiz gibi tüm yaşamların maddi koşulu da yani toprak da ayaklarının altından alınıp götürülmüştür.
Bu yüzden toprak ve ruh – sosyalizmin çözümüdür.
Ruh tarafından zapt edilen insanlar ilk önce toplum için ihtiyaç duydukları tek dışsal koşul olarak toprağı arayacaktır.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
İnsanların ürünlerini dünya pazarında ve kendi ulusal ekonomilerinde takas ettiğinde toprağın da hareketli kılındığını çok iyi biliyoruz. Toprak uzun zamandır menkul kıymetler piyasasının nesnesine, kâğıda dönüştürülmüş durumdadır. İnsanların kendi dünya pazarlarında ve ulusal ekonomilerinde bir ürünü denk bir ürün ile takas edebilmeleri halinde, diğer bir deyişle daha büyük grupların kendi tüketimlerini ve olağanüstü kredilerini birleştirerek kendilerine olanak tanımaları halinde, bu kesinlikle sonuç verecektir, kendi kullanımları için kapitalist piyasaya başvurmaksızın yeni materyallerden giderek artan miktarlarda sanayi ürünü üretebileceğini de biliyoruz. Bundan sonra insanların zaman içerisinde sadece toprak ürünlerini değil artan bir şekilde toprağın kendisini satın alabilir hale geleceğini biliyoruz. Bu tür güçlü tüketici-üretici-birliklerin sadece kendi karşılıklı kredilerini değil nihayetinde kayda değer para sermayesini de kontrol edeceğini biliyoruz. Fakat insanlar sadece bununla tatmin olsaydı, nihai kararı yalnızca tehir ederlerdi. Toprak sahipleri toprakta büyüyen veya toprak altından elde edilen her şey üzerinde, tüm insanların yiyeceği ve sanayi hammaddeleri üzerinde bir tekele sahiptir. Devletin ve para-sermayenin daima genişleyen kısmının temelleri, toprağın özel sahipliği kaldırıldığında ve mütekabiliyet sosyalist sermaye biçimi olarak gösterildiğinde yıkılır. Fakat bu noktaya ulaşmadan önce tüketici-üretici-kooperatifleri tarafından kapitalist ticaret ve endüstri ne kadar yok edilirse, devlet ve para-kapitalizmi de toprak ileri gelenlerinin tarafında o kadar güçlü yer alacaktır. Arazi sahipliği sektörü kooperatiflere kendi üretimleri için otomatik olarak tedarik sağlamayacak, bilakis ürünlerinin fiyatını neredeyse satın alınamayacak yüksek fiyat seviyelerinde artıracaktır. Zira tıpkı sermayenin de aynı şekilde sadece hayali bir hakiki cesamete sahip olması gibi toprak sadece görünüşte akışkan ya da kâğıttır. Karar anında toprak gerçekte ne ise ona dönüşür: sahiplenilen ve alıkoyulan fiziki doğanın bir parçası.
Sosyalistler toprak sahipliğine karşı mücadeleden kaçınamaz. Sosyalizm için mücadele toprak için mücadeledir; toplumsal mesele tarımsal bir meseledir.
Şimdi Marksistlerin proleterya teorisinin nasıl muazzam bir yanlış olduğu da görülebilir. Devrim bugün olsaydı, ne yapılacağına ilişkin halkın hiçbir tabakasının bizim sanayi proleterlerininkinden daha az fikri olmazdı. Serbest kalma için duydukları özlem açısından – zira serbest kalmanın ve soluklanmanın hasretini çekmektedirler fakat hangi yeni ilişkileri ve koşulları tesis etmek istediklerine dair çok az fikirleri vardır – elbette Herwegh’in eski sloganı çok çekicidir “İşin adamı, uyan! Gücünü bil! Senin güçlü kolun durursa, tüm çarklar durur”. Bu deyiş cazibelidir, olgusal gerçeklere genel bir ifade veren her şey gibi ve bu bakımdan mantıklıdır. Genel grevin berbat bir kaos üreteceği, işçiler eğer kısa bir süre bile olsa dayanabilirlerse kapitalistlerin teslim olmak zorunda kalacağı oldukça doğrudur.
Fakat bu çok büyük bir “eğer”dir ve bugün işçiler, devrimci bir genel grev durumunda kendilerine yiyecek sağlamakla ilgili muazzam zorluklara ilişkin yeterli netlikte bir resme neredeyse hiç sahip değillerdir. Yine de ani, kapsayıcı, şiddet hamleli bir genel grev devrimci sendikalara belirleyici bir gücü şüphesiz verir. Devrimden sonraki gün, sendikalar fabrikaları ve atölyeleri işgal edecek ve dünya kâr-piyasası için özdeş ürünler üretmeye devam etmek zorunda kalacak, tasarrufları ve kârları kendi aralarında bölüşecektir – ve elde ettikleri tek sonucun durumlarının daha da kötüleşmesi, üretimin durması ve tam bir imkânsızlık olduğunu görünce şaşıracaklardır.
Kâr-kapitalizminin takas ekonomisini, doğrudan sosyalist takas ekonomisine dönüştürmek tümüyle imkânsız hale gelmiştir. Bu aktarımın birden yapılamayacağı apaçıktır; eğer tedricen uygulama için bir girişimde bulunulursa, sonuç, devrimin en berbat şekilde parçalanması, hızla müteakip taraflar arasında en vahşi mücadelelerin yaşanması, ekonomik kaos ve politik despotizm olacaktır.
Ürünlerin imalatında ve dağıtımında adalet ve akıldan çok fazla uzaklaştırıldık. Her tüketici bugün tüm dünya ekonomisine bağımlıdır çünkü kâr ekonomisi tüketici ile ihtiyaçları arasına konmuştur. Yediğim yumurtalar Galiçya’dan, tereyağı Danimarka’dan, et Arjantin’den, ekmeğim için tahıl da Amerika’dan, takım elbisem için yün Avustralya’dan, gömleğimin pamuğu, botlarım için deri ve gerekli tabaklama malzemeleri, masa, sandalye, sıra, vs için tahta, hepsi Amerika’dan gelmektedir.
Zamane insanlar ilişkilerini kaybetmişler ve sorumsuzlaşmışlardır. İlişki, insanları bir araya getiren ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için birlikte çalışmasını sağlayan bir çekimdir. Bu ilişki, ki onsuz yaşayan insanlar olamayız, dışsallaştırılmış ve şeyleştirilmiştir. Tüccar ürünlerini kimin satın aldığını umursamaz; proleterya ne yaptığını veya nerede çalıştığını umursamaz; teşebbüsün doğal ihtiyaçları karşılama amacı yoktur; teşebbüsün tüm ihtiyaçları karşılayabilecek, düşünmeden, mümkün mertebe çalışmadan, diğer bir deyişle mümkün mertebe tabi kılınan öteki insanların çalışmasıyla, parayla, şeyleri mümkün olan en büyük miktarlarda elde etme şeklinde yüzeysel bir amacı vardır. Para ilişkileri yutmuştur ve dolayısıyla bir şeyden daha fazlasıdır. Amaçlı bir şeyin işareti, ki doğa dışında suni olarak işlenmiştir, artık büyüyememesi, çevresinden malzeme veya enerji çıkaramayıp sakin bir şekilde tüketilmeyi beklemesi, kullanılmadığı takdirde er ya da geç bozulmasıdır. Büyüyen şey kendi hareketine ve kendi nesline sahip olup bir organizmadır. Ve bu bakımdan para suni bir organizmadır; büyür, döl üretir, her nerede olursa olsun çoğalır ve ölümsüzdür.
Fritz Mauthner (Dictionary of Philosophy) “Tanrı” kelimesinin aslen “put” kelimesi ile özdeş olduğunu ve her ikisinin de “dökme (metal)” anlamına geldiğini göstermiştir. Tanrı insanlar tarafından yapılarak hayat bulan, insanların yaşamını kendisine çeken ve sonunda tüm insanlıktan daha güçlü bir hale dönüşen bir üründür.
İnsanoğlunun bugüne kadar fiziken yarattığı tek “dökme metal”, tek put, tek Tanrı paradır. Para sunidir ve canlıdır, para parayı doğurur ve para ve para ve para yeryüzündeki tüm güce sahiptir.
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Ancak bunu göremeyen, bugün de paranın, bu Tanrının insandan çıkmış ve yaşayan bir şeye dönüşmüş, bir şey-olmayanın, ruhtan başka bir şey olmadığını, paranın deliliğe dönüşen yaşamın anlamı olduğunu hala göremez. Para servet ihdas etmez, para servettir; kendi başına (per se) servettir, para hariç hiç kimse zengin değildir. Para gücünü ve yaşamını başka bir yerden alır; para bunları yalnızca bizden edinir; parayı zengin ve bereketli bir biçimde üretken kıldıkça kendimizi, hepimizi yoksullaştırırız ve baltalarız. İnsan kadınlardan yüz binlercesinin artık anne olamadığı neredeyse abartısız bir doğruya dönüşmüştür. Çünkü korkunç para tıpkı bir vampirin erkek ve kadından hayvan sıcaklığını ve erkek ve kadının damarlarından kanını emdiği gibi döl ve sert metal verir. Biz hepimiz dilencileriz ve yoksul garibanlarız ve budalayız çünkü para Tanrıdır ve çünkü para yamyama dönüşmüştür.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
Bizim neden çalıştığımızı öğrenmekten ve bunu uygulamaktan başka sosyalizme giden başka bir yol yoktur. Günümüz insanlarının ruhlarını sattığı Tanrı ya da şeytan için değil, ihtiyaçlarımız için çalışıyoruz. Çalışma ve tüketim arasındaki bağlantının yeniden yapılanması: işte bu sosyalizmdir. Tanrı şimdilerde çok güçlü ve her şeye kadir hale gelmiştir ki bundan böyle yalnızca teknik bir değişim, takas sisteminde reform ile kaldırılamaz.
Bu yüzden sosyalistler üyelerinin ihtiyaç duyduğunu üreten yeni topluluklar oluşturmalıdır.
Ne insanoğlunu bekleyebiliriz ne de bireyler olarak içimizdeki insanlığı bulup yeniden yaratmadığımız sürece, ortak bir ekonomi ve adil bir takas sistemi için, insanoğlunun birleşmesini bekleyebiliriz.
Her şey bireyle başlar ve her şey bireye bağlıdır. Günümüzde bizi çevreleyen ve zincirleyen şeylerle kıyaslandığında sosyalizm, insanların bugüne kadar üstlenmiş olduğu en devasa görevdir. Bu görev cebir ve zekâ da dâhil dışsal çarelerle gerçekleştirilemez.
Başlangıç noktası olarak biraz yaşamı, yaşayan ruhun dışsal biçimlerini içeren pek çok şeyi hala kullanabiliriz. Eski ortak mülkiyetin kalıntılarına, çiftçilerin ve tarla işçilerinin yüzyıllar önce özel mülkiyete geçmiş olan, asli ortak mülkiyet anılarına sahip topluluklarından ve de tarla ve zanaat işleri için ortak ekonomiyi hatırlatan geleneklerden faydalanılabilir. Çiftçinin kanı pek çok kent proletaryasının damarlarında hala dolaşmaktadır; Kent proletaryası bunu tekrar dinlemeyi öğrenmelidir. Amaç, hala çok uzak olan amaç, bugün genel grev olarak diğer bir deyişle, başkaları, zenginler, putlar ve canavarlık için çalışmayı reddetmek şeklinde adlandırılmaktadır. Genel grev – fakat elbette ki bugün ilan edildiği şekilde ve anlık başarısının çok belirsiz ve nihai başarısızlığının mutlak kesin olduğu başkaldırı ile birlikte kollar çapraz tutulu pasif genel grevden farklı olan genel grev – kapitalistlere şöyle seslenir: “En uzun kimin dayanabileceğini görelim!” Genel bir grev, evet! Fakat aktif olan bir grev, zaman zaman devrimci genel grevle ilişkili, sade dilde “yağmalama” denilenden çok farklı bir eylem. Aktif genel grev yalnızca çalışan insanların faaliyetlerinin, emeklerinin bir gıdımını bile başkalarına vermeyi reddedebildiği, sadece kendi ihtiyaçları, kendi gerçek ihtiyaçları için çalıştığı zaman muzaffer olacaktır. Bu hala çok uzaktır – fakat sosyalizmden hala çok uzak olduğumuzun, uzun, çok uzun bir yola başladığımızın farkında olmayan kim? İşte bu yüzden Marksizmin can düşmanıyız: çünkü Marksizm çalışan insanların sosyalizmle başlamalarını engellemiştir. Tamah ve zorluğun taşlaşmış dünyasından bizleri çıkaracak olan sihirli sözcük “grev” değil, “çalışmak”tır.
Tarım, endüstri ve zanaat, akli ve fiziki çalışma, öğretme ve çıraklık sistemi yeniden birleştirilmelidir; Peter Kropotkin bunu başarma yöntemlerine dair kendi kitabı Tarla, Fabrika ve Atölye’de çok değerli şeyler söylemiştir.
Halktan, tüm halktan, tüm halkımızdan umudumuzu kesmemeliyiz. Elbette bugün halklar yoktur. Devlet ve para halkın, diğer bir deyişle ruhla birleşmiş insanların yerini alırken bireyler bölünmüş insan parçalarına indirgenmiştir.
Yalnızca ilerlemeci ve ruhsal olan bireyler bir kez daha halkın ruhu ile dolduğu zaman, halkın ön bir biçimi yaratıcı insanlarda yaşadığında ve yürekleri, akılları ve elleri ile hakikatte gerçekleşme talep ettiğinde Halk, varlığa döndürülebilir.
Sosyalizm, her tür bilgiyi gerektirse de bir bilim değildir – doğru yolu yürümek adına, hurafeyi ve yanlış yaşamı terk etmek için gerekli bir koşuldur. Bununla birlikte sosyalizm kesinlikle bir sanat, canlı malzemeyle inşa eden yeni bir sanattır.
Şimdi, tüm sınıflardan kadınlar ve erkekler halka varmak için halkı terk etmeye çağrılmaktadır.
Çünkü işte görev budur: halktan umudu kesmemek fakat aynı zamanda halkı beklememek. Her kim içinde taşıdığı halk cevherine hakkını verirse, her kim kendisi gibi başkaları ile bu doğmamış tohumun ve basıncın hayali biçiminin hatırına, sosyalist düzeni gerçekleştirmek için yapılabilecek her şeyi gerçeğe dönüştürmek amacıyla birleşirse halkı halka gitmek üzere terk eder.
Sosyalizm, kendisi için birleşen, var olan adaletsizlik için en derinden tiksinti ve hakiki bir toplum oluşturma için en güçlü arzuyu ve özlem hissini duyanların sayısına bağlı olarak farklı bir gerçekliğe dönüşecektir.
O halde sosyalist haneleri, sosyalist köyleri, sosyalist toplulukları kurmak için birleşelim.
Kültür herhangi bir özel teknoloji biçimine ya da ihtiyaçların tatminine değil, adaletin ruhuna dayanır.
Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Sosyalistlerin kapitalist pazar ile mümkün mertebe irtibatlarını kestiği ve dışarıdan hala gelmesi gereken değer kadar ihracat yaptığı bu yerleşimler sadece küçük başlangıçlardır ve denemelerdir. Böylelikle insan kitleleri, topluluğun yüreğindeki neşe, kendisi ile mutmain yeni ilkel saadete imrenme ile üstesinden gelecektir ki bunlar ülke üzerinde parlamalıdır.
Gerçeklik olarak sosyalizm yalnızca öğrenilebilir; sosyalizm, tüm yaşam gibi bir girişimdir. Şiirsel sözcükler ve betimlemelerle biçimlendirmeye çalıştığımız her şey – işteki çeşitlilik, akli çalışmanın rolü, en uygun ve en az sorgulanabilir takas aracı biçimi, hukuk yerine sözleşmenin takdimi, eğitimin yenilenmesi, tüm bunlar gerçekleştirme eyleminde gerçeğe dönüşecek ve kesinlikle önceden belirlenmiş bir şablona göre düzenlenecektir.
Muhtemelen ileride, düşünce ve tahayyülde net olarak ortaya konmuş biçimlere sahip toplulukları ve sosyalizm topraklarını beklemiş ve öngörmüş olan kişileri hatırlayacağız. Realite kendi bireysel oluşumlarından farklı görünecektir fakat onların bu imgelerinden kaynaklanacaktır.
Burada Proudhon’u ve onun keskin bir biçimde tanımladığı, sözleşme ve özgürlük ülkesine dair asla belirsiz olmayan tasavvurlarını hatırlayalım. Henry George, Michael Flürscheim, Silvio Gesell, Ernst Busch, Peter Kropotkin, Elise Reclus ve başka pek çok kişi tarafından görülmüş ve tarif edilmiş birçok iyi şeyi hatırlayalım.
Hoşumuza gitse de gitmese de geçmişin varisleriyiz; gelecek nesillerin bizim varislerimiz olması için irade toplayalım ki böylece tüm yaşamımızda ve eylemlerimizde gelecek nesilleri ve çevremizdeki insan kitlelerini etkileyelim.
Bu tümüyle yeni bir sosyalizm, yeniden yeni olan bir sosyalizmdir; zamanımız açısından yeni, ifade açısından yeni, geçmişe dair görüşü açısından yeni, pek çok ruh halleri açısından da yenidir. Neyin var olduğuna yeni bir bakışla bakmamız da gerekmektedir: insan sınıflarına, kurumlara ve geleneklere yeniden bakmalıyız. Şimdilerde köylüleri tümüyle yeni bir ışık altında görüyoruz ve bize nasıl muazzam bir görev (onlara konuşmak, aralarında yaşamak ve içlerinde solan ve körelen şeyleri – dini, dışsal ya da yüce bir güce inanç değil, yaşadığı müddetçe birey insanoğlunun kendi içindeki gücüne ve mükemelleştirilebilirliğine inanç – canlandırmak ve yeniden diriltmek görevi) bırakıldığını biliyoruz. Köylünün ve toprak sahibi olmaya sevgisinin nasıl korkulan olduğunu [biliyoruz]: köylülerin çok fazla toprağı yoktur, çok az toprağı vardır ve bu onlardan alınmamalıdır, onlara verilmelidir. Fakat elbette herkes gibi onların da her şeyden önemlisi ihtiyaç duyduğu şey ortak, komünal ruhtur. Ancak onlarda bu ruh, kentli işçilerdeki kadar çok gömülmüş değildir. Sosyalist yerleşimcilerin sadece mevcut köylere gidip oralarda yaşamaları gerekmektedir ve canlanabilecekleri ve on beşinci ve on altıncı yüzyılda içlerinde olan ruhun bugün bile yeniden uyandırılabileceği görülecektir.
insanlara bu sosyalizmden yeni bir dille bahsedilmelidir. Burada birinci, ilk girişimde bulunulmaktadır. Bizler, bizler ve başkaları bunu daha iyi yapmayı öğreneceğiz. Bizler ruhsuz sosyalist biçim olan kooperatiflere ve amaçsız cesaret olan sendikalara sosyalizmi getirmek istiyoruz.
İstesek de istemesek de konuşma ile kalmayacağız; daha ileri gideceğiz. Şimdiki zaman ile gelecek zaman arasında bir boşluk olduğuna artık inanmıyoruz; biliyoruz: “Amerika ya buradadır ya da hiçbir yerdedir”. Şimdi, şu anda yapmadığımız ne varsa onu hiçbir zaman yapmayacağız.
Tüketimimizi birleştirebilir ve her tür paraziti yok edebiliriz. Kendi tüketimimiz için mal üretmek üzere bir sürü zanaat ve endüstri tesis edebiliriz. Bunda, kooperatiflerin şimdiye kadar ilerlediğinden daha ileriye gidebiliriz, zira onlar kapitalist-yönetimli teşebbüs ile rekabet etme fikrinden hala kurtulamıyorlar. Onlar bürokratik, onlar merkeziyetci; işverene dönüşmenin ve sendikalar üzerinden işçileri ile sözleşme aktetmenin dışında kendilerine yardım edemezler. Tüketici-üretici-kooperatifte her bir kişinin kendisi için hakiki bir takas ekonomisi içerisinde çalıştığı, bu ekonomi içerisinde kârlılığın değil işin verimliliğinin belirleyici olduğu; pek çok teşebbüs biçiminin, ör. küçük teşebbüsün, kapitalizmde kârsız olsa da burada tamamen verimli olduğu ve sosyalizmde hoş karşılandığı onların aklına gelmez.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar:
Yerleşimler kurabiliriz, gerçi bunlar bir çırpıda kapitalizmden tümüyle kaçamazlar. Fakat biz sosyalizmin bir yol, kapitalizmden uzak bir yol olduğunu ve her yolun bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. Sosyalizm, kapitalizmden çıkmayacaktır, ondan uzakta büyüyecektir; kendisini kapitalizme kapatacaktır.
Toprak satın alma aracı ve bu yerleşimlerin ilk işletim fonları, sendikalar ve bize katılan işçi grupları vasıtasıyla ve bize ya tamamen katılmış ya da en azından davamıza katkıda bulunan zengin adamlar kanalıyla tüketimlerimiz bir havuzda toplanarak elde edilecektir. Tüm bunları beklemekte ve bu beklentiyi ilan etmekte tereddüt etmiyorum. Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir – kendisi de bunu hissetmeyecektir bile -. Çok titiz olmayın, siz işçiler: ayakkabı, pantolon, patates, ringa balığı satın alıyorsunuz; siz, çalışan ve acı çeken insanlar, talihinizin şu ana kadar size oynattığı rol ne olursa olsun, kendi özgürlüğünüzü adaletsizlikten satın almak için gücünüzü bir araya toplamanız ve şu andan itibaren kendi topluluğunuz için ihtiyacınız olanı kendi toprağınız üzerinde yapmanız güzel bir başlangıç olmaz mıydı?
Unutmayalım: eğer doğru ruha sahipsek, o zaman toplum için ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahibizdir: bir şey hariç: toprak. Toprak için açlık başınıza gelmeli, siz büyük şehrin insanları!
Kendi kültürleri ile sosyalist koloniler toprakta her yerde, kuzeyde, güneyde, doğuda ve batıda, kâr ekonomisinin süfliliğinin ortasında, her ilde dağıldığında ve görüldüğünde, tarifsiz fakat sessiz tutumlarında yaşama sevinci hissedildiğinde imrenme giderek artacaktır. O zaman, inanıyorum ki halk ilerleyecektir. Halk görmeye, bilmeye ve emin olmaya başlayacaktır. Dış görünüşte sosyalistçe, müreffeh ve keyifli yaşamak için sadece tek bir şey eksik olacaktır: toprak. Ve ardından halklar toprağı özgür kılacak ve artık sahte tanrı için değil insanlar için çalışacaktır. Sonra? Sadece başla: en küçük ölçekte ve en az sayıda insan ile başla.
Devlet, diğer bir deyişle hala cahil olan kitleler, imtiyazlı sınıflar ve her ikisinin de temsilcileri, icrai ve idari kast, bu işe başlayanların yolu üzerinde en büyük ve en küçük engelleri yerleştirecektir. Bunu biliyoruz.
Tüm bu engeller, eğer gerçek engeller iseler, onlarla bizim aramızda en küçük bir boşluk bırakılmaması için yakın ve bir arada durmamız halinde yok edilecektir. Bunlar artık sadece beklentilerde, hayallerde, korkulardaki engellerdir. Bunu şimdi görüyoruz: zamanı geldiğinde yolumuzu her tür engelle kapatacaklardır – ve bu yüzden bizler bu arada hiçbir şey yapmamayı seçeceğiz.
Köprüyü, köprüye geldiğimizde geçeceğiz! Şimdi ileri doğru hareket edelim ki böylece çoğalalım.
Hiç kimse halka şiddet uygulayamaz, bu halkın kendisi hariç.
Ve halkımızın büyük bir kısmı adaletsizliğin ve kendilerine bedenen ve ruhen zarar verenin tarafını tutacaktır çünkü ruhumuz yeterince güçlü ve ikna edici değildir.
Ruhumuz ateş almalı, aydınlatmalı, baştan çıkarmalı ve cezbetmelidir.
Konuşma bunu hiçbir zaman tek başına başaramaz; en güçlü, öfkeli ya da en nazik konuşma dahi yapamaz.
Sadece örnek, bunu başarabilir.
Örneklemeliyiz ve yol göstermeliyiz.
Örneklemek ve Fedakârlık ruhu! Geçmişte, günümüzde ve gelecekte, bu şekilde yaşamayı sürdürmenin imkânsızlığından dolayı her daim isyanda olan bu düşünceye fedakârlık üstüne fedakârlık yapılacaktır.
Şimdi, doğru yaşam biçimi için örnek sunmak üzere başka tür fedakârlıklar, kahramanca olmayan, sessiz, etkileyici olmayan fedakârlıklar yapmak gerekmektedir.
Sonra az olan çoğa dönüşecek ve çok olan da az olacak. Yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce -çok az çok az!
Yine de engeller aşılacak zira doğru ruh sahibi olanlar kurarak en güçlü engelleri yok edecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir.
Ve nihayet, nihayet çok uzun zamandır parlamış ve alevlenmiş olan sosyalizm, en sonunda ışık yayacak. Ve insanlar ve halklar büyük bir kesinlikle bilecekler: sosyalizm ve sosyalizmi gerçekleştirecek araçlar, tümüyle ve topyekûn, kendi içlerindedir, onların arasında bulunmaktadır ve sadece tek bir şeyden yoksundurlar: toprak! Ve toprağı özgür kılacaklar çünkü hiç kimse halka engel çıkarmayacak zira halk artık sosyalizme gölge etmeyecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir. İnsanların slogan atmasına ihtiyacımız var; bu yaratıcı arzu ile dolmuş herkese ihtiyacımız var; eylem adamlarına ihtiyacımız var. Bu sosyalizm çağrısı, ilk başlangıcı yapmak isteyen eylem adamlarına ithaf olunur.
Bu kelimeleri ve kelimelerin arkasındaki hissiyatı hâlihazırda kendisine ithaf edildiği zaman duymamış olan herkese şimdi kısmen söylenmesine izin verin: insanların bizleri anlayabilmesi için benzeri pek çok fikri seslendirdiğimiz ve yanlış uygulanmış ya da yetersiz eğreti, güncel kelimeleri reddettiğimiz gibi, aynı durum bu kelimenin, sosyalizmin başına da gelebilir. Belki de bu çağrı daha iyi, daha derin ve daha ümit verici bir kelime bulma yolunun da başlangıcıdır. Herkes hâlihazırda bilmelidir ki sosyalizmimizin kırsal, pastoral barış ile sırf ekonomiye ve hayatın gerekleri için çalışmaya adanmış geniş bir yaşam arzusuyla ya da muhteşem rahatlıkla hiçbir ortak yanı bulunmamaktadır. Burada ekonomiden çok konuşuldu; ekonomi kendi yaşamımızın temelidir ve öyle dönüşmelidir ki hakkında az konuşulur hale gelsin. Selam olsun içinde olduğumuz bu zamanda hiç bir ekonomiye ve hiçbir mekâna katlanmayan siz avarelere, berduşlara ve serserilere. Selam olsun yaratıcılığı zamanı aşan sanatçılara. Selam olsun yaşamlarını soba borusunda pörsütmek istememiş siz eski savaşçılara! Bugünün savaş, savaş tehditleri ve vahşilik dünyasında ne varsa hepsi neredeyse tümüyle kimsesizlik ve tamahın yalnızca kaba bir maskesidir: kişilik, vefa ve şövalyelik ender bulunur hale gelmiştir. Selam olsun, hiçbir kelimenin dışarı çıkmadığı kalplerinin derinliklerinde önerileri olan siz kekemelere, siz sessiz olanlara: bilinmeyen yücelik, konuşulmayan mücadeleler, ruhun derinden acı çekişi, delişmen neşeler ve kederler şu andan itibaren hem bireyler hem de halklar açısından insanoğlunun talihi olacaktır.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar: orada burada, kendi bildiklerinden daha fazlası olan çocuk kalpli insanlar yaşıyor. Her birinin içinde bir gün yeni insanları ele geçirecek ve şekillendirecek ve ileri sürecek inanç ve büyük neşe ve büyük acının kesinliği yaşıyor. Acı, kutsal acı: gel, ah gel yüreklerimize! Bulunmadığın yerde barış asla olmayacak. Siz hepiniz – ya da o zamanlar çok mu azdınız?- rüyanın güldüğü ve ağladığı siz hepiniz, eylem soluyan siz hepiniz, içinizde derin coşkuyu hisseden siz hepiniz, günümüzde çevremizde olan hırpani saçmalık ve süflilik için değil sefalet ve zorluk denen dava ve delilik ve gerçek sıkıntı için umutsuzluğa kapılmak isteyen siz hepiniz, bugün yalnız olan ve içinde içsel bir biçim, imge ve bastırılmış yaratıcı enerji ritmi barındıran siz hepiniz, yüreklerinizden buyurabilen siz hepiniz: sonsuzluk adına, ruh adına, hakiki yol olmak isteyen imge adına insanoğlu helak olmasın. Bugün kendisine zaman zaman proletarya, zaman zaman burjuva, zaman zaman yönetici kast denen gri-yeşil, kalın çamur ve her yerde, yukarıda ve aşağıda bulunan tiksindirici kütleden başka bir şey değildir. İnsanlar tarafından çarpıtılan bu korkunç itici tamahın, doymuşluğun, yozlaşmanın bundan böyle bizi kirletmesine ve boğmasına izin verilemez: hepsi sosyalizme çağrılmaktadır.
Bu bir ilk sözdür. Daha da fazlası söylenmelidir. Söylenecektir. Burada çağrılan ben ve diğerleridir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5545
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.19 02:40 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 12

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 12

https://preview.redd.it/bwzck3g5uuh51.png?width=854&format=png&auto=webp&s=1fafe6187a0c586b939eb4c4a049739b01cd5096

Marksizm

7.1

İçinde bulunduğumuz zaman Proudhon’un 1848’de tarif ettiğinden farklı bir hal almıştır. Mülksüzleştirme her bakımdan artmıştır. Sosyalizmden altmış yıl öncesine göre daha uzağız.
Altmış yıl önce Proudhon, bir devrim anında, bütünü yeniden şekillendirme arzusu anında halkına o an için ne yapılması gerektiğini söyleyebilirdi.
Bugün halk ayaklansa bile, o zaman çok önemli olan bir husus artık tek başına belirleyici olmaz. Ayrıca iki bakımdan tam bir halk artık yoktur: adına proleterya denilenler kendiliğinden bir halkın cisimleşmiş hali hiçbir zaman olamayacaktır, öte yandan uluslar, üretim ve ticarette birbirlerine o kadar bağımlıdırlar ki tek bir halk artık halk değildir. Fakat insanoğlu birlikten uzaktır ve yeni küçük birimler, topluluklar ve halklar tekrar vücut bulana kadar da birlik olamayacaktır.
Proudhon, özellikle ruhsal ve psikolojik yaşamın yükselme anında ve de her devrime eşlik eden bireylerin orjinalliği ve kararlığı anında ve dönemin Fransa’ya has koşullarında (ki önemli bir parasal ve iştirak kapitalizmi ülkesi olmasına rağmen halen daha büyük sanayi kapitalistlerinin ve büyük toprak sahiplerinin ülkesi değildi) tamamen haklıydı. Faiz ile zenginleşmenin devri daimini ve ortadan kaldırılmasını her reformun köşetaşı ve en hızlı, adamakıllı ve acısız bir başlangıç yapılabilecek nokta olduğunu dikkate almakta haklıydı.
Gerçekten de haksız zenginleşmenin, sömürünün, kendileri için değil de başkaları için çalışan insanların ortaya çıktığı koşullarımızın üç noktası bulunmaktadır. Tıpkı fizik, kimya ya da astronomideki hareketlerde olduğu gibi toplumsal süreçlerin hareketinin her noktasında önemli olan işte bu tür bir sabit kaynak ve daimi sebeptir. Özgün bir sebebi her hangi bir geçmişte ya da ilkel koşulda soruşturmak her zaman yanlış ve verimsizdir: Hiçbir şey sadece bir kez meydana gelmez, her şey daimi bir oluş içerisindedir ve hiçbir orijinal şey yoktur, sadece sabit hareketler ve sabit ilişkiler vardır.
Ekonomik köleliğin üç ana özelliği aşağıdadır:
Birincisi, toprağın özel mülkiyetidir. Bu, mülksüzleştirilmiş, yaşamak isteyen şahsın, kendisini toprağı sürme ve dolaylı ya da dolaysız toprağın ürünlerini kullanma olanağından yoksun bırakan kişiye karşı izin isteyici, bağımlı bir tavır sergilemesi ile sonuçlanır. Toprağın özel mülkiyetinden ve onun doğal sonucu olan mülkiyetsizlikten kölelik, itaat, haraç, faiz, proletarya çıkar.
her tür para hırsızlığı diğer herhangi bir malın hırsızlığı kadar cereyan edebilir ve ayrıca hırsızlık bir tür iştir, aslında çok yorucudur ve genelde oldukça kârsız ve iyi bir toplumda pek de zevkli bir iş değildir. Buradaki amaç daha ziyade modern paranın zararlılığının sadece faiz-getiren değerinde değil tükenemezliğinde ve devamlılığında ve tüketimdeki yok olmama halinde yattığına işaret etmektir. Paranın salt bir iş-fişi haline dönüşmesi ve artık bir emtia olmaması halinde zararsızlaştırılabileceği fikri tamamen yanlıştır
İkincisi, her ihtiyaca süre tahdidi olmaksızın ve değiştirilmeksizin hizmet eden bir takas aracı ile takas ekonomisinde malların dolaşımıdır. Altın bir taş, yüzyıllar boyunca değişmeden durmasına rağmen sadece ona sahip olmayı kıymetli gören, mücevher ya da gösteriş ihtiyacını tatmin etmek adına ona sahip olmak için emeğinin ürünlerinden vazgeçmeye istekli olan kişi açısından bir değere sahiptir. Malların çoğu atıl kalarak ya da kullanılarak maddi değerini de kaybeder ve tüketimde hızlıca yok edilir. Bu mallar takas amacıyla, karşılığında aynı amaçla üretilmiş eşyanın kullanımını elde etmek için üretilir. Para çok önemli bir istisnadır, zira takas edildiği halde gerçekte kullanılmaz. Para teorisyenleri tarafından bunun aksini söyleyen açıklamalar aksine kötü bir vicdanı yansıtır. Buna göre bir ürünün eşit değere sahip bir ürünle takas edilmesinin beklendiği adil bir takas ekonomisinde paramıza mütekabil bir dolaşım aracı gerekecektir ve muhtemelen buna “para” denecektir. Ancak bu, paramızın belirleyici niteliğine – mutlak değere sahip olma ve de başkalarının aleyhine onu kazanmayan kişilere hizmet etme niteliğine – sahip olmayacaktır. Burada konu dışında tutulacak olan, hırsızlık ihtimali değildir; her tür para hırsızlığı diğer herhangi bir malın hırsızlığı kadar cereyan edebilir ve ayrıca hırsızlık bir tür iştir, aslında çok yorucudur ve genelde oldukça kârsız ve iyi bir toplumda pek de zevkli bir iş değildir. Buradaki amaç daha ziyade modern paranın zararlılığının sadece faiz-getiren değerinde değil tükenemezliğinde ve devamlılığında ve tüketimdeki yok olmama halinde yattığına işaret etmektir. Paranın salt bir iş-fişi haline dönüşmesi ve artık bir emtia olmaması halinde zararsızlaştırılabileceği fikri tamamen yanlıştır ve serbest ticaretin bürokratik otoriteyle ikame edileceği ve kimin ne kadar çalışmak ve tüketmek zorunda olduğunun belirlendiği devlet köleliğinde bir anlam taşır. Fakat aksine serbest takas ekonomisinde para diğer tüm emtialar gibi olmalıdır ki bugün esasen emtiadan farklıdır ve hala genel bir takas aracı olarak durmaktadır: diğer tüm emtialar gibi çifte takas ve tüketim niteliği taşımaktadır. Adil bir takas toplumunda bile takas aracı tüketilemezse ve zamanla değerini kaybetmezse zararlı büyük miktar sahipliğini ve dolayısıyla yan hakları elde etme ihtimali düşünülmeden reddedilemez. Gerçi bilinen tarihte, büyük toprak sahipliği ve sonuç olarak tüm sömürü biçimlerinde veraset ve benzeri (aygıtlar) iktidar ve devlet koruması ile kıyaslandığında yalnızca tali bir rol oynadı. Bu bakımdan Silvio Gesell’in önerisi (yani günümüzde olduğu gibi yıllar geçtikçe değer kazanmayan, aksine başından itibaren gittikçe değer kaybeden, böylelikle kişinin bir malı karşılığında elde ettiği bir miktar paranın mümkün olan en kısa zamanda tekrar bir ürün için takas etmenin haricinde hiçbir baskılayıcı bir çıkarının olmayacağı bir para çeşidi bulmak) değerlidir. Silvio Gesell, Proudhon’dan bir şeyler öğrenmiş, onun büyüklüğünü tanımış ve onu temel alarak bağımsız bir şekilde daha ileri fikirlere ulaşmış çok az kişiden biridir. Bu yeni paranın dolaşım akışına nasıl canlı bir hareketlilik getireceğine dair, nasıl üretim ve takas aracını elde ederken hiç kimsenin tüketim harici bir çıkarının olmayacağına ilişkin tarifi, tamamen, hızlı para dolaşımının kamusal ve özel yaşamda nasıl neşe ve canlılık getirdiğini, öte yandan piyasadaki bir tıkanmanın ve daimi paranın yavaş dolaşımının da enerjimizin durmasına ve ruhumuzun durağanlaşmasına sebep olduğunu öğreten Proudhon’un ruhundan kaynaklanmaktadır. Yağma tehlikesi barındırmayan objektif bir takas aracının bulunup bulunmayacağı – bu sorunun sorulmasıyla ilgili en önemli şey sadece sorulabilmiş olmasıdır – geleceğe ait bir mesele değildir. Aksine mesele para dolaşımının diğer iki noktayı belirleyici bir şekilde etkileyen kalkış noktası olup olmadığı ya da olup olamayacağıdır. Ancak burada şunun söylenmesi gerekir: eğer tarihin belirli bir noktasında, ki 1848’de Fransa’da olan buydu, mütekabiliyet takas ekonomisine sokulduysa, bu, büyük toprak sahipliği ve artı-değerin sonunu imlemiş olmalıdır.
Ekonomik köleliğin üçüncü kilit özelliği, buna göre, artı değerdir. İlk olarak söylenmesi gereken şey şudur: eğer kişi bununla ne demek istediğini net olarak ortaya koyup bu tanımına sıkıca bağlı kalmazsa değer kavramı ile pek çok fitne çıkarılabilir. Değer ifadesi anlamında bir talep taşır; bu anlam, kişi potansiyel alıcının cevabının fiyatın söylenmesini, ardından oluştuğunu düşündüğünde netleşir. Bu bakımdan değer öncelikle keyfilikten kaçınır. Fiyatı doğru değer, gerçek değer bağlamında gördüğümüz zaman kavramı biraz daha fazla daraltırız. Değer, fiyat ne olması gerekiyorsa odur, fakat öyle değildir. Bu ilişki her malın fiyat-ilişkisinde bulunur. Bu anlamda “değer” ifadesi, bu sözcüğün kullanımına dikkat eden herkesin fark ettiği gibi, fiyatın değere eşit olduğu, ya da diğer bir deyişle tüm gerçek iş ücretlerinin toplamının malların nihai hallerinin fiyatlarının toplamına eşit olduğu ideal, ya da toplumsalı talebi içerir. Elbette bireyler olarak karşıt duran insanlar her avantajı, sadece malın değil arzu edilen ürünlerin ender bulunurluğunu, özel sebeplerle artan talebin, tüketicinin cehaletinin vs. avantajını da sömürdüğünden hakikatte söylenen fiyatın toplamı ücretlerin toplamından daha fazladır. Belirli kategorilerdeki işçiler bazı koşullar altında bu muayyen avantajların bir kısmından, daha yüksek “maaş” biçiminde yararlanırlar. Eşit derecede yorucu işte çalışan kardeşlerinin maaşları ile kıyaslandığında bu yüksek maaşla çalışan işçilerin avantajı sadece ücret olmaz. Kâr da avantajlıdır. Kompleks ekonomik yaşamın hiçbir detayı, çalışmanın ürettiği her şeyi sadece ücretiyle satın alamayacağı gerçeği ile ilgili hiçbir şeyi değiştiremez. Aksine, kârın satın alım gücü için dikkate değer bir bölüm bırakılmıştır. Yukarıda da önerildiği üzere, hâlihazırda piyasaya mal olarak girmiş üretimin ara aşamaları burada ele alınmamıştır. Çünkü kişi meseleye yakından bakacak olursa malların kapitalist bir üretici tarafından ücretlerle ya da kârla değil sermaye ile (ki bunu yakında daha detaylı göreceğiz), itibar ya da mütekabiliyet yerine sızan bir şeylerle, başka bir kapitalist üreticiden satın alındığını görür. Elbette çalışma (iş), nihayetinde bu sermaye için faizi sağlamak zorunda olandır. Fiyatlarda saklanmıştır ve hâlihazırda yukarda mülkiyetten kaynaklanan kâr şeklindeki bir başka biçim olarak adlandırılmıştır. Zira sermaye akışkan ve hareketli kılınan mülk-sahipliğinin dolaşım ve emek üzerinden elde edilen ürünlerinin biçimidir. Sermaye, görünüşte mülk sahibi olmayanlar açısından bile hala oluşum sürecinde olan bir ürün için maaşları artırma veya bir ürünün bir işleme sürecinden diğerine geçişi sırasında maaşları emeğe ödeme yahut bu ürünlerin ticaretini yapma ve bu ürünleri depoda tutma yoluyla ürünleri edinme aracıdır. Yakında sermayenin bu farklı biçimlerini ve sermayenin şey-gerçeklik, hakiki ruh gerçekliği ve sahte sermaye şeklindeki ayrımlarını ele alacağız.
Eğer birdenbire, devrimin büyük anı siz halklara denk gelirse, her biriniz, ne yapardınız? Dünyada, her ülkede, her ilde, her toplulukta, hiç kimsenin bir daha açlık çekmemesini, hiç kimsenin donmamasını, hiçbir erkek, hiçbir kadın ve hiçbir çocuğun yetersiz beslenmemesini nasıl sağlamak isterdiniz?
Bu bakımdan değer dediğimiz şey sadece toprağı iyileştirmek ve yeryüzünün ürünlerini çıkarıp işlemek için çalışma yoluyla ortaya çıkar. Fakat işçiler kendilerini kiralamaya, kendi iş kazanımlarının sonuçlarını başkalarına ticari kullanım için belli bir tazminat karşılığında teslim etmeye zorlanırlarsa ürettikleri ürünlerin değeri ile kendi kullanımları için satın aldıkları ürünlerin fiyatı arasında bir orantısızlık hâsıl olur. Burada, ister işçilerin kendilerine yapılan ödemelerde – maaşları çok düşüktür – isterse satın alımlarında – mallar çok pahalıdır – tam olarak soyuldukları nokta göz ardı edilebilir. Ana mesele, mutlak miktarları değil ilişkiyi düşünmektir – ki bu örnekte ilişki orantısızlıktır – ve kapitalistlerin tüm kârının zorlu koşulları nedeniyle işçileri kabul etmeye zorladıkları indirimden, hangi noktada olurlarsa olsunlar, işçilerin çalışmasının veriminden kaynaklandığını, diğer bir deyişle, işçilerin ücretlerinde yapılan indirimin ya da azaltılmış değerlerinin kapitalistlerin kârlarına veyahut artı değere eşit olduğunu hatırlamaktır. Burada hangi noktada kârın kapitalistlere aktığı da incelenmemiştir. Ne de bu sorunun yanlış bir şekilde sorulup sorulmadığına yakından bakan bir araştırmadır bu. Çünkü bu soru da bir kez daha karşılıklı ilişki yerine mutlak olanı koymaya kalkışmaktadır. Yalnızca kârın mülk-sahiplerine, para-kapitalistlerine, müteşebbislere, tüccarlara ve onların tüm yardımcılarına, memurlara, “aklî” (mental) işçilere ve kapitalizmde ayrıcalıklı bir pozisyonda bulunan başkalarına çeşitli oranlarda dağıtıldığına dikkat çekilmiştir. Ve ayrıca bunun inşa meselesi olduğu da vurgulanmalıdır. Gerçi bu inşaalar tümüyle gereklidir: kapitalizmde rolü olan kişilerin gelirlerinin tamamı kar değildir, onlar da iş yaparlar. Ve “işçilerin” tükettiği her şey emek ücreti değildir; onlar da, genellikle çok az oranlarda da olsa kâr ekonomisine katılırlar. Çalışmayı (işi) verimli ve verimsiz olarak ve – aynı olmasa da – üretilen malları gerekli ve lüks mallar olarak ayırmak çok ileri gitmek olur. Burada, kapitalizm içerisinde yer alan pek çok ayrıcalıklı kişinin sadece biraz iş yapmakla kalmayıp şüphesiz verimli iş de yaptığına işaret edilmelidir, tıpkı işçilerin de tam ya da kısmen verimsiz iş görmesi gibi. İkinci olarak, işçilerin tüketimine sadece gerekli olan mallar değil lüks mallar da girer. Tüm bu detaylar, ki hepsi zamanımızın gerçek yaşamı için büyük önem taşır, burada zikredilebilir. Burada mesele, işçilerin ve işçilerin sendikalarının ücret meselesi üzerindeki tek taraflı vurgusunun Marksistlerin yanlış artı değer kavramı ile ilişkili olduğunu gösterme meselesidir. Yukarıda maaş ve fiyatın nasıl birbiri ile bağlantılı olduğunu gördük; şimdi de sözde artı değerin teşebbüsten doğan mutlak bir miktar olduğu ve buradan sermayenin diğer kategorilerine aktığı [iddiasının] tümüyle yanlış olduğunu gösterdik. Artı değer, maaş ve fiyat gibi bir ilişkidir ve belli bir noktada değil, ekonomik sürecin tüm akışlarında meydana gelir. Marksizm’in teşebbüs üzerindeki, özellikle sanayi teşebbüsleri üzerindeki çok önemli odağı burada tartışılan yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Marksistler bu konuda kapitalizmin Arşimedik noktasını keşfettiklerine inanmaktadırlar. Hakikat ise basitçe şudur: kârların cem-i cümlesi çalışmadan çıkartılır ya da diğer bir deyişle mülkün hiçbir verimliliği ve kapitalin hiçbir verimliliği yoktur, sadece çalışmanın verimliliği vardır. Bu bilgi aslında sosyalizmin bilgisinin temel bir noktasıdır ve Marksistler sırf bu bilgi yüzünden ki bu bilgiyi diğer tüm sosyalistlerle paylaşırlar, – Proudhon, Bastiat ile gerçekleştirdiği muhteşem polemiklerinde ve diğer pek çok yerde bunun klasik ifadesini ortaya koymuştur – kelimenin en geniş anlamıyla kendilerine sosyalist diyebilirler. Şunu da bilirler: mülk ve sermayenin kârlılığı, gerçekte emeğin verimliliğine karşı hırsızlık olan bir şey için sadece aldatıcı bir biçimdir. Fakat bu temel bilgiden yola çıkarak Marksistler kendi teorilerinde ve sendikacılar da kendi eylemlerinde, bu en cüretkâr yanlıştan sonuçlar çıkarmıştır. Marksistler bir davaları olduğu için, esas, mutlak bir davaları olduğu için buna inanmıştı. Onlar açısından iş, iş koşulları ve üretim süreçleri o andan itibaren her şeyi ve dolayısıyla materyalist tarih kavramlarının, gelişme yasalarının, sabit temerküz ve büyük kriz ve çöküş beklentilerinin, vs. kaba yanlışlığını açıklayan son işti. Sadece çok daha fazla araştırmaları gerekecekti – o halde işçilerin sıkıntıları nereden kaynaklanmaktaydı? – ve toprak sahipliği ve paranın süresinin dolmaması ve tüketilemezliği meselesi ile karşılaşacaklardı. Ve ardından sıra devlete ve ruha ve iniş çıkışlara gelecek ve devlet ve sermaye ve özel mülkiyeti de kapsayan koşulların kendi davranış biçimimizde mevcut olduğunu ve nihayetinde her şeyin bireylerin ilişkilerine ve bu bireylerin kurumlarla olan enerjilerine bağlı olduğunu bulacaklardı. Bu da enerjinin ve genellikle eski nesillerin bireylerinin güçsüzlüğünün katılaşmış kalıntıları zaman üzerine ağır bir yük olarak biner. Bakış açısına ve tasvire (imagery) istinaden kişi, ekonomik koşullar, siyasi ilişkiler, din, vesaireye bir bütün olarak, ya ağır üst yapı ya da bir dönemin bireyleri için yaşamın temeli adını verebilir. Fakat ekonomik ya da toplumsal “koşullar”ı bir zamanın “maddi” temeli ve ruh ve biçimlerini de sadece “ideolojik üstyapı” ya da kopyalama ve ayna-imgesi olarak ele alırsa bu görüş asla yanlış olmaktan öte bir şey olamaz. Artı değer bilgisi olarak bu tür bir önem verişin, yani özel mülkiyetin ve para-kapitalin emeğin yağmacısı olarak teşhirinin bu denli yıkıcı oluşu artı değerin “kaynaklandığı” yeri keşfettiklerine dair duyulan yanlış inançtı. Artı değer dolaşımda bulunur; artı değer bir malın satın alınımında, bir işçinin az ya da çok tüketimdeki ödemesin kadar meydana gelmektedir. Yine de bir başka şekilde ifade edilerek – sadece imgelerle konuşabileceğimiz için hakikat, çeşitli bakış açılarına göre tarif yapma girişimleri ile çevrelenmelidir ve bu yaklaşımdan daha çok yararlanmamız gerekmektedir; daha karmaşık ve parçalanmış olanlar kapsayıcı genellemelerimizde yakalamak istediğimiz fenomenlerdir – : Artı değerin sebebi çalışma değil, işçilerin zorluklarıdır. Yukarıda da söylendiği üzere çalışan insanların zorluğu, üretim sürecinin dışında bulunmaktadır. Hepsinden daha çok bu zorluğun vesairenin sebebi daha ziyade tüm kâr ve toprak sahipliği ekonomisinin dolaşımında yatmaktadır. Buna göre bu kabuklardan sebeplerine doğru, buralarda hareket eden ve bunlar tarafından hareket ettirilen veya kendilerinin bunların hareketlerinde engellenmesine izin veren insanların niteliğinde ve sonra bunlardan önceki nesillerin insanlarına giden dolaşımda bulunmaktadır. Artı değerin kökeninin nihai sebebi kapitalist üretim süreci değildir; insan ilişkileri için nihai bir sebebe ihtiyaç duyan bilim adamları kesin olarak şunu kaydetmelidir: Adem sondan bir önceki ve en sondur ve muhteşem güzellikteki mutlak olan Tanrı’nın kendisidir. Ve Tanrı, altı tam gün boyunca, kendi mutlaklığına karşı dahi sadakatsizleşir zira gerçek bir mutlakçı, çalışmak için kendisinin fazlasıyla iyi olduğunu düşünür. Tahtının yani kendisinin üzerine oturur ve kendisine ve kendi kendine ben dünyayım der!
Kapitalist üretim süreci, çalışmanın özgürleşmesi için sadece olumsuz anlamda kilit noktasıdır. Kapitalist üretim süreci daha fazla gelişme göstererek ve kendisine içkin yasalarıyla sosyalizme yol açmaz; işçilerin üreticiler olarak rollerindeki mücadeleleri üzerinden emek lehine kararlı bir şekilde dönüştürülemez. Bu, ancak ve ancak işçiler kapitalist üreticiler olarak rollerini oynamaktan vazgeçerlerse mümkün olacaktır. Herhangi bir insan hatta işçi bile kapitalizm yapısı içerisinde ne yaparsa yapsın her şey onu kapitalizm engelinin daha da derinlerine çeker. Bu rolde işçiler de kapitalizmin katılımcılarıdır. Gerçi işçilerin çıkarları kendileri tarafından seçilmiş değildir fakat bu çıkarlar kendilerine kapitalistler tarafından aşılanmıştır ancak her elzem şeyde, konumlandırıldıkları yerin adaletsizliğinin sırf avantajlarını değil dezavantajlarını da alırlar. Özgürlük sadece aklen ve fiziken kapitalizmden çıkabilen, kapitalizm içerisinde rol oynamaya son veren ve insan olmaya başlayan kişiler için mümkündür. Kişi bundan böyle gerçek olmayan kâr ve piyasası için çalışmayarak, ihtiyaç ve çalışma, açlık ve eller arasındaki bastırılmış gerçek ilişkiyi sağaltarak (restore) adam olmaya başlar. Yapılması gereken, temel sosyalist anlayıştan – yalnızca çalışma değer üretir – doğru sonucu çıkarmaktır ve sonuç: faiz piyasasından uzaktadır! Çalışma piyasası ve ruhu, çalışma ile tüketim arasındaki ilişki ve çalışma nedeni yine de tesis edilmek zorundadır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır. Ve onların yanı sıra insanlar sadece kendi aralarında düzgün bir şekilde süregiden şeyleri düzenlemeye ihtiyaç duyarlar. Ve insanlar neye ihtiyaç duyuyorlarsa ona sahip olacaktır ki böylece her biri sadece kendisi için çalışabilsin; yani hepsi birbirini değil doğayı sömürecektir.
Bugün sosyalizm çağrısı herkese gitmektedir. Bu herkesin bu çağrıya cevap vereceği ya da verebileceği inancıyla değil bazılarına, herkesin yeni başlayanlar cemiyetine ait oldukları bilincine sahip olmaları için yardım etme temennisi ile yapılmaktadır.
Böyle yaşamaya artık katlanamayan ve katlanmayacak olanlar burada çağrının yapıldığı kişilerdir. Kitlelere, insanoğlunun halklarına, yöneticilerine ve tebaalarına, varislerine ve ıskat edilmiş olanlara, imtiyaz sahiplerine ve aldatılmışlara şu söylenmelidir: ekonominin topluluklarda birleşmiş insanların ihtiyaçlarını karşılamak yerine kâr için yürütülmesi zamanımızın devasa, bastırılamaz utancıdır. Tüm militarizminiz, tüm devlet sisteminiz, tüm bu özgürlükleri bastırmalarınız, tüm sınıfsal nefretiniz sizi yöneten acımasız ruhtan gelmektedir. Eğer birdenbire, devrimin büyük anı siz halklara denk gelirse, her biriniz, ne yapardınız? Dünyada, her ülkede, her ilde, her toplulukta, hiç kimsenin bir daha açlık çekmemesini, hiç kimsenin donmamasını, hiçbir erkek, hiçbir kadın ve hiçbir çocuğun yetersiz beslenmemesini nasıl sağlamak isterdiniz? Sadece en temel ihtiyaçlardan konuşmak için! Ve devrim ya sadece tek bir ülkede patlak verseydi? Ne işe yarayabilirdi? Hangi hedefi amaçlayabilirdi?
İşler artık kişinin bir ulusun insanlarına seslenebileceği gibi değildir: Toprağınız ihtiyaç duyduğunuz yiyeceği ve sanayi ham maddelerini yani çalışmayı ve takası üretir! Birleşin, siz yoksul insanlar, birbirinize itibar edin; mütekabiliyet sermayedir; para-kapitalistlerine ve müteşebbis patronlara ihtiyacınız yoktur; şehirde ve ülkede çalışın: çalışın ve takas edin!
Büyük, kapsayıcı tedbirlerin bütünü etkileyeceği bir an beklenilse bile işler artık öyle değildir.
Devrim anında muazzam bir kafa karışıklığı, hakiki bir vahşi kaos, çocuksu bir acizlik hasıl olabilir. İnsanoğlu kapitalizmin tepe noktasına – dünya kr piyasasına ve proleteryaya- ulaştığı bu zamanın haricinde hiçbir zaman daha fazla bağımlı ve zayıf olmamıştı!
Hiçbir dünya istatistiği ve hiçbir dünya cumhuriyeti bize yardım edemez. Kurtuluş sadece halkların topluluk ruhundan yeniden doğması ile gelebilir!
Sosyalist kültürün en temel biçimi bağımsız ekonomileri ve takas sistemi ile birlikte topluluklar cemiyetidir. Bizim insan refahımız, varlığımız şimdilerde hayatta kalmış tek doğal grup olan bireyin birliği ile aile birliğinin her toplumun temel biçimi olan topluluklar birliğine bir kez daha yoğunlaştırılması olgusuna dayanır.
Bir toplum istiyorsak o zaman onu inşa etmeliyiz, onu uygulamalıyız.
Toplum, toplumların toplumlarının toplumudur; cemiyetlerin cemiyetlerinin cemiyetidir; milletler topluluklarının milletler topluluklarının milletler topluluğudur; cumhuriyetlerin cumhuriyetlerinin cumhuriyetidir. Sadece özgürlük ve düzen vardır, sadece ruh, öz-yeterlilik ve toplum olan bir ruh ve birlik ve bağımsızlık vardır.
Hiç kimsenin işine karışmasına izin vermeyen bağımsız birey, dünyası ev ve işyeri ile birlikte ailenin ev topluluğu olan kişi; otonom yerel topluluk; gelmiş geçmiş en az görev sayısına sahip olan, daha kapsayıcı gruplarla birlikte hiç olmadığı kadar geniş ilçe ya da topluluklar grubu vs. – işte bir toplum böyle görünür; bu tek başına, uğruna çalışmaya değer, hepimizi sefaletimizden kurtarabilecek olan sosyalizmdir. Günümüzde var olmayan özgür-ruh birliği için vekil olarak baskıcı hükümet sistemini devletlerde ve devlet gruplarında daha da genişletme ve bunların alanlarını daha önceden gerçekleşmiş ekonomi sahasına doğru yeniden uzatma girişimleri faydasız ve yanlıştır. Her orijinal niteliği ve faaliyeti boğan bu polis sosyalizmi halklarımızın topyekûn mahvına mühür vuracak ve tamamen dağılmış atomları mekanik bir demir halka ile bir arada tutacaktır. Doğal bir birlik biz insanlar tarafından sadece yerel ölçekte yakın olduğumuz yerlerde, gerçek temas halinde elde edilebilir. Aile içinde, ortak bir görev ve ortak bir amaç için birçok insanın birliği olan birleştirici ruhun, komünal yaşam için çok dar ve yetersiz bir formu bulunmaktadır. Aile sadece özel çıkarlarla alakalıdır. Kamusal yaşam için ortak ruhun doğal özüne ihtiyacımız vardır. Bu şekilde kamusal yaşam artık devlet ve soğukluk tarafından şimdiye kadar olduğu gibi münhasıran doldurulup yönetilmeyecek, aile ilgisine benzer bir sıcaklık ile yönetilecektir. Hakiki komünal yaşamın işbu özü, yerel topluluktur, ekonomik topluluktur: bu özü, onu yargılamak isteyen hiç kimse, mesela kendisine günümüzde “topluluk” diyenler, hayal bile edemez.
Para elde etmek için kendimizi satar ya da kiralarız. Ellerimizi hareket ettiririz ve burada eller denirken kasıt pek çok kas, sinir ve beyindir, ruh ve bedendir, çalışmadır. Toprak üzerinde çalışma; yer altında çalışma; yeryüzünün ürünlerini daha fazla işleme için çalışma; takasta ve ulaşımda çalışma; zengini zenginleştirmek için çalışma;
Fabrikalar için, ham maddelerin işlenmesi için, malların ve yolcuların taşınması için kullanılan sermaye gerçekte ortak ruhtan başka bir şey değildir. Açlık, eller ve yeryüzü -üçü de ordadır, doğallığıyla ordadır; eller açlık için çalışkan bir biçimde ihtiyaç duyulan malları yeryüzünden temin eder. Ek olarak, asırlık ticarette belli başlı bölgelerin özel tecrübeleri, belirli ham maddelerin sadece belirli yerlerde olmasını sağlayan toprağın özel bileşimi, gereksinimi ve ticaret elverişliliği bulunmaktadır. İnsanların yerel ölçekte üretilemeyecek ya da üretilmemesi gereken şeyleri toplumdan topluma takas etmesine müsaade edin, tıpkı topluluklar içerisinde bireyden bireye takas ettikleri gibi. İnsanların bir ürünü denk bir ürünle takas etmesine müsaade edin. Her toplumda bu kişilerin her biri tüketmek istediği kadarına, yani çalıştığı kadarına sahip olacaktır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır. Ve onların yanı sıra insanlar sadece kendi aralarında düzgün bir şekilde süregiden şeyleri düzenlemeye ihtiyaç duyarlar. Ve insanlar neye ihtiyaç duyuyorlarsa ona sahip olacaktır ki böylece her biri sadece kendisi için çalışabilsin; yani hepsi birbirini değil doğayı sömürecektir. Her bir kişi alım satım sistemi altında bile sadece kendisi için çalışsın, insanlar bin misli bir birlikte birbirinin yerini alsın ve buna rağmen bu birlikte hiçbir şey hiç kimseden alınmasın, dahası her şey her birine verilsin diye takas ekonomisini düzenlemek – işte bu sosyalizmin görevidir. Şeyler, bir kişiden diğerine hediye olarak verilmeyecektir; sosyalizm ne feragattir ne de hırsızlık; her kişi kendi çalışmasının sonucunu alır ve doğanın ürünlerini çıkarırken iş bölümü, takas ve çalışan bir komünallik vasıtasıyla herkesin güçlenmesinin keyfini çıkarır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır: üçü de doğası gereği mevcuttur. Günümüzde şehirdeki ve ülkedeki insanlara tüketimimize giren her şeyin, hava hariç, yeryüzünden ve yeryüzündeki bitkiler ve hayvanlardan kaynaklandığını yeni bir şeymiş gibi söylemek zorunda olmak tuhaf.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Açlığı günlük olarak hissederiz ve satın alma ve bu açlığı giderme vasıtası olan parayı almak için ceplerimize uzanırız. Burada açlık denen, gerçek olan her ihtiyaçtır; bu ihtiyaçların her birini gidermek amacıyla para almak için kasalarımıza uzanırız.
Başkalarının ortak mülkiyeti veya tahakküm-dışılığı (non-domination) farklı resmettiğini çok iyi biliyorum. Onlar her şeyi bulanık görüyorlar: ben net görmeye çalışıyorum. Onlar her şeyi tarif edilmiş bir idealin mükemmelliğinde görüyorlar; ben, şimdi ve her zaman, ne yapılabileceğini açıklamak istiyorum.
Para elde etmek için kendimizi satar ya da kiralarız. Ellerimizi hareket ettiririz ve burada eller denirken kasıt pek çok kas, sinir ve beyindir, ruh ve bedendir, çalışmadır. Toprak üzerinde çalışma; yer altında çalışma; yeryüzünün ürünlerini daha fazla işleme için çalışma; takasta ve ulaşımda çalışma; zengini zenginleştirmek için çalışma; haz ve talimat için çalışma; gençliği eğitmek için çalışma; zararlı, faydasız ve değersiz şeyler üreten çalışma; hiçbir şey üretmeyen çalışma ve sırf izleyicilerin seyretmesi için yapılan çalışma. Bugün pek çok şeye çalışma denmektedir; bugün para getiren her şeye çalışma denmektedir.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Yeryüzü nerededir? Ellerimizin açlığımızı yatıştırmak için ihtiyaç duyduğu yeryüzü.
Bir kaç insan yeryüzüne sahiptir ve bunların sayısı giderek azalmaktadır.
Söylediğimiz gibi sermaye bir şey değil aramızdaki ruhtur. Sanayi ve ticaret için araçlara sahibiz, keşke kendimizi ve insan doğamızı yeniden bir keşfedebilseydik. Yeryüzü dışsal doğanın bir parçasıdır. Hava ve ışık gibi doğanın bir parçasıdır; yeryüzü devredilemez bir şekilde tüm insanlara aittir; yeryüzü sadece birkaç kişi tarafından sahiplenilen özel mülkiyete dönüşmüştür!
Eşya ile ilgili tüm sahiplikler, tüm toprak-sahipliği hakikatte insanların sahipliğidir. Kim yeryüzünü diğerlerinden, kitlelerden saklarsa, bu kişi diğerlerini kendisi için çalışmaya zorlar. Özel mülkiyet hırsızlıktır ve köle sahipliğidir.
Bu sahiplik türü, para-ekonomisi üzerinden, öyle görünmeyen bir toprak sahipliğine dönüşmüştür. Adil takas ekonomisinde aslına bakılırsa benim toprakta bir hissem vardır, ben toprak sahibi olmasam bile; kâr, tefecilik, faiz diyarındaki para-ekonomisinde, toprağa sahip olmasanız bile, sadece para ve hisselerine sahipseniz gerçekte siz bir toprak hırsızısınız. Bir ürünün denk ürünle takas edildiği adil ekonomide, yaptığım hiçbir şey kendi kullanımıma girmese dahi, kendim için günlük çalışırım; kar diyarındaki para ekonomisinde tek bir işçiyi istihdam ediyor olmasanız bile, çalışmanızın sonuçları dışında başka herhangi bir şey ile yaşadığınız müddetçe siz bir kölenin efendisisiniz. Kişi sadece çalışmasının getirileriyle yaşıyor olsa bile, eğer işi tekelleşmiş ve imtiyazlı ise ve ederinden fazlasını elde ediyorsa insanların sömürülmesine katılmaktadır.
Açlık, eller ve yeryüzü oradadır, üçü de doğası gereği oradadır.
Yeryüzüne yeniden sahip olmalıyız. Sosyalizm toplulukları toprağı yeniden dağıtmalıdır. Yeryüzü hiç kimsenin özel mülkü değildir. Yeryüzünde hiçbir efendi kalmasın ve biz insanlar özgür olalım.
Sosyalizm toplulukları toprağı yeniden dağıtmalıdır. Mülkiyet bu münasebetle gene gelebilir mi?
Başkalarının ortak mülkiyeti veya tahakküm-dışılığı (non-domination) farklı resmettiğini çok iyi biliyorum. Onlar her şeyi bulanık görüyorlar: ben net görmeye çalışıyorum. Onlar her şeyi tarif edilmiş bir idealin mükemmelliğinde görüyorlar; ben, şimdi ve her zaman, ne yapılabileceğini açıklamak istiyorum. Bu dünyada işler, şimdi ve her zaman, kararsız ve süresiz yürümeyecektir; sosyalizm elimizdedir ve görevdir. Her kim sosyalizmi gerçekleştirmek isterse, ne istediğini bilmelidir. Şimdi ve her zaman radikal dönüştürücü olan, orada olanın dışında dönüştürecek hiçbir şey bulamayacaktır. O halde şimdi ve her zaman yerel topluluğun kendi ortak mülkünü – bunun bir kısmı ortak toprak, diğer kısmı ev, avlu, bahçe ve tarla için aile mülkü olsun – sahiplenmesi iyi olacaktır.
Özel mülkiyetin kaldırılması bile özünde ruhumuzun dönüşümü olacaktır. Bu yeni doğumu mülkün güçlü bir yeniden dağılımı takip edecek ve söz konusu yeniden dağılım ile bağlantılı olarak gelecek zamanlarda belirli ve belirsiz aralıklarda tekrar tekrar yeniden dağıtım yapmak için daimi bir niyet olacaktır.
Çev: Nesrin Aytekin

https://itaatsiz.org/?p=5537
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.15 21:23 karanotlar İlkel Bir Toplumdan Uygarlık Dersi: Amişler

Günümüzde ABD denilince birçok insanın aklına, ileri teknolojiyi yaşamın her alanında kullanan, bireyci ve rekabete dayanan bir toplum yapısı gelir. Oysa nüfus bakımından dünyanın en büyük ülkelerinden biri olan ABD’de, tek tip bir toplum yapısı bulunmamaktadır. Daha başka bir deyişle söylemek gerekirse bir ABD stereotipi yoktur. Tipik ABD’li imajına uyanlar ABD nüfusunun çoğunluğunu oluştursa da, bu imajın dışında kalan pek çok topluluk da ABD’de yaşamaktadır. Bu topluluklar içinde en dikkat çekicilerden birisi de, sanayi devriminden hemen önce Amerika’ya yerleşmeye başlayan ve inançları gereği o dönemim düşünce tarzını günümüzde de devam ettirdiğinden sanayi devriminin doğurduğu toplumsal yozlaşmanın etkilerinden uzak kalan Amişlerdir.
Amişlerin geçmişi 16. yüzyıl İsviçre’sine kadar uzanıyor. Dinde reformun tartışıldığı bu dönemde, başını gezici rahibi Menno Simons’un çektiği bir grup Hristiyan, çocukların doğar doğmaz takdis edilmesine karşı çıkıyor. Çünkü onlara göre Hristiyan bir anne-babadan doğmuş olsa bile bir çocuğun doğumda dinin gereklerini anlaması yani Hristiyan kabul edilebilmesi olanaksızdır. Bu yüzden bir insan ancak bilinçlenmiş kabul edileceği 18 yaşında kendi isteği ile takdis edilerek ya gerçek bir Hristiyan olabilir ya da inandığı başka bir dini kabul edebilir. Doğal olarak bu durum Katolik Kilisesi tarafından hiç hoş karşılanmıyor ve Mennocular adı verilen bu grup için bir insan avı başlatılıyor, yüzlerce Mennocu acımasızca öldürülüyor.
Mennocular daha sonra kendi aralarında bölünüyor ve Amişler, Mennocular ve Bretenler olarak üçe ayrılıyor. 18. yüzyılda baskılar artıp, yaşam daha da çekilmez hale gelince o dönemde insanlara dinsel özgürlük vaat eden yeni dünyaya yani ABD’ye yelken açıyorlar.
Günümüzde dünyanın birçok ülkesine dağılmış olarak yaşayan Mennocuların sayısı 1 milyonun üzerinde. Amişler ise çok az bir kısmı Kanada’da olmak üzere neredeyse tamamı ABD’de yaşıyor. ABD’deki nüfusları yaklaşık olarak 250.000 kadar. Yani sayıca oldukça az sayılırlar. En yoğun olarak bulundukları bölge ise Pennsylvania eyaletinin Lancaster kenti. Burada yoğunlaşmalarının nedeni ise ABD’ye ilk göç ettikleri tarihte Pensilvanya’nın efsanevi valisi William Penn’in onlara kucak açıp barınacak yer ve yaşamlarını kazanacak toprak vermesi.
Teknolojiyi Reddeden Topluluk
Amişler sayı olarak az demiştik ama Batı toplumlarında ender rastlanabilecek bir nüfus artış hızına sahipler. Elizabettown Üniversitesi’nden Amişler uzmanı Donald B. Kraybill’in araştırmasına göre Amiş toplumunun yıllık nüfus artık hızı %4 gibi çok yüksek bir düzeyde. Her Amiş ailesinin ortalama 5-6 civarında, bazılarında ise 15’e ulaşan çocuğu bulunuyor ve hesaplamalara göre 2025 yılı civarında nüfuslarını iki katına yani 500.000’e ulaşmış olacak. Kısacası böylesine yüksek bir nüfus artışı nedeniyle Amiş toplumunun nüfusu yaklaşık olarak her 20 yılda bir 2 katına çıkıyor.
Amişleri diğer topluluklardan ayıran en sıradışı özellikleri ise nüfus artış hızları değil elbette. Onları farklı kılan, ABD gibi ileri teknolojinin yaşamın tüm alanlarında egemen olduğu bir ülkede yaşamalarına karşın teknolojiyi neredeyse hiç kullanmıyor oluşları. İnsan ilişkilerini ve toplumu bozduğuna, gerçek bir Hristiyan’ın Hz. İsa dönemimdeki gibi yaşaması gerektiğine inandıkları için elektrik, telefon, otomobil, bilgisayar, internet gibi çoğumuz için vazgeçilmez sayılabilecek hiçbir teknolojik yeniliği kullanmıyorlar. Ulaşım gereksinimlerini otomobil yerine “buggie” adını verdikleri at arabaları, ışık gereksinimlerini güneşin doğuşu ve batışı arasındaki zamanı değerlendirerek, iletişim gereksinimlerini ise yüz yüze görüşerek karşılamak Amişlerin tipik yaşam tarzı.
Bu düzeni korumak ve çocuklarının erken yaşlarda dış dünyanın olumsuz etkilenmelerini önlemek için ise Amişler temel ilköğretimin ardından çocuklarını devlet okullarından alıp kendi kilise okullarında eğitiyorlar. Onlara göre ABD eğitim sistemi karşı çıktıkları bir rasyonaliteyi çocuklarına aşılamaya çalışıyor çünkü. Öğretmenleri ise yine bu okullardan mezun olmuş çoğu 17-18 yaşlarındaki bekar Amish kızları. Kendi toplumları dışındaki insanları “Englishman” olarak adlandırıp onlarla olan ilişkilerini mümkün olduğunca asgari düzeyde tutmaya çalışıyorlar. Hepsi çok iyi İngilizce bilmelerine karşın kendi aralarında kullandıkları dil Pensilvanya Almancası.
Amişler günümüzde de inançlarına son derece bağlı biçimde yaşıyorlar. Kendilerine özel bir kiliseleri var ve ibadetlerini toplu olarak bu kiliselerde yapıyorlar. Her Pazar ayininden sonra topluluktan bir üyenin evinde toplanıp birlikte yemek yiyorlar. Pazar ayini dışındaki tüm ibadetlerini de evlerinde yapıyorlar. Yaşamın her alanında da inançlarının emrettiği kurallara uymaya çalışıyorlar. Yazılı bir kuralları yok ama “Ordnung” adı verilen bir kurallar silsilesi var.
İnançlarına bu kadar sıkı sıkıya bağlı olmalarına karşın Amiş toplumu bağnazlıktan son derece uzak. Ne de olsa yeni dünyaya göç etmelerinin temel nedeni bağnazlığın geçmişte onlara yaşattığı acı. Öyle ki, 16 yaşına gelen çocuklarını dış dünyayı ve diğer yaşam tarzlarını tanımaları, neyin doğru neyin yanlış olduğunu kendilerinin belirlemesi ve özgür iradeleriyle bir sonuca ulaşmaları için tamamıyla serbest bırakıyorlar.
Her Amiş Kendi Yolunu Belirlemeli
Kullandıkları Pennsylvania Almancasında “dolaşmak” anlamına gelen “rumspringa” denilen bu dönemde gençler uyuşturucu, alkol, seks dahil istedikleri her şeyi serbestçe, sınırsızca deniyor ve yaşıyorlar. Sonra kendi tercihlerini yapıp isterlerse Amiş toplumuna geri dönüyorlar, isterlerse denedikleri bu yaşam tarzına uygun başka kentlere yerleşebiliyorlar. Geri dönenlerden ise, ki istatistikler gençlerin %93’ün geri dönmeyi tercih ettiklerini göstermektedir, Amiş toplumunun kurallarına uymaları bekleniyor.
Amiş toplumu, diğer Anabaptist topluluklar gibi, çoğu Hristiyan mezheplerin aksine doğar doğmaz vaftiz olayına karşı. Çünkü doğan her çocuğun masum olduğuna inanırlar. Kişi, yetişkin olduğunda ne zaman vaftiz olacağına kendisi karar verir. Ancak evlenmek isteyen her Amişin vaftiz olması zorunludur.
Günlük yaşam tarzları da oldukça sade sayılabilir. Örneğin kadınlar kesinlikle makyaj yapmıyor, mücevher takmıyor. Buna evlilik yüzükleri de dahil. Giydikleri uzun kollu ve tek parça etekler gösterişten uzak ve tek renk. Evlenene kadar başlarını siyah bir örtü ile kapatan kadınlar evlendikten sonra beyaz başörtüsü takmaya başlıyorlar. Erkekler de keza aynı şekilde sade giyiniyorlar: Sade renkli bir gömlek, yakasız bir pardösü ve bunları tamamlayan bir şapka. Evlendikten sonra ise sakal kesmeyi bırakırlar.
Amiş Toplumunda Evlilik
Evlilikler de yine Amiş toplumunun kendi içinde yapılıyor. 18 yaşını dolduran kızlar ile 20 yaşını tamamlayan erkekler eşlerini kendileri belirliyor ve ailelerinden izin alarak evleniyor. Yalnız burada da Ordnung kurallarına uymaları gerekiyor. Şöyle ki; bir Amiş ancak başka kendi cemaatinden ya da başka bir cemaat üyesi Amişle evlenebilir. Yabancı biriyle evlenmek kesinlikle yasak. Ayrıca ilk kuzenlerin evlilikleri de yasaktır, ikinci kuzen evlilikleri de sıcak karşılanmaz.
Evlenmeye karar veren Amiş gençleri rahibe veya rahip yardımcısına giderek o zamana kadar zina yapmadıklarını ve evliklerinin Ordnung kurallarına uygun olduğunu belirtirler. Eğer gençler evlilik öncesi seks yapmışlarsa ve bu durumu itiraf etme cesaretini gösterebilirlerse bazı değişiklikler olur. Gençler önce altı haftalık bir ceza ile önce günahlarının kefaretini öderler. Ve gelinin, normalde düğün sırasında giymesi gereken beyaz önlük ve göğüslüğü giymesine izin verilmez. Bir kadının düğünü sırasında giydiği beyaz önlük ve göğüslük öldüğünde de üzerinde olur. Dolayısıyla bir genç kız düğün gününde giydiği beyaz önlük ve göğüslüğün aynı zamanda kefeni olduğunu bilir. Bir tarım toplumu olmalarından dolayı da evliliklerin neredeyse tamamına yakını hasat mevsiminin sonunda yani sonbahar ya da kış aylarında gerçekleşir. Ve evlilikler ya Salı ya da Perşembe günü gerçekleşir.
Boşanma ya da doğum kontrol konusu da tıpkı Katoliklikte olduğu gibidir. Hiçbir gerekçe boşanma için yeterli bir neden değildir. Evlilikle başlayan bir birliktelik, ancak ölüm nedeniyle sona erebilir.
Amiş toplumunun temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Makineleşmeye geçmedikleri ve dolayısıyla daha yüksek maliyetli olduğu için ürettikleri tarımsal ve hayvanlar ürünler diğer üreticilerin ürünlerine göre daha pahalı. Fakat daha pahalı olmalarına karşın neredeyse yok satıyor. Çünkü teknolojinin neredeyse tüm nimetlerini reddeden Amişlerin ürettiklerinin gerçekten organik ve doğal ürünler olduğunu bütün tüketiciler biliyor ve özellikle tercih ediyorlar. Kriz dönemlerinde bile fiyatları yüksek olmasına rağmen Amiş ürünlerine yönelik talepte bir azalma olmaması tüketicilerin onlara duyduğu güvenin en bariz göstergesi. Amişlerin bir diğer bir geçim kaynağı ise marangozluk. Tamamen el emeği olan bu ürünler toptancılar tarafından anında kapışılıp piyasaya sunuluyor. Çünkü bir malı değerinden fazla paraya satmanın günah olduğuna inanan Amişler ürettiklerini maliyetinden çok az bir farkla veriyorlar.
Amişleri ABD’deki diğer topluluklardan farklı kılan bir diğer özellik de, ABD gibi vergi sisteminin son derece sıkı olduğu bir ülkede devlete tek kuruş vergi vermiyor olmaları. Gerçi hükümet birkaç kez vergi alma girişiminde bulunmuş ama kamuoyu baskısı nedeniyle geri adım atmak zorunda kalmış. Vergi vermedikleri gibi herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna da bağlı değiller. Onlara göre en iyi sosyal güvenlik yöntemi, kendi toplumlarının kurmuş olduğu sosyal güvenlik sistemi ve aile kurumudur. Örneğin bir Amiş’in eve gereksinimi varsa hep birlikte karşılıksız imece usulü ona ev inşa ediyorlar. Genelde doktora gitmeyip doğal yöntemlerle tedavi oluyorlar ama gitmek zorunda kalanların tüm masraflarını da yine topluluk karşılıyor. Askere gitmedikleri gibi Amiş toplumu genelde sorunlarını kendi içlerinde hallediyor ve hiç bir suçu polise bildirmiyor.
Amişlerin toplumsal dayanışma anlayışını gösteren en güzel örneklerden biri belki de Amish Grace (Amiş Merhameti) adlı filme ve kitaba da konu olan yaşanmış katliamdır. Bu olayda Amiş toplumu dışından bir kişi, bilinmeyen bir nedenden bir Amiş okulunu basarak 5 küçük kız çocuğunu öldürür ve ardından intihar eder. Katliamın ardından bir araya gelen mağdur Amiş anneleri katliamı gerçekleştiren kişinin evini ziyaret ederek ailenin acısını paylaştıklarını ve yaşananların “sorunlarını çözmekte aciz kalmış bir Tanrı evladının talihsiz bir eylemi” olduğunu söylerler. Ayrıca katliamı gerçekleştiren kişinin ardında yetim bıraktığı çocukları için de bir yardım kampanyası başlatırlar.
Amişler belki de bu yüzden, bireysel kapitalizmin ve yozlaşmanın en vahşisinin yaşandığı ABD’nin en sıradışı toplumudur. Onlar her ne kadar teknolojiden uzak durup modern dünya için ilkel sayılabilecek bir yaşam tarzı benimsemiş olsalar da, çoğu uygar toplumlara ders verecek bir ahlak anlayışları vardır.
http://www.serenti.org/ilkel-bir-toplumdan-uygarlik-dersi-amisle
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.10 10:48 e-carsi İnternetten Güvenilir Alışveriş Sitesi

İnternetten Güvenilir Alışveriş Sitesi
İnternetten güvenilir alışveriş sitesi arıyorsanız doğru yere hoş geldiniz. Mağaza mağaza dolaşmak yerine, internet üzerinden binlerce farklı ürüne tek bir çatı altından ulaşmamız mümkün. Bu konuda hizmet sunan güvenilir alışveriş sitelerinden bir tanesi E-Carsi.com olarak bilinmektedir. Giyimden elektroniğe, yaşamdan anne bebeğe, kozmetikten saate çok sayıda ürün bir tık uzağınızda sizleri bekliyor. Uygun fiyat seçenekleri ile dilediğiniz ürünü birkaç adımda satın alabilirsiniz.

https://preview.redd.it/5vby4ap225g51.png?width=800&format=png&auto=webp&s=aab3cf8ea8f68a5124f1439b2e8acdd0616597b4

İnternetten Güvenilir Alışveriş Sitesi

İhtiyaçlarınızı kolay bir şekilde karşılayabileceğiniz çok sayıda alışveriş sitesi bulunmaktadır. En güvenilir online alışveriş sitelerinden bir tanesi ise e-carsi.com olarak bilinmektedir. Bu site aracılığıyla alışveriş yapan kişi sayısı her geçen gün artmaktadır. İnternet üzerinden devamlı olarak alışveriş yapmak isteyen kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak adına açılmış olan bu sitenin, sizleri de memnun edeceğini düşünüyoruz. Tüm detaylar e-çarşı web sitesinde sizleri bekliyor.
submitted by e-carsi to u/e-carsi [link] [comments]


2020.07.28 03:33 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 10

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 10
https://preview.redd.it/o4ulfrp63id51.jpg?width=750&format=pjpg&auto=webp&s=cd5a993c71e87be745898fbbf5093e26c1f0101c

Marksizm 5.2

Yeri gelmişken, güçlü üretici ve tüketici hareketlerinin muazzam bileşimi ile bastırılmaları halinde devlet ve kapitalizmin ne yapacağı ve ne yapmak zorunda kalacağına dair öngörü, “Şimdi ne yapabiliriz? Devlet bunu yasaklayacaktır!” şeklindeki bildik kalıp ile işçilere bir uyarı olarak anlaşılmamalıdır. Bu tür bir uyarı bizim yolumuz ve bizim görevimiz değildir. Yine de diğerlerinin kendi rollerine göre hareket edeceğini varsayıyoruz; bu beklenir bir şeydir ve bize sıkıntı vermemelidir. Bu bakımdan her kim kapitalistlerin işçilerden çok daha az kazandığını ve işçilere çok daha fazla ödeme yaptığını görmeyi kendine görev addetmişse bizden şunu öğrenmiştir: başarılı bir sendika mücadelesiyle birleşmiş güçlü bir tüketici-örgütü uygun olan silahtır. Zira neredeyse hiç kimse bunun alternatifine, hükümet tarafından ücretin ve fiyatın sabitlenmesine, çok fazla umut bağlamayacaktır. Tıpkı gelir vergisi yoluyla kapitalistin fazla gelirine, bu fazlalığı örneğin işçi birlikleri aracılığıyla proletaryaya yönlendirmek için ilgili el koyma girişimine çok az umut bağlayacakları gibi. Bu da zar zor devrimci bir yöntemdir, kifayetsiz ve amatörcedir ve buna sadece geçiş aşamasında geçici olarak başvurulabilir. Benzer vasıtalar, Fransız devrimci hükümeti idaresi altında başarısız bir şekilde zaman zaman denenmiştir ve 1848’den hemen sonra Fransa’da Girardin tarafından da tavsiye edilmiştir. Lasalle’ın siyasal eylemi ve programı da bu yönde ilerlemiştir.
Bu bakımdan devrim ve sosyalizm, mücadele ve inşa bileşimi ile toplumu durma noktasına getirme amaçlı bu özel girişime karşı uyarıda bulunmuyoruz. Sadece bu noktadan şu anda çok uzak olduğumuzu ve tüketici kooperatiflerinin, bugün var oldukları gibi – gerçi bunların sosyalizmin sadece acınası başlangıcı olup olmadığını bilmeden – ciddi bir biçimde kapitalizmin fiyatlarını çökertmek ya da müşterilerini ellerinden almak için en az uygun olan vasıtanın bunlar olmadığını söylemeliyiz. Dolayısıyla sosyalizme çağrı yapanların ana görevi budur. Sosyalizm, eğer gelecekse, yalnızca tüketimle başlamalıdır ve başlayabilir.
Bu aşağıda açıklanacaktır. Buradaki görev, kapitalist üretim alanındaki tüm faaliyetlerin ve tüm tek taraflı mücadelelerin ve dolayısıyla üreticilerin tüm faaliyetlerinin kapitalizm tarihinin bir parçası olduğunu, başka da bir şey olmadığını göstermekti.
Kapitalizmin idaresi altında işçi, ihtiyacı dışında gelirini belirleyecek başka her hangi bir ilkeye sahip olmayı kaldıramaz. Lakin kendisinin ve ailesinin var olması için sadece yeteri kadar kazanmak hayati bir zorunluluk değildir; sağlığını, uykusunu ve dinlencesini uzun çalışma saatleri ile harap etmemek de böyledir.
Fakat üreticilerin sendika faaliyetini, işçilerin ekonomik olarak kendi kendilerine-yardımlarını ve yasal düzenlemeler için devlete uyguladıkları baskıyı tarif edip eleştirdiğimiz için bu örgütlerin ve mücadelelerinin iki önemli görevi daha kısaca ele alınmalıdır. Sendikaların ana görevleri halen daha çalışma saatlerinin kısaltılmasını ve ücret yapısındaki değişimi kapsamaktadır. Ki bunlar, yani götürü işin ikamesi ve günlük ödemeli sözleşmeli iş, birbiri ile yakından ilişkilidir. Götürü iş ve sözleşmeli iş elde edilen ürünün niteliğine ve niceliğine göre iş için yapılan ödemedir. Adil bir takas sisteminin emek için her zaman bu tür bir ödemeye geri döneceği söylenmelidir fakat insana karşı adil olmayan, insanın asli ihtiyaçlarını ihmal eden bir toplumda eşya odaklı adalet ile insanlara karşı adaletsizliğin şiddetlenmesinden daha kötü neredeyse hiçbir şey olamaz. Kapitalizmin idaresi altında işçi, ihtiyacı dışında gelirini belirleyecek başka her hangi bir ilkeye sahip olmayı kaldıramaz. Lakin kendisinin ve ailesinin var olması için sadece yeteri kadar kazanmak hayati bir zorunluluk değildir; sağlığını, uykusunu ve dinlencesini uzun çalışma saatleri ile harap etmemek de böyledir. Çalışma saatlerini kısaltma mücadelesi götürü işe ve sözleşmeli işe karşı çıkmak için işçiye yeni bir sebep de verir. Kısaltılmış saatler gelirini düşürmemeli ve kendisini çalışma yoğunluğunda ölçüsüz bir artışa zorlamamalıdır. Buna göre bazı mesleklerde örneğin inşaat sektöründe günlük değil saatlik ücret ödenmesi belirsiz bir değer taşır. Bu da işçileri daha az çalışma saati için verdikleri her savaşta aynı zamanda daha yüksek saat ücreti için de çarpışmaya zorlar ve genellikle böyle bir çekişme sonunda bir taviz ortaya çıkar: işçiler bir hedeflerini kazanırken diğerinden vazgeçmek zorunda kalırlar. Böylelikle mesela iş sürelerini kısaltırlar fakat aynı zamanda kendi gerçek gelirlerini azaltırlar. Buna göre kapitalist sistem altındaki her yerde işçiler sadece götürü işe ve sözleşmeli işe karşı değil saatlik ücrete de karşı çıkmak zorundadır. Günlük ücret kapitalist işçinin talebi olmalıdır. Bu durum kültür ve ahlak bozulmasının sesini duyan herkese şunu açıklar: yaşam pazarına giren ve mal takas eden işçi özgür bir adam olmayıp, iaşesi efendisi tarafından bahşedilmesi ve toplum tarafından garanti edilmesi gereken bir köledir. Günlük ücretler sistemi altında iş ile ürünlerinin niteliği ve niceliği arasında açık bir ilişki yoktur; quid pro quo (verilen şey karşılığında alınan şey) takası yoktur. Sadece geçimi arzulayan ihtiyaç vardır. Bu bakımdan biz yine fark ediyoruz ki kapitalist dünyada işçi kendi varlığını korumak için bir kapitalisti, kültür karşıtı kurumu savunmak zorundadır. İhtiyaç ve üretici olarak rolü işçiyi kapitalizmin bir hizmetçisi ve tebaası yapar. Kendi günlük ücret sistemi için verdiği örgütlü emek mücadelesinin, diğer bir deyişle gizli oy için siyaseten militan olan işçinin mücadelesinin devlet yaşamında muadili bulunur. Geçimini ürüne karşı ürün takas etmek yerine, yani ürün için fiyatı ya da ücreti almak yerine günlük iaşe ücreti biçiminde elde etmek ne kadar haysiyetsiz ise kişinin topluma karşı görevini ve hakkını oy kabininde korkudan saklanarak icra etmesi de aynı derecede acınasıdır. Egidy’nin halkın oyunu kullanmasını savunmasının sebebi buydu: özgür ve namuslu adamlar açısından oylamanın hiçbir kötü sonucu olamayacağını iddia etmişti. Fakat bu donkişotvari asil bir adam düşüncesiydi. Zamanımızda işçi günlük-ücret-kazanan olmayı ve vatandaş da ürkek kul olmayı istemelidir. Bireysel ölçekte, kapitalist ekonominin ve kapitalist devletin girift semptomlarının izhar olduğu yerde tedaviyi başlatmayı istemek imkânsızdır. İşçi yaşamını korumalıdır ve kapalı bir kabinde oy vermeye gitmediği takdirde yaşamı tehdit edilecektir. Bu arada günlük ücretini almadığı takdirde de geçimi tehdit edilecektir. Tüm bunlar ve burada konuştuğumuz her şey, kapitalizmi terk etmediğimiz müddetçe yaşamın zaruriyetleridir, fakat elbette bunlar sosyalizmin yolları ve araçları olmaktan çok uzaktır.
İş saatlerini kısaltmanın iki yönü bulunmaktadır. Bu yönlerden ilki sık sık anılmasına karşın ikincisi ile bildiğim kadarıyla çok ilgilenilmemiştir. İlk olarak, çalışma süresini kısaltmak işçi için, gücünü muhafaza edebilsin diye, gereklidir. Burada kapitalizm altında mücadele ve düzenleme için gerekli bir kurum olan sendikalara saldırmak bizim görevimiz değildir, zira bu kesinlikle aptalca ve neredeyse suç olurdu çünkü yaşayan insanın refahı hürmetine kapitalizmin her bir yönüne karşı çıkılmayacaktır. Serinkanlı ve objektif bir eleştiri önermekle birlikte bizlere burada bir an durup önemli çalışmaları için sendikalara hak ettikleri teşekkürü belirtmeliyiz. Sendikalar, tüm ülkelerde işçilerin yapageldikleri zahmetli işlerin, faaliyetlerini ruhsuz ve ölümcül sıkıcı kılan, aşırı yoğun tekniklerle kendilerini yorgun ve bunalımlı yapan fabrikalarda, çoğunlukla da kendilerini ilgilendirmeyen işlerin sürelerini kısaltmıştır. Onlara teşekkür etmeli ve onları övmeli: kaç kişiye iş saatlerinden sonra dinlenme, güzel bir aile yaşamı, ucuza elde edilebilen yaşam sevinci, güzel kitaplar ve yazılar ve kamu yaşamına katılım fırsatını sunmuşlardır. Kaç kişi – ve ne kadar az! Sadece son yıllarda bir başlangıç yapılmış ve çoğunlukla yetersiz, genellikle saçma bir biçimde kötü ve parti-politika vasıtaları ile elde edilen dinlenme saatlerinin doğru kullanımı için de bir şeyler yapılmıştır. Sendikalar uzun çalışma saatlerine karşı mücadelenin yanı sıra alkolizmin zararlarıyla savaşmak için ortaya çıkmıştır. Sadece üretken işçi ile değil işten sonra dinlenme zamanlarındaki işçi ile ilgilenmeyi de kendi görevleri addetmelidirler. Bu alanda daha yapılacak çok iş var ve halkımız arasında sanatçılar, şairler ve düşünürlerle işbirliği için çok fırsat var. Sadece sosyalizme çağırmamalıyız. Sadece düşüncenin sesini takip etmemeli ve geleceği inşa etmemeliyiz. Bizler için beden ve biçime dönüşmek isteyen ruhun hürmetine, dikkatimizi, halkımızın yaşayan insanlarına, yetişkinlerine ve çocuklarına çevirmeliyiz ve bedenleri ve ruhları güçlü ve iyi, sıkı ve esnek olsun diye elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Sonra bu yaşayan insanlarla sosyalizme ilerlemeliyiz! Fakat bu ifadeden bunlara belli bir sözde sosyalist sanat veya bilim ya da eğitim sağlamamız gerektiği anlamı çıkarılmasın. Heyhat, parti broşürleri ve taraflı yazılar ile bu konuda ne kadar çok kötülük yapılageldi ve Sosyal Demokrat olana göre, sözde burjuva bilimi örneğin, ne kadar da çok değerli, doğal ve özgürdür! Bu tür tüm girişimler resmi, doktrinci bürokrasiye yol açar. İşçi sınıfı çevrelerinde sessiz ve sonsuz olan her şeyin küçümsendiği veya bunların bilinmediği, öte yandan ajitasyonun ve günün suni sloganlarının abartıldığı ve incelikten yoksun bir şekilde geliştiği [anlayışı] tüm Marksist ekollerin, Sosyal Demokratların ve de anarşistlerin paylaştığı büyük bir hatadır. Geçenlerde Sosyal Demokrat bir dernek tarafından desteklenen ve işçi sendikası üyelerinin katılım sergilediği Alman edebiyatı ile ilgili on konferans verdiğim büyük bir Alman şehrinde, bir konferans sonrasında, anarşist işçilerin daha önceden bana sormaktan kaçındıkları soruyu sormak için (lütfen bir ara kendilerine konferans vermemi istemek için) gelmelerini ben kendim de tecrübe ettim! O zaman kendilerine şu cevabı vermeye karar verdim: Goethe, Hölderlin ve Novalis, Stifter ve Hebbel, Dehmel ve Liliencron ve HeinrichvanReder ve Christian Wagner ve pek çok başka isim üzerine konuştuğum bir konferans verdim fakat siz bunları duymak istemediniz çünkü bize gelen insani güzelliğin sesini bilmiyordunuz, yaşamın güçlü ve sakin ritmi ve armonisi, dinlenmiş meltemlerin yumuşak hareketlerinde ve hareketsizliğin kutsal dinginliğinde olduğundan daha fazla fırtınanın sesinden bulunamaz. “Esen meltemin, damlayan suyun, büyüyen ekinin, dalgalanan denizin, yeşeren yeryüzünün, parlayan gökyüzünün, parıltılı yıldızların muhteşem olduğunu düşünüyorum: görkemli bir şekilde yaklaşan boranın, evleri paramparça eden şimşeğin, dalga getiren fırtınanın, ateş püskürten volkanın, tüm ülkeleri sallayan depremlerin önceki olaylardan daha fazla muhteşem olduğunu düşünmüyorum, aslında bunları salt daha yüksek yasaların etkileri oldukları için daha küçük düşünüyorum… İnsan ırkına kılavuzluk eden yumuşak ve nazik yasayı bir an için görmek istiyoruz… Adalet yasası, ahlak yasası, her insanın, diğerleri ile birlikte, saygın, onurlu ve güvenli yaşamasını isteyen yasa ki böylelikle insan yüksek insani yolu takip edebilsin, yoldaşlarının sevgisini ve takdirini kazansın. Böylelikle bir mücevher gibi korunsun, zira her insan diğer tüm insanlar için bir mücevherdir, bu yasa insanların diğer insanlarla birlikte yaşadığı her yerde bulunur ve insanın diğer insanlara karşı davranışlarında gösterilir. Bu yasa eşlerin birbirine duyduğu sevgide, ebeveynlerin çocuklarına olan sevgisinde, çocukların ebeveynlerine olan sevgisinde, erkek ve kız kardeşlerin sevgisinde, arkadaşların birbirine olan sevgisinde, iki cins arasındaki tatlı meyilde, geçinip gittiğimiz çalışkanlığımızda, küçük çevremiz, çok uzak yerler ve tüm dünya için eylemlerimizde bulunur…” (Albert Stifter) Bu yüzden burada yüksek sesle çağırdığımız, sessizce konuştuğumuz sosyalizm, aynı zamanda insanın birlikte yaşamının daimi güzelliğinin nazik gerçekliğidir. Sosyalizm, çirkin çağdaşlığın vahşi, çirkin geçişsel yıkımı değildir. Öyle bir yıkım ki belki de bir yan ürün olmak zorunda kalacaktır. Fakat yaşamın güzelliğinin nazik çalışması daha önceden ruhlarımızda ve ruhlarımız kanalıyla gerçek hayatta yapılmamış olsa [sosyalizmi]çağırmak yıkıcı, sağlık-sız ve yararsız olacaktır. Taşıdıkları tüm ateşli hevese rağmen tüm yeniliklerde viran, çirkin ve imansızca bir şeyler vardır. Tüm eski şeyler, ordu ve ulus devlet gibi en kötü nama sahip ya da arkaik kurumlar bile, eski ve bir geleneğe sahip olduklarından, tüm köhneliklerine, gereksizliklerine ve eskimişliklerine rağmen, güzelliğin deyim yerindeyse ışıltısına sahiptir. Bu yüzden, geçmişte, kadim ve kutsal yaşamda demirli, bitmiş, denenmiş ve test edilmiş bir şey olarak hâlihazırda yaşamlar yaratmak isteyen, ileriye yönelik tahayyüle sahip türde yenilikçilerden olalım. Bu yüzden daha çok kendi inşa ettiğimiz nazik, sonsuz ve bağlayıcı gerçeklik vasıtasıyla yıkalım. Cemiyetimiz [Bundt] bizleri gerçeklik dünyasına bağlayan ebedi güçlerle birlikte mücadele eden bir yaşam cemiyetidir. Bizleri güdüleyen düşüncenin gerçekten de bir düşünce, diğer bir deyişle ruhun sakin toplumu ile birlikte fani, parça parça ve yüzeysel geçici fenomenin ötesinde bizleri birleştiren bir bağ olmasına izin verin. Bu bizim sosyalizmimizdir, sanki ezelden beri var olmuş gibi geleceğin yaratılmasıdır. Anın coşkusundan, öfkeli, şiddetli tepkilerinden gelmesine müsaade etmeyin, ruhun varlığından, beşeriyetimizin geleneğinden ve mirasından gelmesini sağlayın.
Teknolojinin elinde neredeyse her zaman artan işi salt makinelerin hizmetçileri olan insanların faaliyetlerinden çıkarma ihtiyacını karşılayacak düşünceleri ve modelleri bulunur.
Sendikalara çalışan insanların dinlenme vakti ve boş zaman edinmeleri için verdikleri mücadeleleri nedeniyle minnettarlığımızı ifade etmek amacıyla konudan saptık. Burada söylenen her şeyi teşekkürümüz olarak kabul edin. Salt arkaik ve eskimiş olana ait korkunç çürüyen urların ürünleri, sonuçları ve aksi tesiri olmaktan ziyade bir zamanlar ortak olan ve şimdilerde bir başına bırakılan batmış ruhu yeni biçimlere ve yaşama ve güzelliğe geri yönlendiren üretken insanlar olmayı istediğimiz için, minnettarlığımız da üretken olmalı ve işçilerin dinlenme vaktini ve serbest zamanını oluşturması gereken şeye yönlenmelidir. Ancak o zaman sağlıklı, güçlü ve ruhani insanlar, bizden kadim bir şeymiş gibi çıkması gereken yeni gerçekliği hazırlayabilecektir, eğer herhangi bir faydası ve kalıcılığı varsa.
Çalışma saatlerinin azaltılması işçiler için daha fazla boş vakit yaratır. Ancak kişi bu gerçeğe sevinse bile, bu tür kazanımların genellikle nasıl sonuçlara sahip olduğunu gözardı etmemelidir: işçilerin gücünün daha fazla sömürülmesi, işin yoğunluğunun artması. Çoğunlukla yüksek düzeyde kapitalistleştirilmiş müteşebbis, örneğin büyük bir anonim şirket, işçilerin zaferinden sevinç duymakta haklıdır. Diyelim ki belli bir sektörün tüm müteşebbisleri, çalışma saatlerini kısaltmaya zorlanmış olsun. Büyük teşebbüsler işçiyi seri makinelerin hizmetine daha da sürekli olarak zincirleyen yeni makineleri getirmek suretiyle bundan kaynaklanan kayıplarını genellikle tazmin edebilmektedir. Böylelikle orta ve küçük ölçekli rakipleri üzerinde büyük bir avantaj kazanırlar. Elbette bazen tersi gerçekleşir ve devasa teşebbüsün muazzam mekanizmasını yeniden şekillendirmesi engellenir. Öte yandan orta ve küçük ölçekli müteşebbis, aktif satışı varsa ve kredisi iyiyse, yeni koşullara daha kolay adapte olabilir.
Teknolojinin elinde neredeyse her zaman artan işi salt makinelerin hizmetçileri olan insanların faaliyetlerinden çıkarma ihtiyacını karşılayacak düşünceleri ve modelleri bulunur.
Bu, çalışmaksızın daha uzun bir gecenin diğer acı tarafıdır: daha yorucu iş günü. Yaşayan insan, aslında sadece yaşamak için çalışmaz, işte iken yaşamını hissetmek ve iş sırasında işinden sevinmek ister. Akşamları sadece boş zaman, dinlenme ve neşe değil, hepsinden öte faaliyetinin kendisinden, bedeninin fonksiyonlarında ruhunun güçlü varlığından haz almaya ihtiyaç duyar. Çağımız sporu, kaslar ve sinirlerin verimsiz, oyunbaz faaliyetini, bir tür işe veya uğraşa çevirmiştir. Gerçek kültürde işin kendisi bir kere daha tüm enerjilerimizin oyunbaz sağılışına dönüşür.
Ayrıca sanayici, çalışma süresinin kısaltılmasının kendisinden götürdüklerini yeniden kazanmak için, teşebbüsünün mekanik aygıtını değiştirmek zorunda bile kalmaz. Fabrikada demir ve çelikten inşa edilmemiş ilave bir mekanizma vardır: çalışma sistemi. Birkaç yeni düzenleme, birkaç yeni denetleyici ve ustabaşı pozisyonu genellikle bir teşebbüsü yeni makinelerden daha çok hızlandırır. Ancak bu tür bir sistem nadiren uzun ömürlü olur. Her zaman işçinin tembelliği veya doğal yavaşlığı ile gözetmenlerin sevk edici enerjisi arasında sessiz bir mücadele vardır. Zamanla iş insana karşı insan meselesi haline geldiğinde, her zaman bir tür eylemsizlik yasası kazanır. Yavaş çalışma için verilen bu mücadele her zaman, sınıf mücadelesinde bilinçli bir silaha ve sözde sabotaj biçimine dönüşmeden çok önce, var olmuştur. Belli bir amaç için, yavaş, ucuz, kötü hatta zararlı iş teslim etmek üzere işçilere çağrıda bulunan bu tür bir sabotaj, özel durumlarda, mesela postane, demiryolu veya liman işçileri grevlerinde mükemmel hizmet gerektirebilir. Bununla beraber sorgulanabilir bir yanı da vardır. Üretici rolünde işçilerin aşırı mücadele araçları [kullanılırken] sınıf bilincine sahip militanın nerede sona erdiğini ve ruhen boş, harap ve yoz, her tür faydalı işin tiksindirici geldiği sorumsuz insanın nerede başladığını ayırt etmek her zaman mümkün olmaz.
Hızlandırılmış çalışma sisteminin sadece geçici etkisi olur fakat makine amansızdır. Kendisine ait belirli bir atım sayısı, verili çıktısı vardır ve işçi artık az çok insan kişisine değil insan enerjisini sömürmek üzere insanlar tarafından yaratılan metal şeytana dayanır. İnsanın işindeki neşesinin psikolojik düşüncesi burada tali bir rol oynar; her işçi bilhassa acı bir biçimde bilir ve hisseder ki makineler, aletler ve hayvanlar çalışan insandan daha iyi muamele görür. Bu, yukarıda söylenen herhangi bir şey kadar provokatif, demagojik abartı olmaktan uzaktır. Bu, soğuk, sade hakikattir. İşçilere genellikle azami kızgınlık tonuyla köleler denmektedir. Ancak kişinin, birinin ne dediğini bilmesi gerekir ve “köle” gibi kelimeyi dahi ciddi, edebi anlamı ile kullanmalıdır. Köle, ölümü maliyete sebep olduğundan – yeni bir köle alınmak zorundadır – psikolojik olarak yönlendirilmesi gereken, himaye edilmiş (protege) [kişidir]. Modern işçinin efendisiyle ilişkisinin korkunç tarafı şudur ki modern işçi kesinlikle bu tür bir köle değildir; çoğu durumda müteşebbis işçinin yaşamasına ya da ölmesine tümüyle kayıtsız kalabilir. Modern işçi kapitalist için yaşar fakat kendisi için ölür. İkame edilebilirdir. Makineler ve atlar satın alınmak zorundadır ki her ikisi de satın alım ve işletim maliyetlerini kapsar. O yüzden köle önce satın alınmalı ve çocuk olarak dahi eğitilmeli ve sonra onun iaşesi sağlanmalı idi. Modern müteşebbis modern işçiyi ücretsiz edinmektedir; birine ya da diğerine geçimlik ücret temin etmek kendisi açısından farksızdır.
Teknolojinin sınırları, kapitalizme dâhil olduğu için, insanlığın sınırlarının ötesine geçmiştir. İşçilerin yaşamı ya da sağlığı ile ilgili çok fazla bir kaygı yoktur (burada kişi sadece makineleri düşünmemelidir; atölyelerin ve fabrikaların kirli havasında bulunan tehlikeli metal atıklarını, tüm şehirler üzerindeki havanın zehirlenmesini de hatırlamalıdır) ve kesinlikle işçilerin yaşam sevinci ya da iş sırasında rahat etmesi ile ilgili kaygı da yoktur.
Yine burada müteşebbis ile işçi arasındaki ilişkinin duyarsızlaşması ve insanlıktan uzaklaşması sırasında kapitalist sistem, modern teknoloji ve devlet kapitalizmi ele ele yürür. Kapitalist sistemin kendisi işçiyi sayıya indirger. Teknoloji, kapitalizm ile ittifak içinde işçiyi çarkın bir dişlisi yapar. Son olarak devlet, kapitalistin işçisinin ölümüne yas tutmaması için hiçbir gerekçesi olmamasından hatta ölüm ya da kaza durumlarında işçi ile şahsen ilgilenme ihtiyacı duymamasından emin olur. Devletin sigorta kurumları kesinlikle pek çok açıdan ele alınabilir fakat bu yönü de gözden kaçırılmamalıdır. Onlar da yaşayan insanlığı kör işleyen bir mekanizma ile değiştirir.
Teknolojinin sınırları, kapitalizme dâhil olduğu için, insanlığın sınırlarının ötesine geçmiştir. İşçilerin yaşamı ya da sağlığı ile ilgili çok fazla bir kaygı yoktur (burada kişi sadece makineleri düşünmemelidir; atölyelerin ve fabrikaların kirli havasında bulunan tehlikeli metal atıklarını, tüm şehirler üzerindeki havanın zehirlenmesini de hatırlamalıdır) ve kesinlikle işçilerin yaşam sevinci ya da iş sırasında rahat etmesi ile ilgili kaygı da yoktur.
Bunlardan etkilenen Marksistler ve işçi kitleleri, sosyalistlerin teknolojisinin bu çerçevede kapitalist teknolojiden temelde ne kadar farklı olduğu (gerçeğinden) tümüyle bihaberdir. Teknoloji, kültürlü halk arasında kendisini kullanmak isteyen özgür insanların psikolojisine göre yönlendirilmelidir. İşçilerin kendileri hangi koşullar altında çalışma istediklerine karar verdikleri zaman üretim dışında harcamak istedikleri zaman ile üretim içinde kabul etmeye istekli oldukları işin yoğunluğu arasında uzlaşma sağlayacaktır. Kayda değer şahsi farklılıklar olacaktır: bazıları dinlenme ve boş vakitlerine daha uzun zaman harcayabilmeleri için çok hızlı ve enerjik çalışacak, diğerleri ise günün hiçbir saatini salt araçlara indirgemeyi tercih etmeyecek ve işlerinin kendisinin zevkli olmasını ve rahat bir tempoda ilerlemesini isteyecektir.
Bugün bunların hepsi göz önünde tutulmamaktadır. Teknoloji tümüyle kapitalizmin etkisi altında bulunmaktadır. Makine, alet, insanın ölü hizmetçisi, insanın efendisine dönüşmüştür. Büyük ölçüde kapitalist bile kendi getirdiği mekanizmaya bel bağlar ve bu an, kısaltılmış çalışma süresinin ikinci yönünü inceleyebileceğimiz andır. İlki teknolojinin işçinin gücünü muhafaza etmesine hizmet etmesiydi; artan iş yoğunluğunun ne ölçüde bu eğilimi karşıladığını şimdi gördük. Fakat çalışma saatlerinin kısaltılması işçi sınıfının yaşayan üyeleri açısından işsizlerin sayısını azaltan ilave pozitif etkiye de sahiptir.
Anlayacağınız sanayici makinesini kapasitesine göre kullanır. Makineler, karlı olabilmeleri için belli bir süre çalışmalıdır. Eğer teşebbüsü kar edecekse sanayici yurt içinde ve dışında rekabetine uyum sağlamalıdır: sanayici elektrik santrali masrafını çıkarmak için pek çok sektörde makinelerini gece gündüz çalıştırmaya zorlanmaktadır. Bu yüzden çalışma saatleri kısaltıldığında sanayici daha fazla işçi alacaktır. 24 saatlik çalışma periyodunu, yani nöbetleşe vardiya sistemini getirmek için işçiler ile mücadele fırsatını sık sık kullanacaktır. Kâr ihtiyacı, sistemin talepleri, işçilerin talepleri, bunların hepsi genellikle müştereken, daha fazla işçinin istihdamına ve dolayısıyla sözde yedek sanayi ordusunun sayısının düşmesine yol açar. Sınır hep teşebbüsün kârlılığı ile belirlenir ve bu vesile ile sistemin gerektirdikleri ile piyasanın hazmetme kapasitesi arasında bir tür anlaşma sağlanır.
Genellikle müteşebbis, elektrik santralini makinesi ile bu makineleri çalıştıran işçilerin sayısı tarafından belli bir hacimde işletmeye devam ettirmek için zorlanmaktadır ve piyasa çıktıyı tüketemez hale gelirse o zaman sanayici fiyatları düşürmelidir: zira yeterince ucuz olduğu müddetçe kapitalist piyasa tüm malları emebilir. Bir kapitalistin gece gündüz çalışan binlerce işçisinin olmasının sebebi budur ve yine de her saat başı para kaybeder. Kapitalist bunu fiyatların yine artacağı daha iyi zamanların umuduyla kabul eder. Bu umut gerçekleşmezse belli günlerde tesisinin bir kısmını ya da tamamını kapatmak zorunda kalacaktır.
Teknolojinin kapitalizmin etkisi altında bulunduğuna dair ifademiz kapitalizmin de buna mukabil kendi yarattığı teknolojinin kölesi olduğu sonucu ile tamamlanmalıdır. Bu açmaz sihirbazın çırağının açmazı gibidir: “Çağırdığım ruhlardan bir daha kurtulamıyorum!”. Refah, zamanlarında, lehte piyasa koşullarında teşebbüsünü belli bir ölçekte ayarlayan her kim olursa olsun artık ne kadar üretmesi gerektiği ile ilgili bir seçeneğe sahip değildir. Müteşebbisin kendisi de kendi makine çarklarına bağlanır ve genellikle işçileri ile birlikte ezilir.
Burada, kapitalist üretimin spekülasyonla en yakın bağlantılı olduğu noktalardan birine temas ettik. Kapitalizm ölçeğinde çok az insan ancak teşebbüsünün ve piyasasının koşulları yüzünden spekülasyona zorlanmayacaktır. Herkes, birbirinden tümüyle bağımsız şu iki faktöre dayandığı ölçüde spekülatördür: birincisi, müteşebbisin insanlardan ve makinelerden müteşekkil aygıtının gerektirdikleri ve ikincisi dünya piyasasının fiyat dalgalanmalarıdır. Bu durumdaki insanlar – ki genellikle yıllarca her hafta yüzlerce ya da binlerce işçiye sabit bir ücret ödeyip her hafta kayıp yaşarlar – “İşçilerim benden iyi durumda!” sızlanması ile sık sık feryat etmelidir. Sayısız endişe ile eziyet çeken zavallı zengin adam genellikle servetinin bir kısmı ile borsada başarılı spekülasyonlar yaparak kendisini kurtarabilir. Bu şekildeki ticaret, spekülasyon alanındaki kötü şansını dengeler. Öte yandan işi gelişen kişi sık sık tümüyle farklı bir sahadaki spekülasyonlar yüzünden kendisini mahvedebilir. Kapitalist pazara bağımlı olan herkes spekülason yapmalı, en değişken sahalarda spekülasyon yapmaya kendini alıştırmalıdır.
Marksizm sosyalizmin bizzat burjuva toplumunun kurumlarında ve yıkıcı sürecinde hazırlanmakta olduğunu, sürekli büyüyen, her zamankinden kararlı ve her zamankinden daha devrimci proleter kitlelerin sosyalizmi getirmek için bir gereklilik, tarihsel olarak kaderi belirlenmiş bir eylem olduğunu iddia etmişti. Fakat gerçekte kapitalist pazar için üretici rolündeki işçilerin söz konusu mücadelesi sadece kapitalizm içerisindeki kısır döngüdür.
Kapitalizm altında acı çeken işçi bu belirleyici gerçek ile ilgili çok az şey bilir. İstisnasız herkes kapitalist koşullar altında ölçüsüz acı çeker ve çok az neşeye sahiptir, gerçek neşesi yoktur. İşçinin, kapitalistin yüzleştiği korkunç, alçaltıcı ve baskıcı kaygılara, katlanmak zorunda olduğu tümüyle gereksiz ve tümüyle verimsiz eziyet ve gerginliğe dair de çok az bilgisi vardır. Ve işçiler kendileriyle kapitalistler arasındaki bu benzerliğin yeterince farkında değildir. Sadece kapitalistler değil, iş gücündeki yüzbinlerce insan da tümüyle faydasız, verimsiz, yersiz işten karlarını veya ücretlerini kazanır. Kesinlikle bugün gittikçe daha fazla lüks mallar yaratan üretime yönelik korkunç bir eğilim vardır. Buna proletarya için beş para etmez mallar da dâhildir. Gerçek ihtiyaçları karşılamak içinse çok az makul ve gerekli ürün üretilir. Gerekli ürünler gittikçe daha pahalı, lüks anlamında değersiz ve ucuz hale gelmektedir – temayül budur.
Sendika faaliyetlerine ayrılan konu dışı sapmamızdan dönelim ve son bir özet verelim.
Kapitalizmden çıkarı olan müteşebbislerin, imalatçıların ve tüccarların ve de kendi geçimlerini kazanmakla ilgili olan işçilerin ve son olarak devletin kapitalist ekonomi sisteminin korunması için nasıl çalışmak zorunda olduğunu ve hepsinin bu çalışmayı nasıl devam ettirdiğini gördük. Tüm insanların bu karşılıklı sömürüye nasıl bulaştığını, nasıl hepsinin ittifakla kendi özel çıkarlarını nasıl koruması gerektiğini ve amme menfaatine zarar vermek zorunda olduğunu ve hangi kapitalizm seviyesinde bulunurlarsa bulunsunlar hepsinin nasıl güvencesizlikle tehdit edildiğini de ilave olarak not ettik.
Bunu gördüğümüzde Marksizm’in başarısızlığını da gördük çünkü Marksizm sosyalizmin bizzat burjuva toplumunun kurumlarında ve yıkıcı sürecinde hazırlanmakta olduğunu, sürekli büyüyen, her zamankinden kararlı ve her zamankinden daha devrimci proleter kitlelerin sosyalizmi getirmek için bir gereklilik, tarihsel olarak kaderi belirlenmiş bir eylem olduğunu iddia etmişti. Fakat gerçekte kapitalist pazar için üretici rolündeki işçilerin söz konusu mücadelesi sadece kapitalizm içerisindeki kısır döngüdür. Bu mücadelenin işçi sınıfının durumunda genel bir iyileşmeye sebep olacağı dahi söylenemez; sadece bu mücadelenin ve mücadelenin etkilerinin işçi sınıfını kendi durumlarına ve toplumun genel koşullarına alıştırdığı görülebilir.
Marksizm, kapitalist şartları koruyan, kapitalizmi güçlendirip kapitalizmin halkın ruhuna etkilerini daha da viran eden, önemsiz de olmayan faktörlerden biridir. Halklar, burjuva ve aynı ölçüde işçi sınıfı sırf para kazanma amacı için duyarsız, spekülatif ve kültürsüz üretim koşullarına her zamankinden daha fazla müdahil olmuştur. Bu koşullar altında en çok acı çeken ve genellikle zorluk, yoksunluk ve yokluk içinde yaşayan sınıflarda net bilgi, isyan ve iyileşme arzusu gittikçe azalmaktadır.
Kapitalizm bir ilerleme dönemi değil, gerileme dönemidir.
Sosyalizm, kapitalizmin daha fazla gelişmesi ile gelmez ve üreticilerin kapitalizm içerisindeki mücadelesi olamaz.
Bunlar, vardığımız sonuçlardır.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın da parçası olduğu yüzyıllar bir olumsuzlama zamanıdır. Birlikler ve şirketler, bizim geldiğimiz daha evvelki kültürlü zamanın tüm ortak yaşamı, tüm güzel dünyevi faaliyeti ve motivasyonu, cennet yanılsamasına sarılmıştı. Üç şey birbirinden ayrılmaz şeklide birleşmişti: birincisi, yaşamdaki birlik ruhu, ikincisi, tarifi imkânsız birlik, evrenin ruhsallığı ve önemi için sembolik dil – zira ferdin ruhunda doğru olarak kavranmıştır – ve üçüncüsü, hurafedir.
Zamanımızda, motomot anlaşılan Hristiyan dogmatik düşüncelerin hurafeleri ciddi saldırıya uğramıştır ve halk arasında giderek daha çok yerinden olmaktadır. Yıldızlar evreni keşfedilirken yeryüzü ve onun üzerindeki insan aynı anda daha küçük ve daha büyük hale gelmiştir. Dünyevi faaliyet genişlemiştir.
Zamanımızda, motomot anlaşılan Hristiyan dogmatik düşüncelerin hurafeleri ciddi saldırıya uğramıştır ve halk arasında giderek daha çok yerinden olmaktadır. Yıldızlar evreni keşfedilirken yeryüzü ve onun üzerindeki insan aynı anda daha küçük ve daha büyük hale gelmiştir. Dünyevi faaliyet genişlemiştir. Şeytan, göksel güçler, yer altı cinleri ve iblis korkusu yok olmaya başlamıştır. İnsan dünyaların sonsuz uzayında, kendi etrafını dönen küçük yıldız üzerinde, Tanrı’nın grotesk dünyasına göre, daha güvende hissetmiştir. Etkileri kesin bir şekilde ölçülebilen reddedilemez doğal güçler bilinir hale gelmiştir. Korku olmaksızın bunlar kullanılabilir ve bunlara itimat edilebilir. Yeni iş ve doğal ürün işleme yöntemleri bulunmuştur. Yeryüzü keşfedilmiş ve tüm yüzeyi yeniden iskân edilmiştir; tüm dünyada seyahat ve iletişim henüz alışamadığımız ve bize hala inanılmaz gelen bir hızla gelişiyor ve tüm bunlarla bağlantılı olarak aynı anda yaşayan insan sayısı önemli oranda artmıştır. İhtiyaçlar ve de bu ihtiyaçları karşılama vasıtaları olağanüstü artmıştır.
Hurafe içinde olduğumuz bu olumsuzlama çağında kesinlikle sarsılmıştır. Olumlu bazı şeyler de hurafenin yerini almıştır: objektif doğa terkibi bilgisi doğadaki şeytani düşmanlara ve dostlara olan inancı ilga etmiştir. Ruh dünyasının ani kaprislerinden ve ihanetinden duyulan korkuyu doğa üzerinde kurulan iktidar takip etmiş ve sayısız ruh ve perinin bu ölümü insanların çocuklarının doğum oranında olağanüstü artışta gerçek ifadesini bulmuştur.
Fakat tüm derin hisler, tüm coşkunluk ve insan birliği ve bağı ruh-cennet ile derin bir biçimde iç içe geçmiştir. Keşfettiğimiz yıldız dünyalar, etkilerine aşina hale geldiğimiz doğal güçler sadece dışsaldır; faydalıdır ve dış yaşama hizmet eder. Bunların birliğini iç yaşantımızla her şekilde, bazen derin bazen sığ felsefelerle, doğa teorileriyle ve şiirsel ilhamlarla ifade etsek de, bizim bir parçamız değildir, hayat kazanmamıştır. Bilakis, hakikatinde dünyanın, özümüzde taşıdığımız şekliyle, faydacı duyularımızın bize söylediklerinden tümüyle farklı, daha önce canlı olan ne varsa, imge ya da inanç ya da tarif edilemez bilgi ve de bu dünya görüşüne bağlı küçük gönüllü gruplardaki hakiki insan toplumu hepsi birlikte hurafe ile gerilemiştir. Bilim ve teknolojideki tüm gelişmeler bunun en düşük yedeğini sağlamayı başaramamıştır.
İşte bu nedenle bu zamanlara gerileme dönemi diyoruz çünkü kültürün ana özelliği, insanları bir arada tutan ruh, gerilemiştir.
Eski hurafeye ya da anlamını yitirmiş sembolik dile geri dönüş girişimleri, eski şablonlara bağımlı, hissi akıldan daha güçlü olan halkın zayıflığı ve köksüzlüğü ile bağlantılı sürekli yenilenen bu tepki çabaları tehlikeli engellerdir ve de nihayetinde sadece sonucun belirtileridirler. Kendisi örgütlü ruhsuzluk olan devletin baskıcı yönetimi ile bağlantılı oldukları zaman, ki kolaylıkla böyle olur, daha rahatsız edici olurlar.
O halde gerilemeden bahsedince, bu bahsimizin ruhbanın dünyamızın günahkârlığı ile ilgili şikâyeti ya da dönüşüm çağrısı ile hiçbir ortak yönü yoktur. Bu çöküş geçici bir devir olup bünyesinde yeni bir başlangıç, taze bir iyileşme, birleşik bir kültürün tohumlarını barındırır.
her kuruntunun, her dogmanın, her felsefenin ya da dinin dış dünyada değil kendi iç dünyamızda köklere sahip olduğunu hatırlayalım. İnsanların doğayı ve kendisini uyumlu kıldığı tüm bu semboller bu bakımdan halkların komünal yaşamına güzellik ve adalet getirmeye uygundur çünkü bunlar içimizdeki sosyal dürtünün yansımalarıdır ve çünkü kendisi ruha dönüşen bizim kendi biçimimizdir.
Sosyalizmi, ruhsal bir hareket olarak insanlar arasında yeni şartlar için mücadeleyi düşünmek, diğer bir deyişle yeni insan ilişkilerine varmak için tek yolun insanların kendileri için yaratan ruhtan etkilenmeleri gerektiğini anlamak bizim için çok acil olmakla birlikte geriye, geri getirilemeyen bir geçmişe doğru bakmamamız ve güçlü olmamız da aynı şekilde önemlidir. Kısacası, kendimize yalan söylememeliyiz. Cennet sanrısı, hakikat, felsefe, din, dünya görüşü veya kişi, dünya ile ilgili hissiyatı kelimeler ve biçimler şeklinde billurlaştırma çabalarına her ne ad vermek istiyorsa o, şimdilerde bizim açımızdan sadece bireyler olarak var olmaktadır. Toplulukları, mezhepleri, kiliseleri, bu türden ruhsal muadillerine dayanan her türde birlik kurma girişimi sahteliğe ya da tepkiye yol açmıyorsa en azından sırf zayıf bir lafügüzafa sebep olur. Duyular dünyasının ve doğanın ötesine giden her şeyde derin bir biçimde yalnızız ve sessiz bir yalıtılmışlığa tabiyiz. Bu da tüm dünya görüşlerimizin hiç bir yıkıcı ihtiyaç, etik inandırıcılık içermediği, ekonomi ve toplum üzerinde bağlayıcı olmadığı anlamına gelir. Bunu, böyle olduğu için, kabul etmeliyiz ve bireysellik çağında yaşadığımız için bunu pek çok şekilde, memnuniyetle ya da vazgeçerek, umutsuzca ya da arzu ile, kayıtsızca ya da hatta isyankarca kavrayabiliriz.
Ancak her kuruntunun, her dogmanın, her felsefenin ya da dinin dış dünyada değil kendi iç dünyamızda köklere sahip olduğunu hatırlayalım. İnsanların doğayı ve kendisini uyumlu kıldığı tüm bu semboller bu bakımdan halkların komünal yaşamına güzellik ve adalet getirmeye uygundur çünkü bunlar içimizdeki sosyal dürtünün yansımalarıdır ve çünkü kendisi ruha dönüşen bizim kendi biçimimizdir. Her ruh komünal ruhtur ve ister uyanık ister uykuda bütüne, diğerleri ile birleşmeye, topluma, adalete yönelik dürtünün dindiği hiç bir birey yoktur. Topluluk amaçları için gönüllü birliğe yönelik doğal dürtü kökleşmiştir fakat bu dürtü uzun yıllar kendisinden kaynaklanan dünya kuruntuları ile bağlantılı olduğu ve şimdilerde kaybolduğu ya da çürüme sürecinde olduğu için sert bir darbe ile uğraşmış ve uyuşmuştur.
O halde insanlar için öncelikle bir dünya görüşü yaratmak zorunda değiliz; bu tümüyle suni, geçici ve yetersiz, hatta romantik ve ikiyüzlü olurdu ve aslında bugün modaya tabii olurdu. İçimizde yaşayan, bireysel komünal ruh realitesine sahibiz ve sadece bu ruhun yaratıcı bir şekilde çıkmasına izin vermeliyiz. Küçük gruplar ve adalet toplulukları yaratma arzusu – bir halk oluşturmak için göksel bir sanrı ya da sembolik bir biçim değil, dünyevi toplumsal neşe ve hazır oluş- sosyalizmi ve gerçek bir toplumun başlangıcını getirecektir.
Ruh doğrudan harekete geçecek ve yaşayan insanlıktan kendi görünür biçimlerini yaratacaktır: sonsuzluk sembolleri topluluklara, ruhun tecessümleri dünyevi adalet şirketlerine, kiliselerimizdeki aziz imgeleri rasyonel ekonominin kurumlarına dönüşecektir.
Rasyonel ekonomi: bu kelime kasıtlı olarak kullanıldı çünkü burada bir şey daha eklenmelidir.
Bu çağa gerileme devri dedik çünkü esas – ortak ruh, gönüllülük, halk yaşamının ve biçimlerinin güzelliği – zayıflatılmış ve yıkılmıştır. Bilimde, teknolojide ilerlemeye, nesneleştirilmiş doğanın tarafsız fethine ve zaptına başka bir isim – aydınlanma – verilmiştir. Akıl daha kıvrak ve net hale gelmiştir; – en geniş anlamıyla – doğadan fiziği kazandığımız için, fiziğin fiili uygulamaları değerini kanıtladığı için ve doğanın güçlerini sömürerek matematiği kullanmayı öğrendiğimiz için, şimdi de, tüm dünyada olağanüstü geniş bir sahada insan ilişkilerinin teknolojisini uyguladıkça matematiğin sıkça uygulanması, iş bölümü ve bilimsel yöntemler ile en doğru ve makul olanı yapmayı öğreneceğiz. Önceleri her ikisi de oldukça gelişmiş olan sanayi teknolojisi ve ekonomik ilişkiler adaletsiz bir sisteme ve anlamsız bir güce koşulmuştu. Fakat hem psiko-endüstriyel hem ekonomik-sosyal teknoloji artık yeni kültüre, geleceğin insanlarına yardım edecektir, tıpkı daha önce ayrıcalıklı olanlara, güçlü olanlara ve borsa spekülatörlerine hizmet ettikleri gibi.
Bu bakımdan içinde olduğumuz gerileme devrinden bahsetmek yerine – eğer istersek – doğa gözlemi ve hâkimiyetinin, teknoloji ve rasyonel ekonominin hiç olmadığı kadar üstünlük kazandığı ilerlemeden de bahsedebiliriz. Ta ki birkaç yüzyıldır gömülü olan ortak ruh, gönüllülük ve sosyal dürtü yeniden zuhur edene kadar, insanları zapt edip bir araya getirene kadar ve yeni güçlerin kontrolünü eline alana kadar.
Bir kez, bireylerdeki aynı ruh eğilimi doğal dürtüsü ile bu yeni kapasiteleri ele geçirip bunları mücessem gruplara katınca bireyi dönüştüren, fenomeni uyumlu birliklere ayıran düşünce, holistik perspektif, bir kez daha bireysel insan ruhundan çıkacak ve bir insanlar cemiyetine, tüzel kişiye ve birleştirici bir biçime dönüştürecektir. Bir kez bu dünyevi-cismani ruh biçimi var olunca yeniden insanların yüzyıllar boyunca ruhsal coşkunluğa uyumlu dünya görüşüne ve kuruntusuna sahip olması kolaylıkla mümkün olabilir. Bu duygulara bu kadar yenik düşmeyi istemiyoruz, buna karşı kendimizi koruyoruz ve bağlılık düşkünü değiliz. Ayrıca herhangi bir ihtimal dâhilinde bu döngünün bir kez daha kapanması gerektiği, düşünce ve birliğin kozmik-dini, suni hurafe biçimine bağlanmak zorunda kalacağı ve ortak ruhun cesaretinin bir kere daha kırılacağı ve yalıtılmışlığın yeniden eski haline döneceği vb. ile ilgili bir şeyler söyleyebilmek için insan tarihinin gidişatına ilişkin çok az şey biliyoruz. Bu tür inşaları yapmaya hakkımız yok. Tüm bunlar bir zorunluluktan ibaret olabilir fakat gelecek tümüyle farklı olabilir. Bu tür bir bilginin halen daha uzağındayız. Görevimiz önümüzde şu anda net olarak duruyor: yalancılık değil hakikat. Bir din taklidinin yapaylığı değil, bireylerin tüm ruhsal bağımsızlığını ve çeşitliliğini kısıtlamadan toplumsal yaratımın gerçekliği.
Hazırlamak istediğimiz, köşe taşlarını yerleştirmek üzere olduğumuz yeni toplum eski hiçbir yapıya geri dönmeyecektir. Bu son yüzyıllarda medeniyetin keşfettiği araçlara sahip bir kültür, yeni bir biçimde eski olacaktır.
Ancak bu yeni insanlar kendi kendine gelmez: yanlış bilimin Marksistinin bu “gelmek zorunda”yı anladığı gibi “gelmek zorunda” değildir. Gelmelidir, çünkü biz sosyalistler onun gelmesini istiyoruz ve hâlihazırda ruhlarımızda bu tür bir insan biçimlerini taşıyoruz.
Nasıl başlayacağız? Sosyalizm nasıl gelecek? Ne yapılmalı? Öncelikle mi yapılmalı? Hemen mi yapılmalı? Buna cevap vermek son görevimiz olacak.
Çev: Nesrin Aytekin

https://itaatsiz.org/?p=5528
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.02 02:22 karanotlar 46 Teknoloji Toplumu – Eğlence – Jacques Ellul

Eğlence ve dikkat dağıtma teknikleri, ele almış olduğumuz diğer insani tekniklerden farklıdır. Maddi açıdan bu teknikler propaganda teknikleriyle (filmler, radyo, gazete, daha az ölçüde de kitaplar ve sesli kayıtlar) benzeşir. Ancak bu araçların hiyerarşisi aynı değildir. Örneğin, sinema birinci yeri işgal eder ve radyodan daha önemli bir rol oynar. Buna karşılık, propaganda hiyerarşisinde radyo tercih aracıdır.
Eğlence dikkat dağıtmaya, propaganda yol göstermeye çalışır. Ancak temel fark, kendiliğindenlikle ilgilidir. Propaganda tekniği hesaplı kitaplıdır; oysa eğlence tekniği spontane ve tasarlanmış değildir.
Burada da bilinçaltının kullanımı tekniklerini görüyoruz ama çok daha az baskıyla kullanılırlar. Ayrıca, bu bilinçaltı tekniklerinin erişimi ve alanı farklıdır. Eğlence dikkat dağıtmaya, propaganda yol göstermeye çalışır. Ancak temel fark, kendiliğindenlikle ilgilidir. Propaganda tekniği hesaplı kitaplıdır; oysa eğlence tekniği spontane ve tasarlanmış değildir. İlki, organize edenin kararının sonucudur; ikincisiyse kitlenin ihtiyacının sonucu. İşten eve dönen sıradan inşanı düşünün. Çok büyük ihtimalle gününü tamamen hijyenik bir ortamda geçirmiştir; ortamını dengelemek ve yorgunluğunu hafifletmek için de her şey yapılmıştır. İşten ayrıldığında vaktini doldurmaktan duyduğu memnuniyeti, verimsiz, anlaşılmaz ve gerçek verimli bir iş olmaktan uzak bir işten duyduğu tatminsizlikle karışır. Evde “kendisini yeniden bulur”. Fakat neyi bulur? Bir hayalet bulur. Düşünecek olsa, düşünceleri onu dehşete düşürür. Kişisel alın-yazısı ancak ölümle gerçekleşir. Fakat tefekkür, onun için ergenlik maceralarıyla ölümü arasında herhangi bir şey olmadığını, kendisinin bir karar verdiği veya bir değişimi başlattığı bir nokta olmadığını söyler ona. Değişimler, onu bir gün savunan bir gün dışlayan organize teknik toplumun özel ayrıcalığıdır. Bugünden diğerine bir fark yoktur. Yine de hayat hiç sakin değildi, çünkü gazeteler ve haber bültenleri günün sonunda onu kuşatıyor, güvensiz bir dünya imajını ona kabul ettiriyordu. Sıcak veya soğuk savaş değildiyse, ona hayatının rizikoluluğunu anlatacak her türden kaza vardı. Bu rizikoluluk ile işin değiştirilemez kararlılığı arasında kalan insanın yeri yurdu yoktur, bir yere ait değildir. Ona bir şey olsun veya olmasın her iki durumda da kendi kaderinin yazarı değildir.
Teknik toplumun insanı kendi hayaletiyle karşılaşmak istemez. Kazalar ile teknik mutlakiyet uçları arasında parçalanmaya kızar. Her şeyin berbat gitmesinden korkar. İşlerin kötü gitmesini kabul edebilir ama ancak hayatın bir anlamının olması ve tercih yapabilmesi, örneğin ölmeyi seçebilmesi koşuluyla. Fakat hiçbir şeyin anlamı olmayınca, hiçbir şey özgür tercihin sonucu olmayınca, son berbatlık, kötü bir adaletsizliktir. Teknik medeniyet, hâlâ dokunulmamış tek insani gerçeklik olan ölümü durdurmamakla büyük bir hata etmiştir. İnsan, geleceğe dair hâlâ berrak anlara sahiptir. Propaganda teknikleri hayatın bir anlamı kaldığına onu tamamen inandıramamıştır. Fakat eğlence teknikleri devreye girmiş, ona en azından ölümün varlığından nasıl kaçılacağını öğretmiştir. Durumuna kendisini uydurmak için inanca veya zor bir çileciliğe artık ihtiyacı yoktur. Filmler ve televizyon, onu doğruca yapay bir cennete götürür. Kendi hayaletiyle karşılaşmaktansa, kendisini yansıtabileceği ve istediği gibi yaşamasını sağlayacak film hayaletleri arar. Bir iki saat süreyle kendisi olmaktan çıkar, kişiliği çözülür, anonim seyirci kitlesinde kaybolur. Film, onu güldürür, ağlatır, meraklandırır, sevdirir. Başroldeki kadınla yatağa girer, kötü adamı öldürür, hayatın tuhaflıklarına hükmeder. Kısacası, bir kahraman olur. Hayatın birdenbire anlamı vardır.
Sinema, bir entelektüel mekanizma gerektiriyor, insana, bir anlama dokunmuyor, yargıya ulaşmasına imkan tanıyordu. “Gerçekliği” sayesinde sinema filmi seyirciyi öylesine bütünleştirir ki baskısına direnebilmek için görülmemiş bir manevi güç veya psikolojik eğitim gerekir. Seyirciler sinemaya bir kaçış olarak, sonuçta da baskılarına teslim olmak üzere giderler. Unutmayı bulurlar, unutmada da işte veya evde bulamadıkları tatlı özgürlüğü bulurlar. Ekranda, gerçekte asla yaşayamayacakları bir hayatı yaşarlar. Rüya ve umudun, kıtlık ve zulüm zamanlarında geleneksel kaçış araçları olduğu söylenebilir. Fakat bugün umut yoktur; rüya da şu veya bu “gerçeklikten” özgürce kaçmayı seçen bir bireyin kişisel eylemi değildir artık. Kendileri bir yudum hayat, özgürlük ve ebediyet bulmaya çalışan milyonlarca insan kitlesi olgusudur. Kabuğundan mahrum bırakılan bir salyangoz gibi özünden koparılan insan, hareketli resimlere göre kalıp verilmiş plastik malzemeden ibarettir.
Geçmişin rüyaları ve umutlarıyla bugünküler arasında devasa bir fark vardır. Eskiden, “işlerin değişeceği” inancıyla umut, geleceği aydınlatan bir fenerdi. Rüyalar, uçuşu temsil ediyordu; ama insanın kendisine uçuşu. Ancak sinema filmlerinde gelecek sözkonusu değil. Film şeridinde, değişmek zorunda olan zaten değişmiştir. Sinema rüyalarının uçuşunun da iç hayatla bir ilgisi yoktur. Sadece dışsal olanı ilgilendirir. İnsanlar sinemayı terk ettiklerinde, derinliklerde tecrübe ettikleri ihtimallerle doludurlar. İç dünyalarına ilişkin dozlarını almışlardır. Sorunları da dönüşüm geçirmiştir. Şimdi filmin ortaya koyduğu sorunlardır onlar. Ve, tüm bilinç alanlarını işgal eden bu sinematik problemlerin hem tüm sıkıntıları uçuracak kadar güçlü hem de dert etmeye değmeyecek kadar gerçek dışı oldukları şeklindeki çelişkili gelebilecek mutlu izlenime sahiptirler. Filmlere duyulan modern tutku, kaçış isteğiyle tamamen açıklanmaktadır. Aynen iş temposunun veya devlet otoritesinin manevi sadakat ve sonuçta propaganda gerektirmesi gibi, teknik rejimi altındaki insani durum da dikkat dağıtıcı tekniklerin sunduğu kaçış anlayışını gerektirir. Zehiri damıtırken panzehiri sağlayan bir organizasyona hayretle bakmaktan başka bir şey yapamazsınız.
“Önemli olan hiç kimsenin bir an bile olsa kendisine bırakılmamasıdır” diyor Butlin. Herşey bir şenlik havası içinde ve “uzman” olan oyun liderlerinin yönetiminde cereyan eder. Mutlu olduğuna insanı inandırmak için eldeki tüm araçlar kullanılır.
Tüm kişisel çıkarları teknik mekanizma tarafından boşaltılan insan bazen kendisini evde bulur. Ne hakkında konuşacaktır? İnsanda hiç eksik olmayan bir tek sohbet konusu olmuştur, o da hayatın sıkıntılarıdır. Korku, acı, umutsuzluk veya tutku değil. Bunların hepsi, insanın bilinçaltında bastırılmıştır. Fakat her zaman, cana yakın bir şekilde, sıkıntı verici şeylerden, bağlarına düşen dolulardan, küflerden, bozuk makinelerden, başbelası prostattan filan bahseder. Artık teknik müdahale ediyor, her şeyi tamir ediyor, her şeyin iyi veya yeterli şekilde çalıştığı bir dünya yaratıyor. Kimi küçük sıkıntılar sürse bile, kişi bunlardan bahsetme ihtiyacı duymaz, sessizliği dolduran etkili araçlara, aile hayatının imkansızlaştığını görenler için müthiş bir sığınak olan radyo ve televizyona döner. Jean Laloup ve Jean Nelis, radyo ve televizyonun aileyi yeniden oluşturduğunu söylerken tuhaf bir iyimserlik gösteriyor. Televizyon, kuşkusuz, maddi yeniden birleşmeyi kolaylaştırıyor. Onun sayesinde çocuklar artık akşamları dışarı çıkmıyor. Aile üyeleri gerçekten maddi olarak mevcuttur; ancak televizyon cihazına odaklanmış vaziyette birbirlerinin farkında değildirler. Birbirlerine katlanamazlarsa veya söyleyecek bir şeyleri yoksa radyo ve televizyon (harici ilişkileri yeniden kurarak ve sürtüşmeden kaçınarak) bunları kolaylaştırır. Bu teknik araçlar sayesinde bir ailenin üyeleri için birbirleriyle ilgili yapacak bir şeyleri olmak zorunda değil artık. Hatta, aile ilişkilerinin imkansız olduğu gerçeğinin bile farkında olmaları gerekmiyor. Karar vermek de gerekmiyor. Evli bir çiftin televizyonun çınlayan boşluğunda birbirleriyle hiç buluşmadan uzun süre birlikte yaşamaları mümkündür. Bu da tuhaf bir kaçış aracıdır; kendisinden değil de başkalarından kaçış aracıdır. İnsanın her akşam taktığı modern maskedir. Ne yazık ki eski maskenin erdemlerini (şeytani ve ilahi) taşımayan bir maskedir bu.
Radyo meselesiyle ilgili en incelemelerden biri olan Roger Veille’in çalışması, kulağın insandaki büyük “kusur” olduğunu hatırlatıyor bize. Kulak sayesinde insan “sonsuz mekanların sessizliğini” algılar; onun büyük huzursuzluğunun çıkış noktasıdır kulak. Gözün aksine, gizem ve reddetmeyi çağrıştırır. Acı ve merak merkezidir. Radyo da bu açığı kapatır, eğlendirmek suretiyle insanı sessizliğe ve gizeme karşı korur. Program yapımcıları tüm bunları bilir, programlarını da bu kaçışın bir işlevi olarak yapar; kaba ticari dürtülerden veya Makyavelizmden değil (kimilerinin düşündüğü gibi). Çünkü kendileri insanın durumu niteliğindedir ve acılarına karşı koruma isterler. O halde radyo, günlük sosyal gerçeklikle görevinin dağıtacağı rüyalar arasında açık bir ayrılmaya yol açar. Veille’in sözlerini kullanmak gerekirse, “kurtarıcı eğlencelerden” biridir radyo. Ahlaki huzuru ele alan, aile hayatının, sosyal baskıların ve modem yaşamın sıkıntılarının trajedilerini telafi etmekle görevli bir kamusal hizmettir. Bugünün şehirlerinin gayri insaniliklerini telafi etmelidir radyo. İnsanoğlunun gerçek dostluklar kuramadığı veya derin deneyimler yaşayamadığı bir ortamda radyo, ona gerçeklik görüntüsü, tanışlık ve insani yakınlık sağlamalı, onu cezbetmeli, rahatlatmalıdır. “Radyo, aidiyet illüzyonunu verdiği kimseleri sadece işitsel imajlara tedricen alıştırıp alıştıramayabileceğini; hatta konuşan kimselerin yokluğuna onları alıştırıp alıştıramayacağını” sorgularken Veille haklıdır. Ne yazık ki Veille’in sorusuna verilecek cevap açıktır. İnsanın tecridinin mukayese edilebilir başka bir aracı yoktur. Radyo, hatta radyondan daha fazla televizyon, bireyi tek başına olduğu yankılanan bir teknik evrene kapatmaktadır. Komşuları hakkında zaten yeterince az şey biliyordu; şimdiyse onunla dostları arasındaki ayrım daha genişlemiştir. İnsan makineleri dinlemeye, onlarla konuşmaya alışmıştır; telefonlarla ve diktafonlarla olduğu gibi. Yüz yüze karşılaşmalar, diyaloglar yok artık. Sayesinde sessizliğin acısından ve komşularının rahatsız etmesinden kaçtığı daimi monologuyla insan tekniğin kucağında (ki insanın yalnızlığını kuşatır, aynı zamanda tüm oyunlarıyla onu rahatlatır) bir sığınak bulur. Cazibe gücü ve görsel-işitsel nüfuz gücü nedeniyle televizyon, belki de kişiliği ve insan ilişkilerini en fazla tahrip eden araçtır. İnsanın aradığı şeyin, topyekün bir dikkat dağıtma, kendisini ve sorunlarını tamamen unutma, eşzamanlı olarak da bilincinin her zaman hazır ve nazır teknik eğlenceyle birleşmesi olduğu görülüyor.
Eğlence alanında, tekniğin bir teknoloji toplumunda insanın ihtiyaçlarına cevap verdiği bir aşamadayız. Ancak mevcut teknik araçları kullanıp kullanmama konusunda hâlâ özgür oldukları bir toplumda. “Kaçış istiyorsan buyur dene” diyor teknik. Ancak modern insan, teknik duruma her ne pahasına olursa olsun meydan okumama ihtiyacını öğrenmeye ve teknik araçların bu ihtiyacı karşılamak için varolduğunu kabul etmeye başlıyor. Örneğin, İngiltere’de Butlin’in olağanüstü başarılı tatil kamplarını alalım. Butlin, bir kere titizlik isteyen ve aşırı derecede kişilikten arındıran bir dünyada çoğu insanın tercih ettiği tatilin gerçek bir boşluk olması, özgürlük izlenimi veren ama bireyin kendisiyle maddi olarak bile yüzyüze gelememesini sağlayan daha büyük bir kişilikten arındıran bir boşluk olması gerçeğini yakaladı. Bu hedefe varmak için Butlin, 1938’de “aile tatil kamplarını” düzenledi. Tatilci, her günün farklı (sürekli yenilik ve değişiklik izlenimi vererek) olması için akıllıca düzenlenen katı bir takvimle kalabalık bir ortamda yaşar. Oyunlar, şarkılar, tiyatro, yemekler, “eğlence”, sabah saat yediden gece yansına dek hızlı bir tempoda birbiri peşisıra gelir.
Tarif ettiğim türden spontane ve organize eğlence mekanizmaları, ancak propaganda tekniği gelişmediği ölçüde faydalıdır.
“Önemli olan hiç kimsenin bir an bile olsa kendisine bırakılmamasıdır” diyor Butlin. Herşey bir şenlik havası içinde ve “uzman” olan oyun liderlerinin yönetiminde cereyan eder. Mutlu olduğuna insanı inandırmak için eldeki tüm araçlar kullanılır. Her bir kamp dört bin kişi alabildiğinden tatilci için kalabalık bir ortamda iki hafta süren tatilini geçirecek düzenlemeler yapma zorluğu pek yoktur. Tüm bu olay, bilinçsiz hale gelmek için tasarlanmış titiz bir işlemdir ve bizatihi Butlin tarafından ayrıntısıyla tarif edilen bir teknikle yürütülür. Butlin açık açık konuşuyor. Ona göre mesele, müşterilerinin sistematik biçimde bilinçlerini kaybetmelerini sağlamaktır. Eskisi gibi siyasi nedenlerle değil, sırf eğlence saikleriyle. Bir tür Pascaliyen eğlencenin emrine verilmiş bir teknik sözkonusu burada. Tam olarak aynı değil, çünkü ebediyetle yüzyüze olan bir kimsenin çıkmazından kaçması meselesinden çok, bu hayatta insan ile durumu arasındaki çatışmadan kaçınma meselesidir. İki eylem arasında aracılık yapmaktan ziyade (ki çoğu insan yapamaz bunu), teknik bir dünyada hayatın açık, ezici tuhaflığı üzerinde aracılık etme meselesidir. Ortalama insan kaçınılmaz olarak bunun bilincindedir. Bu nedenle bilincini her ne pahasına olursa olsun karartmalıdır. Bunda da, öyle görünüyor ki, teknik bir toplumun gereksinimleriyle asli bir uyum içindedir. Tezimiz, Butlin’in kamplarının müthiş başarısıyla kanıtlanmıştır. 1947’de 400.000 kişi bu kamplarda tatil yaptı. Bu sayı düzenli olarak artış göstermektedir. Unutmayın ki bu rakamlar, bu türden şeylere tabiatı gereği soğuk duran İngilizleri temsil ediyor.
Bu, teknik eğlencelerin teknik topluma ve sosyolojik işlevlerine bütünüyle adaptasyonunu göstermektedir. Filmleri bir eğitim sanatına ve bir eğitim aracına dönüştürmek ne kadar da aldatıcıdır. Sanat filmleri ile felsefi ve politik içerikli filmler, açıkçası sinemaya giden halkın isteklerini karşılamıyor. Filmlerin yine de halkı “eğitmenin” bir aracı olduğu elbette meşru biçimde savunulabilir. Fakat burada belirli bir kafa karışıklığına karşı uyanık olmalıyız. İzleyicinin zevkinin, anlayışının eğitilmesi gerçekleşir ama ancak yeri gelmişken gerçekleşir. Bilincinin karartılması en önemlisidir; sanat ve bilim de buna katkıda bulunabilir. Film, ancak, sanatı sosyolojik olarak gerekli, teknik açıdan da mümkün bir girişimin hizmetine koyduğu takdirde başarılı olabilir. Yalnızca sanat (ve kendini bilim olarak gösteren beyin yıkama) insanı gerçeklikten koparmanın yeni aracına dönüşür. Durum böyle olmasaydı, halk, Orson Welles’in ilk filmleri gibi filmleri benimsemezdi.
Tarif ettiğim türden spontane ve organize eğlence mekanizmaları, ancak propaganda tekniği gelişmediği ölçüde faydalıdır. Propaganda geliştikçe eğlenceyi yokeder. Ya eğlencenin görünümünü etkili bir propaganda aracına dönüştürür ya da daha sonraki bir aşamada insani adaptasyon amaçları için kullanılır. Bu sonuncusu, İsveç veya Rusya radyosunun “eğlenceyle”, yalanlarla ve uyutucu şeylerle dolu bir sosyal yapı kurmakla ilgilenmediği, çünkü bu devletlerin yurttaşlarının “özgürleştirildiği” ve kimsenin “günlük mecburiyetlerin bıktırıcı devamlılığını artık hissetmediği” şeklindeki Veille’in teziyle hemfikir olmayı imkansızlaştırıyor. Veille’in bu gerçek içinde sosyalizmin faydalı etkilerini zımnen görme eğilimi taşıdığı da kaydedilebilir. Oysa tarif ettiği durum, İsveçlilerin tüm insanlar içinde en “entegre” ve uyumlu insanlar olduğu gerçeğinden kaynaklanıyor. Kendilerini organizasyonda mümkün olduğunca yabancılaştırdılar ki kişilik ile teknik arasındaki bir çatışmanın artık farkında olmasınlar, bu nedenle de yapay bir cennete ihtiyaçları olmasın. Ruslar örneğinde propaganda eğlenceyi zekice absorbe ederek onun yerini almıştır. Devletinin günlük propagandasına (dünyada en gelişmiş olanı) maruz bırakılan Rus vatandaşı, merak nedir bilmez. Fakat bu durumda, aynı şey Hitler’in Almanyası için de geçerlidir.
https://itaatsiz.org/?p=5778
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.20 14:06 karanotlar Pontoslu Rumların göç haritası

Holalı Hoca
“Taşlandılar, testereyle biçildiler, kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar, yoksulluk çektiler, sıkıntılara uğradılar, baskı gördüler. Dünya onlara layık değildi. Çöllerde, dağlarda, mağaralarda, yeraltı oyuklarında dolanıp durdular.”
Geçen gün Suriye’nin Rojava bölgesine ilişkin bir izlenim-yaşanmışlık yazısı okudum. Kürt illerinin sınır paralelinde 1915 soykırımından hayatta kalanların bu sınırları “şenlendirdiğini” yazıyordu. İkinci belki de üçüncü kuşağın bile orada doğmasına rağmen sınırlardan uzaklaşmadıklarını anlatıyordu yazar. Ermenilerin dünyanın dört bir yanına dağıldıklarını biliyoruz. Buna benzer şeyleri Pontos-Helenleri için de söyleyebiliriz. Bugün “Pontos sorunu” diye tarif edilen ve özellikle de ulusalcıların (İslamcı kesim bu komplo teorilerine yeni açılımlar yaptılar) polisiye yöntemlerle kriminalize ettikleri ve doğrudan Yunanistan’ı itham ettikleri bir mesele. Aslında tavuk kanının Helen kanından daha değerli olduğu dönemde yeni kurulmuş olan Yunanistan devletinin bu meseleye ilişkin tavrı tek bir cümle ile açıklanacaksa (en hafif tabir ile) ilgisizlikti. Nikos Kazancakis “Zorba” romanında kahramanlarını konuştururken “Bir zamanlar birlikte İtalya’dan geçip Yunanistan’a döndüğümüzü hatırlar mısın? O sıralarda tehlikede bulunan Pontos bölgesine gitmeye karar verdiğimizi ve onu kurtarmaya gittiğimizi.” diye yazar. Yarımada ve ada halkının Hristiyanlara yapılan zulüm sırasında büyük bir çaresizlikle dindaşlarına destek olmaya ve onların acılarını paylaşmaya çalıştığını biliyoruz. Fakat devletler tarihi açısından ki Osmanlı’nın dağılma sürecinde Yunanistan devletinin ilgisizliğini burada anlatılan resmi tarihin aksine şaşırarak okuruz çoğu zaman.
Konuyu epey dağıttığımın farkındayım. Bu yazının konusu soykırım süreci, öncesi ve sonrasında Pontoslu Rumların göç haritasını biraz çizmeye çalışmaktır. Osmanlının son sürecin ve İttihatçı kadroların 19 Mayıs ile başlayan süreci menzil dışındadır.
Rusya’ya Göçler
Özellikle Doğu Pontos bölgesinden (Trabzon-Gümüşhane) Rusya’ya 1700’lerin sonlarından itibaren istikrarlı bir göç koridorunun olduğunu biliyoruz. 1800’lerde de özellikle Gümüşhane tarafından Rus yönetiminde olan Kars bölgesine Pontos Helenlerinin göç ettiğini biliyoruz. Hatta dönemin Rus valisi Rumların sessiz ve çalışkanlıklarını Çar’a bir mektupla bildirir. 18 ve 19. yüzyıllarda Kuzey Kafkasya’da yeni köyler kuruldu. Karadeniz kıyıları dahil olmak üzere (Krasnodar, Soçi gibi), Kırım ve Gürcistan içleri olmak üzere yeni yerleşim yerleri kuruldu. Bu sürecin uzun ve sancılı olduğunu ifade etmemiz gerekir. Özellikle 1.Dünya savaşı ve sonrasındaki Paris Barış Konferansına kadar Rusya’ya göç etmiş Rumlar topraklarına geri dönmeye çalıştılar. Bu süreç egemen güç merkezlerinin çıkar ve açmazları ile hüsranla sonuçlandı. 1919 yılında Kars ve Ardahan’ın Türklerin eline geçmesiyle tekrar can telaşına düşen Pontoslular kitlesel olarak Rusya’ya göç etmek zorunda kaldılar.
İstenmeyen Yolculuk
Mustafa Kemal ve Venizelos dostluğunun nişanesi gibi olan mübadeleyle birlikte Anadolu Rumları tamamen topraklarından kopartıldılar. Yunanistan’a göç eden Karadenizli Rumlar Pontos coğrafyasına benzer yerlerde evlerini kurdular. Birçoğu da yollarda öldü. Yunanistan’nın Kuzeyini mesken eylediler. Bazı mübadiller tekrar geri dönme umuduyla 10 yıl valizlerini dahi açmadılar. Sonsuz bir yıkım, anlatması güç bir trajedi miras kaldı insanlığa. Ki bu “lanetlenmiş” kavmin daha yaşayacağı acılar vardı.
Sovyetler Birliğinde Yaşayan Pontoslular
Gümüşhane’den özellikle Don bölgesine yoğun bir göç yaşandı. Sam Topalidis’in belirttiğine göre 1939 yılından Sovyetlerde yapılan nüfus sayımına göre 286 600 kişi yaşamaktaydı. Ki 1929-39 yılları arasında Sovyetlerden Yunanistan’a göç edenleri saymıyoruz. Kuban, Stavropol’a kadar Pontos Helenleri yaşıyordu. Stalin otoriter-baskıcı uygulamalarını partiden halka doğru genişletti. Sadece Sovyetler’de yaşayan Pontos Helenleri değil, Lazlar, Hemşinliler dahil olmak üzere birçok halk 1944 yılında Orta Asya’daki Sovyet Cumhuriyetlerine sürgün edildi. Pontos Helenleri hem Rusya’da hem de Yunanistan’da reel politik güçler ve tanrı tarafından paylarına düşen zulmü çekmeye devam ettiler.
Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte Orta Asya’dan geri dönüşler yaşandı Rusya’ya. Bu sefer başka sorunlarla karşılaştılar. Anadili Türkçe olan ve dedeleri Gürcistan’dan sürgün edilen bir arkadaşım üç yıl önce “geri döndüklerinde bu sefer soyadlarımız değiştirilmek istenmiş, günlük hayatta bazı ayrımcılıklara maruz kaldık” demişti. Ve 90’ların sonlarında Moskova’ya göç ettiklerini söylemişlerdi. Ayrıca başka bir arkadaşımız daha akrabalarının bir umut Yunanistan’a göç ettiklerini ama yapamadıklarını, entegrasyon problemi yaşadıklarını söylemişti.
Yunanistan ve Diaspora
Bugün Yunanistan’da en mütevazi tahmin ile 1, 5 milyonu aşkın Pontos Heleni yaşıyor. Gelenek göreneklerini yaşatıyorlar, dernekleri ile kamusal hayata dahil oluyorlar, yeni nesillere tarihlerini aktarıyorlar.
1950’lerden sonra tıpkı Türkiye’deki gibi Almanya’nın işgücünü karşılamak için buraya göç ettiler, daha da uzaklaşıp Yeni Dünyanın keşfine çıkanlarda oldu. Avustralya’dan Galler’e kadar dağılmış yaygın bir diaspora var. Bugün hala ortak hafızaları Koca Anastas, Vazelon ve kemençedir.
Sonuç Yerine
2018 yılında Selanik kentinde düzenlenen Pontos Soykırımı yürüyüşünde Belediye Başkanı bazı katılımcılar tarafından şiddete maruz kaldı. Geçen sene de her yıl düzenlenen yürüyüş için, politik manevralarına gıpta ettiğimiz bir gazeteci “faşistlik” suçlamasında bulundu. Tarihsel gelişmeleri kronolojik ele almak ve de yarattığı sonuçları konuşmak yerine basit bir takvim (Neden 19 Mayıs gibi) tartışması yürütmek yöntem olarak doğru değildir. Son yıllarda Avrupa da faşizmin yükselişiyle alakalı olmayan bir şekilde bu yürüyüşlerin faşist Altın Şafak tarafından organize edildiği iddia ediliyor, yazılıyor. Bu yürüyüşlerin-anmaların dünyanın dört bir yanına dağılmış diaspora kurumlarının, Yunanistan’da Pontos Federasyonu’nun düzenlemiş olduğunu belirtelim. Bu meseleye ilişkin her genelleştirme değersizleştirmedir, dezenformasyona girer.
http://mavrithalassa.org/pontoslu-rumlarin-goec-haritasi/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.03.24 15:20 bodrummytransfer Muğla Transfer

Muğla Transfer
Muğla Transfer hizmetlerinde kendini aşmış bir firma olarak her zaman ulaşımınızı sağlamaktan gurur duyarız. Muğla Transfer olarak öncelikle araç modellerimiz ve bu modellere göre sunmakta olduğumuz uygun fiyatlarımız ile dikkat çekmekteyiz. Muğla havaalanı transferlerimizde de yanınızdayız. Uçaktan indikten sonra o yorgunluk hala üzerinizdeyken araç temin edip kullanmanızın ve ulaşmak istediğiniz adresi aramanın üzerinizde yaratacağı stresin de farkındayız.Muğla’daki VİP transfer araçlarımızdan kiralayarak lüks bir ulaşıma hazır olun. Havaalanında karşılanıp VİP hizmetlerimiz eşliğinde çevreyi izleyerek yapacak olduğunuz yolculuk sonrasında konaklama alanına vardığınızda fazlası ile dinlenmiş olacağınızı garanti ederiz. https://www.bodrummytransfer.com/mugla-transfe
Bodrum Havaalanı Muğla Transfer hizmetlerinden 7/24 yararlanabilme imkânını sunmaktayız. Böylece araçlarımız, hizmet koşullarımız, rezervasyonlarınız ve daha birçok konuda bilgi alabilirsiniz. Muğla Transferin kapsamlı bilgiye sahip online müşteri danışmanlarımız gerekli tüm bilgi aktarımını yapacaktır. Hizmet bedelleri, kampanyalarımız, indirimli paketlerimiz ve sınır tanımayan konfor anlayışımız hakkında edineceğiniz bilgilerden sonra daima bizi tercih edeceğinizden şüphemiz yoktur. Muğla Transfer Ayrıca Online olarak ta rezervasyonlarınızı gerçekleştirebilirsiniz. Önceden rezervasyon yaptırmanız elbette bir avantaj olacaktır. Böylece hiç bekletilmeden aracınız siz alana gelmeden sizi karşılamak için bekliyor olacaktır.Yine de biz müşterilerine değer veren bir firma olarak her an araç teminine hazırız. Aniden gelişmiş durumlar için dahi en ivedi şekilde araç temini sağlayarak transfer ulaşımında siz değerli müşterilerimize yardımcı olmaktayız.
Muğla Bodrum Havaalanı Transfer : Muğla’nın ekonomik transfer hizmetlerini sunmakta olan firmamız, bu uygun fiyat listesine tezat olarak yüksek model ve VİP araçlarımız ile birçok transfer firmasına fark atmaktayız. Bir kişiden üç kişiye kadar yolcu alımı yapabilen Renault Fluence araçlarımız gerek konforu gerekse ekonomik fiyatları ile rahat bir ulaşım sağlamaktadır. Muğla Transfer Ayrıca dokuz kişiye kadar ulaşım sağlamakta olan Mercedes Vito araçlarımız ile hem ucuz hem de lüks bir yolculuğa hazır olun. Peki, bagajlar ne olacak? Gibi soruların zihninizde şimşekler çaktırdığını görür gibiyiz. Geniş kapasiteli bagajları sayesinde tedirgin olmanıza gerek yoktur. Otelinize ulaşımınız sağlanırken veya gitmek istediğiniz yere bagajlarla tıkış tıkış oturmak zorunda kalmayacaksınız. Muğla transfer hizmetlerimizde sınır tanımadığımızı belirtmiştik. Bu sözümüzün her daim arkasındayız. Üstelik söylemlerini eylemleri ile bire bir uyumla gerçekleştiren tek firmayız.
Muğla Havalimanı Vip Transfer hizmetlerimiz ayrıcalıklı olmayı seven müşterilerimiz için her ayrıntıyı düşünmektedir. Tüm kişi kapasitesine sahip son model araçlarımız ile konforuna ve lükse önem veren müşterilerimiz Mercedes Model, VİP araçlarımız ile ulaşımlarını talep edebilirler. Özel olarak ağırlamak istediğiniz misafirlerinizi de firmamız sizin yerinize gerekli özeni göstererek karşılar ve konaklama alanlarına kadar eşlik eder. Kalabalık bir sayıda geliyoruz, ulaşım kâbusa dönmesin, otele gidene kadar bilmediğimiz yollarda rezil olmayalım diyorsanız, Mercedes midibüs araçlarımız ile bu zahmetleri ortadan kaldırarak rahatlıkla ulaşımınızı sağlamaktayız. Muğla fiyatları transfer hizmet şeklimizin asla üzerine çıkmamaktadır. Rahatına ve zamanına önem veren müşterilerimiz için ekonomik olarak da rahat etmelerini önemsemekteyiz.Sizde Muğla Transferin sunduğu imkânlardan yararlanmak istiyorsanız rezervasyonlarınızı yaptırmakta gecikmemelisiniz. Muğla Ucuz transfer hizmetleri sunan firma özellikle tatile gelen ve gelecek olan kişilerin tatilleri başlamadan bütçelerinin önemli bir kısmını tüketmemeleri için en uygun fiyat imkânlarını sunmaktadır. bodrum havaalanı transfer shuttle Fiyat listesi sitemiz üzerinden de göreceğiniz üzere oldukça uygundur. Muğla transfer bu bakımdan da rahat etmenizi önemsemektedir.
submitted by bodrummytransfer to u/bodrummytransfer [link] [comments]


2020.03.08 06:26 Uzman-Editor Online metin yazarlığı freelance içerik yazarı

Freelance içerik yazarı; kelime anlamsallığını vurgulayarak ortaya çıkaran serbest makale yazarlığı yapmakla alakalı, online üretilecek içeriğin yapısına göre SEO uyumu metin yazılırken sağlanmalı ve freelance içerik yazarlığı çalışmasından ortaya çıkan sonuç Google ve diğer arama motorlarının algoritma sistemlerini baz alır. 📷Arama motorlarında ve özellikle Google sistemine uygunluk seviyesine bağlı olarak üretilen içeriklerin yayınlandığı blog sitesi platformlarında freelance içerik yazarı çalışmalarının ön planda olduğunu görmek zor değil. Gizli anlamsal indeksleme yöntemi yani LSI SEO tekniği WEB siteleri için üretilmiş muazzam bir alt yapı oluşturmaya bağlıdır. İnternet sitesine içerik girişi yapan site editörü dikkatinde, yazılan makalenin dikkatlice tekerdan gözden geçirilmesi önemli ve SEO hakkında en ufak bir detayın dahi atanmaması prensibimdir. 📷Hizmet veren tüm internet sitelerinin ihtiyacı olan Webmaster hizmeti, SEO uzmanlığı, freelance içerik yazarlığı, online metin yazarı çalışmaları olan makale yazımı ve WEB sitelerindeki eski içerikleri ücretli Google araçlarına sorgulatarak tamamını son güncellemeye uygun hale getirerek içerik geliştiriciliği yapmak en iyi sonucu verir. Google SEO güncellemeleri detayları önemli, BERT güncellemesi ile içeriğin değeri %40tan %90a çıktı ve freelancer makale yazarlığı yaparak üretilen gizli anlamsal indeksleme LSI SEO uyumlu içerik tüm arama motorlarının iştahını kabartır.

Freelance içerik yazarlığı nedir?

📷Freelance içerik yazarlığı nedir; evden serbest makale yazarı yapan kişilere verilen genel ad, freelancer metin yazarlığının diğer ismi ve online olarak belirli SEO kuralları dahilinde içeriğin üretilmesi işidir.📷Nelere freelance içerik yazarlığı yapılır?Evden çalışan makale yazarı ve serbest hizmet veren içerik yazarları işi ve iş ilanları baz alınarak yaptığım freelancer işler;

Freelance içerik yazarı kimdir?

📷Freelance içerik yazarı kimdir; içerik yazmak hakkında tüm deneyimlerini evden sergileyerek hizmet veren makale yazarlığı yapan, internet sitelerine SEO uyumlu freelancer metin yazarlığı içeriklerine anlamsallığı vurgulayan ve paylaşılacak makaleler hakkında detaylı araştırma yaparak içeriğin kaleme alınmasını sağlayan online içerik yazarlığı yapan kişidir. 📷Serbest metin yazarlığı yapmak tüm SEO kavramlarını bilmek gerektirir ve gizli anlamsal indeks hakkında tecrübe sıralamaya girme garantisi anlamına gelir, evden makale yazarı hizmeti vermek konusunda uzman referanslara sahibim. Optimize kurallarına uyularak online yazılan makale yada blog metin tüm WEB sitelerine özel olur. Metin, makale, içerik, blog, yazı, ödev, tez, yorum, altyazı, reklam yazıları, tanıtım yazısı, slogan, başlık, alt başlıklar, etiket ve etiketlerin cümlelerini freelancer içerik yazarlığı çalışma ürünlerim arasındadır.
📷Freelance içerikler yazmak profesyonel beceri gerektirir ve SEO uzmanlığı çalışmalarını içeriklere dökerek tüm arama motorlarında geçerli olan LSI SEO sistemini hedef alması şart. Metni online oluşturan ve makale yazarlığı yapnn kişi en önemli optimize kriterlerini yerine getirmeli. 📷WEB sitelerine SEO uyumlu makale satışı yapan içerik uzmanı çalışmalarım profesyonel, alınan hizmetin karşılığını veren Google ilk sayfa sıralamasına giriş yada sıralamada yükseliş kaçınılmaz sonuç olur. İzmir freelance içerik yazarlığı iş ilanı, önerileri ve online makale satışı günün 24 saati devam eder. Uzman Editör iletişim bilgilerimde E-Posta ve Skype adresim var. 📷İnternet sitesine makale yazdırmak (içerik yazarı yazarlığı) ve metin girişi yaptırmak isteyen WEB site sahipleri SEO uzmanı çalışmalarına ihtiyaç duyarlar. Girişinin yapılacağı içerikler düz makaleden ibaret değil, belirli optimize şartları yerine getirilerek oluşturulan metnin linklemelerini varsa yaparak ve makale üzerine görsel ekleme işlemi gerçekleştirilerek Google BERT güncellemesine uygun paylaşım yapmak SEO bütününe dahildir. 📷

Evden çalışan makale yazarları işleri

📷Twitter, Facebook, İnstagram, Tumblr, LinkedIn, WordPress, Blogger, Reddit, Medium, VK, YouTube, mobil uygulamalar, Google işletme yorumlar, Google Maps yorumları, PHP, özel tasarım tema, title, Description, meta tag, kategori içerikleri açıklamaları evden çalışan makale yazarları işleri ve online metin yazarlığı çalışmaları arasındadır. 📷Serbest çalışan metin yazarlığı kapsamındaki editörlük işleri... Yazılı içerik gereksinimi duyulan tüm datalar için freelancer editörlük hizmeti verilir ve SEO çalışması yapmak mümkün olur. Öyleyse ne tür datalar makale yazarlığı yapılır ve belirli kelimelerde SEO hizmeti almayı gerekli kılar. 📷İzmir metin yazarlığı ve freelancer içerik yazarı iş ilanı yada ilanları konusunda gerekli satışa yönelik makale satışı ilanlarım uzman editör blog sitesi içinde günceldir. İçerik nedir, siteye girişi nasıl yapılır, üretilirken nelere dikkat edilir, hangi SEO kurallarına göre hareket edilir muamma olmaktan çıktı. Üreticilik ve içeriğin geliştiriciliği ancak Search Engine Optimization konusunda uzman freelance içerik yazarı yapar, makale yazarlığı yaparak oluşturulan kaliteli online metin yazarlığın en önemli kelime anlamsallığını ortaya çıkarmalı. 📷

Freelance içerik yazarı hakkında

📷Freelance içerik yazarı hakkında; kusursuz ve profesyonel çalışma sistemi sayesinde evden makale yazarlığı yapan serbest çalışan kişi, üretilecek içeriğin detaylarını makaleye döken metin yazarlığı tecrübesine sahip ve bütün internet sitelerine koşulsuz çalışma hizmeti verebilen SEO bilgisine sahip freelancer içerik yazarları eserleri arasında Google Snippet referanslarına sahip kişilerden... 📷Otoriter, değerli ve yüksek değerlere sahip WEB sitelerini oluşturmak ve aynı zamanda geliştirmek SEO şartlarını yerine getirerek mümkün olur. Site analiz raporlarına göre hareket etmek fayda sağlar, en çok hit alan kelimeler ve eş anlamlıları gizli anlamsal indeksleme LSI SEO yöntemine uygun yazılan semantik makale örnekleri elimde mevcut. 📷Freelance makale yazarı içerik örnekleri, makaleleri, belgeleri, yazıları, taslakları, kayıtları, blog siteleri, metin yazarlığı ürünleri, freelance içerikler geliştirmek ve evden serbest çalışan makaleci iş ilanları uzman editör blog sayfamda... 📷Freelancer hizmet veren İzmir metin yazarlığı ve makale üreticiliği faydalı mı? Bilgisayar başında, evde, serbest ve freelance metin yazarlığı, şu an sunduğum içerik yazarı hizmetimin bir parçası ve SEO uzmanı beklentilerini karşılıyorum. Freelancer yazarlık işi ve iş ilanları uzman editör blog yazıları arasında var, tüm detaylar sayesinde WEB sitelerinin online makale yazarı ihtiyacı son bulacak. Yerel ve global tüm internet sitelerine özel içerik üreticiliği hizmetimi freelance veriyorum. 📷Makale yazdırmak istiyorum ne yapmalıyım?Makale yazdırmak isteyen kişilerin ihtiyacı online içerik yazarlığı yapan yazarlardır, iletişim bilgilerim dahilinde 24 saat aktif çalışmaktayım ve yetişkin WEB siteleri de dahil olmak üzere yazılı metin gereksinimi duyanlar benimle temas kurabilir. İnternet sitesinin linkini, anahtar kelimeleri, tercihe bağlı olarak başlıklarını ve diğer detayları ileterek ücret bilgisi alma hakkınız mevcut. 📷Hangi internet sitelerine freelancer içerik yazarlığı hizmeti alabilirim?Bütün internet sitelerine evden makale yazarlığı hizmeti verirken aynı zamanda, freelance SEO uzmanı çalışmasınım ve Google algoritmasının %90ı içeriğin kalitesini öne çıkarmaya odaklı.
WEB sitelerinin anahtar kelimesi nedir, nasıl belirlenir ve yan kelimeler makalede nerelerde kullanılır?
İnternet ortamında hizmet veren aktif siteler içerik ihtiyacını karşılamak işin freelance makale yazarlığı ve site editörlüğü tercih edilir hale getirdi. Arama motorlarında rekabet fazla, rekabetin altında kalmamak için günce makale girişi yapmak şart ve profesyonel freelancer içerik yazarı çalışmam tüm sitelere idealdir.
Haber, sağlık, teknoloji, arkadaşlık, bilim, flört, Edebiyat, matematik, geometri, sosyal medya paneli, YouTube haberleri, global, makale yazarak para kazanmak, içerik üreterek gelir elde etmek, freelance hizmet almak, freelancer hizmetler, evden çalışarak yapışacak işler, otomobil sektörü, otomotiv, ithalat hakkında, ihracat deneyimleri üzerine spesifik ve SEO uyumlu semantik makale örnekleri, referansları, tavsiyeleri ve yorumları var.
Tercih edilen makaleler ve örnekleri blog sitemde var, uzman editörlük çalışma referanslarım Google ve diğer arama motorlarının ilk sayfasına ve birinci sırasına özeldir. Ahrefs, Moz Rank, Semroot ve SEO araçları kullanmak önemli, güvenilir içerikler internet sitesinin alacağı verimi arttırmaya yönelik yardım amacı güder. Ücretli Google Webmaster araçları isimleri, özellikleri ve kullanıcı yorumları genellikle olumlu yönde, fakat site analizi doğrultusunda ortaya çıkan rapora göre hareket ederek içerikleri geliştirmek şart. Referanslı ve daha önceden deneyimi olan, gizli anlamsal indeksleme LSI SEO yöntemi bilen freelance içerik yazarı olmanın avantajları müşterilerime özel, kurumsal firmalardan binlerce lira ücret karşılığında online makale almaya gerek yok ve tüm alan adlarıyla beraber projelere freelance metin yazarlığı çalışmam pozitif sonuç doğurur.
İçerik yazarı olmak, başvurusu yapmak ve freelance makale yazarlığı...
İçerik yazarı olmak, metin yazarlığı başvurusu yapmak ve freelance makale yazarlığı ücretleri hakkında bilgiler verdim. Hangi WEB sitelerinde makale alımı satımı var, yazı satış platformları ve freelance SEO hizmeti almak isteyenler kurumsal firmalara bağlı kalmayacak. Site analizi yaparak karşıya çıkan sonuç, eski içeriklerin analizi ve gerekli düzenlemeler yapılıp mükemmel WEB sitesine kavuşmak uzman editör sayesinde daha kolay... Nitelikli ve spesifik olduğunu kabul ettirmiş sitelerin önem verdikleri konular arasında ilk sırada içerikler var, ziyaretçiye verilen izlenim ve doğru kelimeler kullanılarak ses getirmeye yönelik çalışan freelance metin yazarı alacağı sonuçla mutlu eder. Otoriter sitenin püf noktaları güncel ve özgün olmaya dayanır, yüksek bütçeyle hizmet veren İzmir SEO firmaları yada farklı kuruluşlar makale yazarlığı çalışmalarımla gözünüzde ikinci plana düşer.
İçerik yazarı başvurusu yapmak; internet siteleri arasında bazı platformlar makale yazarlığı işi için imkan sağlamakta, üretilen içerikler para karşılığı site sahibine yada ziyaretçilerine satılabilir ve freelance metin yazarlığı başvuru formu doldurmak istetenler bahsi geçen tarzda siteleri Google üzerinden araştırmalı. Evinde, bilgisayar başında içerikler üreten yazarlar başvuruyu makaleci araya sitelere yapmalılar, kayıt oluşturmak güncel ve doğru bilgiler sayesinde mümkün olur. Başvurunun yapıldığı freelance içerik alış - satış platformu belirli limite ve tarihe göre ödeme yapar. 📷 İçerik yazarı olmak; gereksinim olarak makale ve içerik türlerini barındıran internet sitelerine metin yazarlığı yapmak, başlıkların anlam bilgisini ortaya çıkararak makaleyi üretmek ve anlatıma tabi tutulacak her türlü data için makale yazarı çalışmaları ortaya çıkarmak işidir. Metinler üzerinden yola çıkarak içinde anlamın detaylarını ve farklı yan kelimelerin anlamlarını ziyaretçilere odaklı kılmak önemli. Ara başlık üretirken cesur çalışmalar ön planda olmaya yer verir ve klasiğin dışında anlatıma dayalı içerikler oluşturmak yada hali hazırdaki içeriği evden hizmet veren kapsamına dahil olarak freelance SEO uzmanlığı çalışmalarına benzer geliştirmeler yapıyorum. 📷
Freelance makale yazarlığı
📷Freelance makale yazarlığı; kelime anlatımına ihtiyaç duyan tüm WEB içeriklerini belirli kriterlere göre üretme işi, online içerik yazarı çalışmalarının tamamını serbest yaparak kuruma yada kuruluşa bağlı olmamak ve arama motorları için Google SEO uyumlu yazı yazan freelancer metin yazarlığı makale yazan anlamına gelir. 📷Serbest çalışan makale yazarı ürettiği içeriklerde birbiriyle bağlantılı kelimelere belirli aralıklarla yer verir, optimize kriterlerini göz önünde bulundurarak online metin yazarlığı ile gündeme gelir ve bireysel hizmet veren içerik yazarı tek başına çalışarak WEB sitelerine makale yazar.📷Önerileri, yorumları ve tavsiyeleri olan freelance içerik yazarı📷Çalışmayı evden, tek ve bireysel sürdüren freelance içerik yazarı önerileri, yorumları ve tavsiyeleri bu başlık altında toplamakta. İnternet siteleri İÇERİK YAZARI hizmeti veren kişilerin ürettiklerini ihtiyaç duyar, buna bağlı olarak online içeriklerin satışı ve alışı farklı platformlar üzerinden de gerçekleşmekte. Kelime yada makale başı hesaplayarak serbest makale yazarlığı ücretleri belirleyen platformlar bir çok konuda imkan sağlar. 100 kelime makale ücreti 1 TL taban fiyattan başlar ve sitelerin taleplerine göre içeriklerin fiyatlandırması da yapılabilir.
Güvenilir ödeme yapan freelancer içerik alımı yapan yerler hakkında bilinmesi gereken önemli ücret ödemesi kurallarından biri! Freelance makale yazarları içerik alım satım platformlarından ödeme alırken metin yazarı ödemesi alt limiti doldurmak zorundadır.📷Online makale yazarlığının 13 püf noktası..
Özgün, hit çekecek ve ziyaretçiyi doyurduğu kadar arama motorlarının da iştahını kabartan makaleler üreten yazarlık yaparak yazı yazmak başarıyı getirir. Başka sitelerde olmayan, farklı anlatım dili kullanılan ve anahtar kelime yoğunluğu farklı türevlerine bağlı olarak dengeli kullanılmış içerikler üreten freelance makale yazarlığı hizmeti veriyorum. Tek çalışıyorum ve bu bağlamda asla başkasından içerik almıyorum, bireysel çalışan online metin yazarları arasındayım.
submitted by Uzman-Editor to u/Uzman-Editor [link] [comments]


2019.12.12 12:49 Cathessis DOWNVOTER SAVAŞLARI, ORTA DÜNYA TARİHİ Vol.3

Üst Ekeme: Saat 14:00'dan beri post etmeye çalışıyorum ama hata veriyor. Old redditten postluyorum bunu şimdi. O yüzden ne flairi var ne de text editleri. Ah Reddit ah. (New Reddit'e geçtim de editleyebildim oh be 53 dakikadır çile çekiyordum!)

Okumayanlar için önceki bölümler:
Vol.1
Vol.2

Bu yazıda geçenlerde attığım afişin altında kendilerini göremeyip üzülen/sitem eden KGB hulkuna yer verdim. u/SikiTuttunSaruman’la giriştiğimiz bu yazıda sizlere şimdiden keyifli okumalar diliyorum. Uzun soluklu yazılarımın 3'üncüsü sizlerle. Sabit bir müzik bulamadım. O yüzden en azından arka planda bu YouTube linkini açarsanız bu ksavetli günlerimizde orta dünya havasına girersiniz. Bu da Spotify linki.
~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~
Nu’t haccından döndüğümüz günden beri saldırı planları yapıyorduk ve beklenen gün bugündü. Bugün uzun süredir topraklarımızda yürüttüğümüz savaşı onların -downvoterların- yurduna taşıyacaktık. Üstüme cüppemi giydim. Boyut kapısını açtığımda downvoterların bana saldıracaklarını bildiğimden ordudan bir zırhı bana tahsis etmişlerdi. Üstüme büyük geldi biraz ama yeterince sağlam olması bana güven veriyordu. Odamdan çıkıp boyut kapısının olduğu yere doğru yürümeye başladım. Kapıya vardığımda KGB ordusu da boyut kapısının önünde yerini yavaş yavaş almaya başlıyordu. Her yerden zırh ve kılıç tıngırdamaları geliyordu. Bir an gözlerim yaşlarla doldu ama güçlü görünmeliydim, bu anı uzun zamandır bekliyorduk ne de olsa. Meanwhile in Lord’s Room:
O sırada lordum odasında Anor’un bize bahşettiği kutsal kitabımızdan elfçe yazılmış birkaç efsun okuyordu. Sona geldi, kenardaki maşrapadan altın kadehine bir bardak şarap koydu ve tek seferde içti. Moral konuşması yapmasına yardımcı olacaktı bu çünkü. Aynada zırhına bakarken arkadan Arwen geldi ve yanağına bir buse kondurdu. Ardından Lordumun zırhını ve yakasını düzeltti, sımsıkı sarıldı ona. Lordum Arwen’ı öpmek için kendine çektiğinde Arwen O’na zaferi beklemesini söyledi. Lordum biliyordu ki zafer sonrasında onu güzel bir gece bekliyordu. Kılıcına baktı, nesillerdir ailesindeydi bu kılıç ve zamanında Sauron’u yenmek için kullanılmıştı. Kendine ait 3 adı vardı kılıcın: “Andúril”, “Flame Of the West” ve “Üldürülen Üniversite Öğrencisi”.
📷

https://preview.redd.it/hlwwl61iw9441.png?width=1186&format=png&auto=webp&s=e71fe35e1a33397bbe4a36a387643cb35fd92b80
📷
Lordum odasından çıktı ve boyut kapısına doğru ilerlemeye başladı. Odasından çıkar çıkmaz modlar Lordumun yanına sıralanmıştı bile. Sabaha kadar savaş planlarını konuşmuştuk ama gün doğumunda birer saat kestirmek için dağılmıştık. Lordum boyut kapısına geldi ve O’nu ilk gördüğümde gözlerindeki yorgunluktan bizden sonra da uyumadığını anladım. Lordumun kılıcı Sirus yıldızı gibi parıldarken gözünün önüne düşen bir tutan saç onu çok daha korkutucu ve bir o kadar da seksi gösteriyordu. Lordum moral konuşması yaparken arkalardan bir ses geldi. Tanıyordum bu sesi, u/okuryusuf’tan başkası olamazdı. “Annnalarını s*keliiim!” diye bağırdı. Bunun üzerine Lordumuz da “Anneler kutsaldır *rospu çocuğu!” dedi. Saflarda tek tük gülüşmeler duyulsa da Lordumun ciddi duruşu onları kahkaha atmaktan alıkoydu. Yusuf ise bundan sonra üstünde kalacak olan “*rospu çocuğu” lakabını almanın ve ileriki yıllarda çocuklarına anlatacak bir askerlik anısının olmasının gururunu yaşıyordu. Lordum hepimize moral veren konuşmasını yaptı, u/SikiTuttunSaruman her bir neferimizi upvote büyüsüyle kutsarken modlar da askerlerin silahlarını ve duruşlarını düzeltiyordu. Bu savaşı kaybetmeyecektik, kaybımız da çok olacaktı. Ama ben biliyordum ki fedakârlık ve kayıp olmadan zafer de kazanılamazdı. Lordum gür sesiyle kapının açılması emrini verdi. Lordumun emriyle realmların (bouyutların) koruyucusu olan ben Cathessis the Gatekeeper, Downvote dünyasına saldırı için kapıyı açtım. Lanet olası downvoterlar geleceğimizi önceden biliyor olmalıydılar zira kalkan duvar yapmış hazırda bizi bekliyorlardı. Ama bu bizi durduramazdı. Lordum hiç duraksamadan beklenen emri verdi.
“SALDIRIN YİĞİTLERİM!”
📷

https://preview.redd.it/7e6oh3yiw9441.png?width=1080&format=png&auto=webp&s=06d4c0fb3dc658aec3b8c46f2f5adda2aa12a439
📷
KGB ordusunun downvoterlara duyduğu öfke çok fazlaydı. Auralarını iliklerimde hissedebiliyordum. Lordum kapıdan ilk geçendi, ardından da 2 mod hariç diğer modlar girdi. Kalan 3 mod Lordum ve ordusu diğer dünyadayken orta dünyayı koruyacaklardı çünkü bizim dünyamızda da bir sürü düşman vardı hala. Her şeye muhalefet olan u/ImmortalThoth “Ben o kapıdan girmem! Yiyorsa buraya gelsinler de kafalarını koparayım!” diye bağırdı ama boyut kapısına hücüm eden KGB ordusuna karışıp gitti. Ordumuzdan iki tabur “kan kan kan” diye bağırarak kapıdan geçmişti ki lanet olası downvoterlardan birinin attığı ok dizimdeki zırh boşluğundan içeri girdi ve bir dizimin üstüne düştüm. O an köydeki yaşlı bir cüce aklıma geldi. Genç bir maceracıya “Bir zamanlar ben de aynı senin gibi bir maceracıydım. Derken dizime bir ok yedim.” demişti. Umuyorum ki saplanan ok çok ciddi değildi. Tüm gücümle boyut kapısını açık tutmaya çalışıyordum ki başımı çevirdiğimde büyücü gözlerim üstüme gelen 7 adet zırh delici oku gördü. Teslimiyet duygusu içinde okların bedenimle temas etmesini beklerken 3 sadık cüce kalkanlarıyla beraber önüme geçti ama kalkanları okları durduramadı. Üçü de oracıkta can verirken akıllarındaki son şey boyut kapının kapanmaması için beni korumaktı. Bu nasıl bir sadakatti, çok duygulanmıştım. Onların düşüyle aynı sırada bir ucu sırtımdan girip diğer ucu göğsümden çıkan ok sebebiyle yere yığılırken ellerim boyut kapısı mekanizmasından kaydığı için kapının kapandığını ve o sırada kapıdan geçmekte olan savaşçıların iki dünya arasında sıkışıp parçalanmalarını gördüm.
Gözümü açtığımda göğsüm sargılıydı ve sinek ısırması gibi ufak bir acı hissediyordum. Göğsüme baktım ve neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir nokta gördüm. Orası okun deldiği yer olmalıydı. Magic aurom beni zırh delici okun ölümcül kuvvetinden korusa de göğsüme saplanan bir ok beni birkaç ay yatakta süründürmüş olmalıydı. Boyut kapısının kapandığını hatırladım birden. Lordum ve 3 tabur KGB askeri downvoter dünyasındayken ben burada ne arıyordum! Derhal gidip kapıyı yeniden açmalı ve takviye güçlerle beraber onlara katılmalıydım. O sırada u/idillogia gülümseyerek elindeki şifalı elf otlarıyla beraber odaya girdi. Kendimde olmadığım aylar boyunca belki muhtemelen birkaç büyü sayıklamıştım ve ortalığı birbirine katmış olmalıydım hatta ağzımdan birkaç kötü söz de çıkmış olabilirdi. Bu süre zarfında bana katlandığı için hızla ona teşekkür ettim, çünkü kendimde değilken çekilmez biri olduğumu biliyordum. Ardından “Ne oldu?” diye sordum ve bana 2 gündür baygın olduğumu, boyut kapısının kapandığını ve downvoterların Dark Lord Mark’ın orclarıyla birleşerek bize saldırdığını söyledi. Birkaç yıldır gıdalar ve bitkiler işinde epeyce ilerlemiş olmalıydı çünkü öyle bir ok yarasını kısa sürede iyileştirecek merhem ya da gıda kaynağı yoktu. Bu gidişle Lordumun sarayında başhekim olması işten bile değildi. Yeterince vakit kaybettiğimi düşünerek hışımla yerimden kalktım ve odadan çıktım. Etraf ana baba günüydü. Yaralı elfler, küçük cüceler, kolu kopmuş insanlar ve daha kimler kimler… Revirden çıkıp boyut kapısına koştum. KGB mühendisleri boyut kapısını tamir etmeye çalışıyorlardı ama zırh delici oklar mekanizmaya da zarar vermişti ve kısa sürede düzeltilmesi imkansızdı. Yere çöküp ağlamaya başladım. 2 koca gündür Lordum ve ordudaki 3 tabur KGB askeri downvoter dünyasında kıran kırana savaşıyordu ve ben baygın kalmıştım. Üstüne üstlük orclar downvoterlarla birleşip bize saldırıyordu ve Lordumuz onların dünyasında kılıç sallarken biz burada hiçbir şey yapamıyorduk. Onların yanına kendim ışınlanabilirdim ama boyut kapısı olmadan yanımda kimseyi götüremezdim. Zaten oraya gitsem bile bu yorgun halimle orada bir işe yaramazdım. Aksine onlar savaşırken onlara ayak bağı bile olabilirdim. Burada yapacak tek şey vardı o da orta dünyadaki düşmanları temizlemekti…
Surlara doğru ilerlemeye başladım. Savaşamayan herkes surlara ok, taş, Yunan ateşi gibi lojistik malzemeleri taşıyordu. Surlara yaklaştıkça etraftaki kül olmuş, çatısı çökmüş evleri gördüm. Uzun menzilli mancınıkları vardı demek ki. Eğer ki surda gedik açarlarsa bu bizim için büyük bir sorun olurdu. Derhal surlara çıktım ve savaşın büyüklüğünü o zaman fark ettim. Sauron’un düşmesinden sonra orclar yıllarca yerin altında hazırlık yapmış ve şimdi downvoterlarla beraber bizlere saldırıyordu. İçimden tüm downvoterlara lanet okudum. Çoğunun babası Sauron’la olan savaşta kendi dünyalarından bize yardım etmek için gelmişti ama onların çocukları yoldan çıkıp bize saldırmaya başlamışlardı. Kendi dünyalarından mavi ejderhalar getirmişlerdi cesetleri surların dibindeydi. Mod general çadırına doğru koştum ve masanın başında u/IamAhustle ve u/YaniktheGent’i gördüm. Beni görünce yüzleri aydınlanır gibi oldu ama önlerindeki haritaya bakınca durumun iyi olmadığını anladım. Düşmanın çok fazla mancınığı vardı ve bu mancınıklar surlara yakın olan evleri tamamen yıkmıştı. Attıkları yanan taşlar kenar kesimlerde yangınlara yol açıyordu. Bununla da yetinmeyip Surların dışında kalan çiftliklerden yakalayıp acımasızca öldürdükleri sığırları da mancınıklarla şehir içine atıyorlardı. Eğer hemen yakılmazlarsa hastalığa sebep olacakları için surlarda olduğu kadar iç kesimlerde de telaşla gezinen gönüllü KGB hulku vardı. Bizim surdaki mancınıklarımızsa mavi ejderhalar tafından yok edilmişti. Geriye sadece 2 mancınığımız kalmıştı ve onlar da aralıksız kullanıldığından taşıyıcı keresteleri çatlamıştı. Bu halde kullanılamazlardı. Generallerin istekleri doğrultusunda surdaki en yüksek kuleye çıkıp mancınıklara ateş topu fırlatmaya başladım. Bu sırada orclar ve downvoterlar halatlar ve merdivenlerle durmaksızın surlara çıkıyordu. Onlar çıktıkça yurdunu savunma içgüdüsüyle yanıp tutuşan cesur askerlerimiz onları öldürerek surlardan aşağı yuvarlıyordu. Aşağıda o kadar ceset vardı ki gece olduğunda onları yakmamız gerekecekti yoksa hem hastalığa sebep olacaklar hem de cesetler taarruza geçen düşmanlara birer rampa görevi görecekti. Mancınıkları ateş toplarıyla kısa sürede etkisiz hale getirdim getirmesine ama ejder kemiğiyle güçlendirilmiş koçbaşlarına alev topu atmak için manam kalmamıştı. Koçbaşlarını kızgın yağlarla etkisiz hale getiririz diye bölük subayı kızgın yağı dökme emrini verdi. u/BlueGrayOwl ve u/moremelih kızgın yağ kazanını omuzlarından destek alıp surların kenarına getirdiğinde u/ufpa elindeki metal sopa yardımıyla kazanın altını kaldırarak yağı aşağı doğru döktü. Bir de ne göreyim, koçbaşının ok geçirmez derisi alev alıp yok olduğunda altındaki yanmaz ejder pulları açığa çıktı. O an s*ki tuttuğumuzu anladım. Koçbaşı ana kapımıza darbe üstüne darbe indiriyordu. Derken ana kapımızdan bir çıtırtı sesi geldi. Hemen aşağı inip düşmanları karşılamak üzere bekleyen askerlerin arasında kılıcımı çekerek yerimi aldım. Ana kapı büyük bir gümbürtüyle kırıldı ve düşmanlar içeri it sürüsü gibi akın etmeye başladı. Arkamdan bir ses işittim ve kale büyücülerine gerekli mistik bitkiler gibi şeyleri karşılayan “ u/rientala19’yı elindeki mana potlarıyla bana doğru koştururken gördüm. Büyücüler revirde yaralıları iyileştirmekle meşgul olduklarından ellerinde kalan 3 şişe mana potunu yollamışlardı. 3 şişeyi sek içtim ve kapıdan içeri giren düşmanlara alev topları fırlatırken o da düşmanlara molotof kokteyl atıyordu. Çatışma çok şiddetliydi ve ne düşman öldürürsek öldürelim bitmiyorlardı. Bu amansız mücadele tam 6 gün boyunca devam etti. Bazen dış surları kaybettik ve iç kaleye çekildik sonra onları geri püskürttük. 7. Günün şafağında mod generallerden biri elf yayıyla orc liderini boğazından vurduğunda lidersiz kalan orc sürüsü geri çekilmeye başladı. Orcların geri çekilmeleri downvoterları da dehşete düşürmüştü ve onlar da geri çekilmeye başladı. Öyle ki, korkudan vurulan liderlerini bile geride bırakmışlardı. Süvarilerle beraber can çekişen orc liderinin yanına gittim. Hemen bildiğim en etkili iyileştirme büyülerini orc liderine uygulamaya başladım çünkü revire götürene kadar ona canlı ihtiyacımız vardı. Yanımdaki u/brylmz onu atının terkisine attı ve revire doğru at sürdük.
Revire girdiğimizde u/samtgrb “Aman aman nereye geldim ben. Daha demin cephedeydim burası neresi *rospu çocukları!” diye inliyordu. Yarası derin değildi, iyileşeceğinden emindim. Tekrardan orc liderine döndüm. Oku en tecrübeli hekimelerden u/idillogia’nın yerinden çıkarması, benim ve diğer kale healerlarının büyülerle orcu ölümden döndürüp stabil hale getirmemiz 8 saat sürdü. Çok yorgun olduğumdan biraz kestirmek için revirdeki odalardan birine daldım ve gördüğüm manzara tarif edilemezdi. Sıhhiyeci u/shido_37 esir alınan yaralı bir downvoteri g*tünden s*kiyordu. Ben de yan odaya geçip oradaki sandalyeye çöktüm ve yorgunluktan oracıkta uyuyakaldım. Kendime geldiğimde hava kararmıştı ve mod generallerle beraber zindana gittik. Modlardan u/IamAhustle gardiyanlardan u/ovzanV2’ye hücrenin kapısını açmasını emretti. Modlar, ben ve gardiyanlar hücreye girip downvoterlara işkence ettik ve bu sırada gardiyanlardan u/justalperen downvoterların da bü evrenin(reddit’in) bir parçası olduğunu söyleyip biraz daha nazik olalım diye ısrar etti ama sonra kendisine küfreden bir downvotera dayanamadı ve tekme tokat girdi. Esir ettiğimiz downvoterlar lider kadrosundan değil de sıradan asker oldukları için bir şey bildikleri yoktu. Bunun üzerine orc liderinin hücresine gittik ve şafak sökene kadar ona işkence ettik ama orc lideri konuşmayı reddetti. Çelik zincir gibi bir iradesi vardı ve onun zincirlerini kırmak kolay olmayacaktı. Onu nasıl konuşturacağımızı düşündük. Bir Balrog’un imgesiyle onu korkutabilirdim, hatta Balrog’dan daha korkunç ifritler de vardı ama bu sefer delirirdi ve işimize yaramazdı. Onun aklının başında olması lazımdı ve öyle bir yöntem bulmalıydık ki yalvara yalvara, kendi isteğiyle bize bildiği her şeyi itiraf etmeliydi. Nasıl bir şey, nasıl bir… Aaaha! Bulmuştum! Gardiyanlardan u/mutfuckrobotu’nun kulağına birkaç şey fısıldadım ve gözleri fal taşı gibi açıldı. İşe yarayacağını o da biliyordu. Orc lideri biraz işkillense de konuşmayacağından emin gibiydi.
O gün akşama kadar orc liderini balla, sütle, mesir macunuyla besledik. Gece yaşayacağımız sevinçten dolayı ellerim kaşınıyordu. Akşam olduğunda süt gibi elf kızlarından 3 kişiyi zindandaki hücreye getirttim. Orc liderinin malafatına da Cesur’un kilidini takıp ellerinden ve kollarından duvara sabitledik ve elflerle baş başa bıraktık. 3 elf kızı sabaha kadar orc liderinin önünde twerk yaptı. Orc lideri malafatındaki kilit yüzünden hem acı çekiyor hem de elf kızlarıyla ilişkiye giremediğinden acı içinde çığlıklar atıp kilidi açın diye yalvarıyordu. Sesi tüm kalede yankılanıyordu. Öyle ki kaledeki birçok kişi uyuyabilmek için kulak tıkacı kullandı. Orc lideri sabaha kadar yalvardı, her şeyi itiraf edeceğini söyledi ama şafak sökene kadar kilidi açmadık. Şafakla beraber modlarla zindana indik. Elf kızlarını istirahat etmeleri için odalarına yolladık ve general u/YaniktheGent elindeki savaş çekiciyle tek hamlede orc liderinin malafatındaki kilidini kırdı. Eğer orc lideri birkaç saat daha kilitli kalsaydı acı ve kederden ölecekti. Bu yöntem çok tehlikeliydi ama bir o kadar da etkiliydi. Bunu bir kenara not aldım. Orc lideri malafatı serbest kalır kalmaz işine koyuldu ve generale kilidi kırdığı için minnettar olduğunu söyledi. Onu işini yaparken izlemek ne kadar iğrenç de olsa sonuna kadar bekledik çünkü artık kilitleri kırılmıştı (her iki mana da da :dd) ve bize bildiği her şeyi anlatacaktı.
Orc lideri işini bitirdiğinde downvoterlarla ilgili her şeyi anlattı. Dediğine göre yüzyıllar önce Sauron’la olan savaşta ölmek üzere olan bir savaşçı ölmekten korktuğu için ruhunu ilk dark lorda satmış ve ruhu karşılığında ondan boyutlar arasında kapı açma yeteneğini almıştı. Bu yeteneğini daha doğrusu lanetini her kullandığında ruhundan bir parça kaybederek daha fazla çıldırmış ve yoldan çıkmıştır. Başta yanına getirdiği downvote ırkıyla orta dünyada sadece bir şehir kurup huzur içinde yaşamak isterken zaman geçtikçe delirmiş ve Nefes almak için surların dışına çıktım askerlerimizin yoğun çalışmalarını gördüm. Cesetleri toplayıp yakacak, surdaki gedikleri onaracak, surların dibindeki cesetlerle beraber çamur deryasına dönmüş hendekleri tekrar kazacaklardı. O sırada uzaklarda yeşil bir ışık kümesi farkettim ve atımı oraya doğru yürmeye başladım. 5 tane ghostu bir ateşin etrafında oturmuş muhabbet ederken gördüm ve dinlemeye başladım. Bir cisimden bahsediyorlardı. Öyle bir cisim ki tüm orclar bu cismi arıyordu. O cismin orc liderinin bahsettiği boyutlar arası bağlantıyı sağlayan cisimle aynı olup olmadığını merak ettim ve ghostlara doğru yürümeye başladım. u/csyeniden’i, u/mcdmnsi’i, u/mosyosolid’i ve u/normade1’i tanıdım ama sonuncu ghost kafasında savaş baştası varken tanınamaz haldeydi. Kim olduğunu sorunca “u/sunqfu’yum ben” dedi. Bu 5 ghost’u en son 2 ay önce Lordumun downvoterlar hakkında istihbarat toplamaları için görevlendirdiğinde görmüştüm. Aralarından biri konuşmaya başladı: “u/Cathessis, dowvotecuları takip ederken orclarla iletişim kurduklarını görüp onları Mordor’daki madenlere kadar takip ettik. Madene sızınca yüzlerce metre derinliğinde devasa bir çukur kazdıklarını gördük. Çukur o kadar genişti ki iç tarafındaki sarmal merdivenlerle dibe iniliyordu, ek olarak orta tarafta da kazdıkları toprağı çıkarmaları için vinç sistemi vardı. Gece olup hepsi madenden çıkınca çukurun dibine indik. Hızlı hızlı basamaklardan inmemize rağmen inişimiz en az 15 dakika sürmüştü. O sırada duvarların parıldamaya başladığını fark ettik. Duvarlara bir sürü minyatür resmedilmişti ve bunların birince parıldayan bir cisim görülüyordu. Yerin bu kadar altında böyle minyatürler olduğuna göre orclar önemli bir şey bulmuş olmalıydı. Derken arkamızdan gece devriyesindeki downvoterlar göründü. Onlar bağırınca merdivenin aşağısından da orclar gelmeye başladı. Kanımızın son damlasına kaadr savaştık ama bizden onlarca kat fazlaydılar ve sonunda daha fazla dayanamadık.” derken yüzü yere bakıyordu. Kahramanca çarpışmışlardı ve edindikleri bilgileri Lorduma ulaştıramadıklarından ruhları da bu dünyada acı çekiyordu. Gideceğim yer belli olmuştu, Mordor’da beni büyük tehlikeler ve şeytani varlıklar bekliyordu.
Surlara doğru at sürdüm ve generallerle bu bilgiyi paylaştım. Yakın zamanda tekrar saldırı bekledikleri için tüm askerlere burada ihtiyaçları vardı ama ellerinden geleni yapacaklarını söylediler. Kaleden gerekli eşyalarımı alıp Mordor’a gitmek için surların dışına çıktım. Tek sorun nasıl gideceğimdi. Günlerdir yaşanan bu olaylar yüzünden kendimi teleport edemezdim. Atla yanlarından geçsem düşmanların ordugahından dolayı geçişim zor olurdu. Havadan gitsem de beni fark ettiklerinde oklarla vurup keklik gibi avlamaları işten bile değildi. Kara kara düşünürken yanıma gelen u/alperozkaya’ya aklımdan geçenleri anlattım. “Bekle beni Cathessis” deyip kaleye koştu ve az sonra elinde bir tahta parçasıyla geri döndü. Elindeki “+” şeklinde tahta parçasıyla ne yapacağını sordum. O da bana downvotecu *rospu çocuklarının yaralılarını çarmıha gerip sabah onların ordugahına yakın bir yere götüreceğini, böylece de kilometrelerce metrekare alanda gökyüzünün görünmeyeceğini söyledi. Bu fikir aklıma yatmıştı. Bir ıslıkla uçan kartal dostumu çağırdım. Sabah olup da akbabalar gökyüzünde siyah bir bulut gibi yayıldığında kartal dostumla akbabaların üstünden uçarak Mordor’a doğru yol alırken “Acaba Lordum ve yanındakiler neler şu an ne yapıyorlar?” diye düşünüyordum.
Devam edecek…
Teşekkür: Downvotecu kelimesi yerine downvoter kelimesinin kullanılmasını bana öneren u/SikiTuttunSaruman’a teşekkürler.
Not: Vakit buldukça görsel eklemeye çalışacağım, yazıyı bile kaç gündür yazıyorum anca dün tamamlayabildim. Görsellere pek vaktim kalmadı.
submitted by Cathessis to KGBTR [link] [comments]


2019.08.16 11:49 turkishgram instagram takipçi satın al

instagram takipçi satın al
Instagram Takipçi Satın Al

instagram takipçi satın al
Turkishgram.com, hesaplarını büyütmek ve ileri taşımak isteyen bütün Instagram kullanıcılarına en uygun fiyat garantisiyle Instagram takipçi alhizmetini sunmaktadır. Her zaman için müşteri memnuniyetini ve kaliteli hizmeti en önemli ilke sayarak sizlere en iyi ve en profesyonel hizmetleri sunduğumuzdan emin oluyoruz. Turkishgram.com 7 gün 24 saat saat canlı destek hizmeti veren Türkiyede'ki tek servistir.
Sistemimiz tamamen otomatik işlemektedir ve kredi kartı ya da banka havalesi EFT ödeme seçenekleri bulunmaktadır. Yaptığınız ödemenin ardından satın aldığınız hizmet olabilecek en kısa süre içinde Instagram hesabınıza yüklenir.
Sizler için en iyi sosyal medya hizmetini sunan Turkishgram.com, sizlerin ihtiyaçlarınızı en kısa sürede karşılamak ve size en iyi ve profesyonel hizmeti sunmak için uzman sosyal medya uzmanları ile birlikte çalışmaktadır. En kaliteli hizmeti en uygun fiyata sağlayarak en iyi Instagram takipçi satın alma sitesi olmak için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.
Her türlü soru, öneriler ve talepleriniz için bizimle iletişim sayfamızda yer alan telefon numaramızdan, WhatsApp'tan, Skype'tan, e-posta ya da canlı sohbet hizmetimiz üzerinden dilediğiniz zaman iletişime geçebilirsiniz. Sayfamızın sağ alt kısmında yer alan canlı destek sistemimiz sayesinde 7 gün 24 saat istediğiniz zaman bize ulaşabilirsiniz.
Hem bireysel hem de kurumsal müşterilerimizin ihtiyacına uygun olarak Instagram takipçi satın al ve Instagram aktif takipçi gibi sahip olduğumuz birçok hizmetle takipçi, beğeni ve yorum satın almanıza yardımcı oluyoruz. Geniş bir hizmet yelpazesine sahip olan Turkishgram.com'da ister Türk ister yabancı takipçi satın alabilir, içeriğe özel yorum hizmetinden faydalanabilir, istediğiniz hedef kitle cinsiyeti seçebilir ve daha bunlar gibi birçok hizmetten faydalanabilirsiniz.

Neden Turkishgram.com'u Tercih Etmeliyim ?

Hedefiniz ne olursa olsun Instagram'da daha fazla etkileşime ve takipçiye ulaşmanın en kolay yolu takipçi satın almaktır. Bunun için neden sizi tercih etmeliyim diye soruyorsanız, size sunduğumuz hizmetleri ve müşterilerimizin yorumlarını okuyarak kendiniz karar verebilirsiniz.
  • Satın aldığınız hizmet için anında teslimat garantisi
  • Yüksek kaliteli ve aktif takipçiler
  • Hiçbir işlem için şifre gerekmez
  • 7 gün 24 saat canlı destek hizmeti
  • %100 güvenli ödeme yöntemleri
  • Takipçi, beğeni düşme ya da kaybolma durumunda anında telafi
  • Gelişebilecek özel durumlar için para iade garantisi
  • Herhangi bir sorunda iletişim sayfasından bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Instagram takipçi ve beğeni sayınız arttıkça hesabınızın görünürlülüğü bunlarla paralel olarak artış gösterecek ve her geçen gün etkileşimleriniz katlanarak artmaya devam edecektir. Eğer Instagram hesabınıza güvenilir ve profesyonel bir imaj çizmek istiyorsanız Instagram için takipçi satın alarak bunu kolayca sağlayabilirsiniz.

Instagram Takipçi Satın Almanın Faydaları Nelerdir ?

Instagram takipçi satın al hizmeti ile çok fazla vakit ve emek harcamak zorunda kalmadan Instagram hesabınızın popülerliğini arttırabilir ve daha geniş kitlelere ulaşarak rakiplerinizin arasından sıyrılabilirsiniz. Satın aldığınız takipçiler hesabınızın daha fazla etkileşim almasına ve Instagram keşfete düşmesine yardımcı olur. Üstelik Turkishgram tüm bunları hem kaliteli hem de uygun fiyat garantisi ile sizlere sunmaktadır.
  • Satın almış olduğunuz Instagram takipçileri sayesinde potansiyel takipçileriniz ve potansiyel müşterilerinizin gözünde güvenilir ve kaliteli bir hesap izlenimi bırakabilirsiniz. Sahip olduğunuz takipçi sayısı ve beğeni sayesinde sizleri takip etme ve etkileşim verme ihtimalleri yükselecektir.
  • Yüksek sayıda takipçi ve beğeniye sahip olan hesaplar, Instagram algoritmasına göre kaliteli ve popüler olarak algılanmaktadır. Bu da Instagram'ın sizi daha fazla kişiye önermesine ve keşfette yer vermesine sebep olur.
  • Daha fazla kişiye önerilme ve Instagram keşfete çıkma ayrıcalığına sahip olduğunuzda paylaşımlarınızın viral olmasını ve kısa süre içinde binlerce hatta belki milyonlarca kişi tarafından beğenilmesi şansını elde edebilirsiniz.
  • Geniş kitlelere sahip olan Instagram kullanıcıları aldıkları sponsorluk anlaşmaları ve ürün tanıtım reklamları sayesinde oldukça iyi bir gelir elde etmektedir. Hatta çoğu kişi tam zamanlı işlerini bırakarak sadece Instagram üzerinden para kazanmaya başlamışlardır. Eğer sizin de Instagram'dan gelir elde etmek gibi bir planınız varsa bunun için en iyi yöntem takipçi satın almanız olacaktır.
  • Son olarak Instagram'da fazla sayıda takipçiye ve beğeniye sahip olmak size önceden olduğunu tahmin bile etmediğiniz kapıları açabilir ve hayat stilinizi bile tamamen değiştirebilir.

Instagram Takipçi Satın Almak İçin Şifre Gerekir Mi ?

Turkishgram.com üzerinden Instagram takipçi satın alma için kesinlike şifre vermeniz gerekmez. Sitemiz üzerinden faydalanacağınız tüm hizmetleri şifrenizi paylaşmadan gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz. Ayrıca hesabınızın güvenliğini sağlamak amacı ile şifrenizi hiçbir site ile paylaşmamanızı şiddetle öneriyoruz. Instagram Türk takipçi satın alma gibi işlemler sırasında sizden şifrenizi isteyen bir hizmet sağlayıcı ile karşılaşırsanız, bu kişilerin sahtekar olduğundan emin olabilirsiniz.

Sisteminiz Güvenilir mi ? Instagram Takipçi Aldığımda Hesabım Kapanır mı ?

Size sunduğumuz tüm hizmetleri Instagram hizmet koşulları ve politikalarını göz önüne alarak yönetiyoruz. Instagram gerçek takipçi ve buna benzer hizmetler Instagram'ın koşullarına ya da politikalarına aykırı değildir. Ayrıca takipçi satın alma işlemi kesinlikle yasaldır. Sunduğumuz takipçi satın al hizmetlerinden faydalanan hiçbir müşterimizin hesabı kapanmadı. Bunun sebebi de almış olduğumuz profesyonel önlemler ve tüm işlemleri doğal bir süreçte gerçekleştirmemizden kaynaklanıyor.

Hesabım İçin Ne Kadar Instagram Takipçi Satın Almalıyım ?

Ne kadar Instagram takipçi satın almanız gerektiği sizin Instagram'da gerçekleştirmek istediğiniz hedeflerin büyüklüğüne bağlıdır. Sizinle aynı alanda yarışan rakip kullanıcıların hesaplarını detaylı bir şekilde analiz ederek onlar arasından daha kolay sıyrılmak ve fark edilmek için ihtiyacınız olan takipçi ve beğeni sayısını hesaplayabilirsiniz.
submitted by turkishgram to u/turkishgram [link] [comments]


2019.08.10 11:50 Haberfutbol24 10 Ağustos 2019 Cumartesi Spor Haberleri

10 Ağustos 2019 Cumartesi Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'a Yannick Bolasie transferinde müjdeli haber!
Everton'da forma giyen Demokratik Kongolu sol kanat oyuncusu Yannick Bolasie'den Beşiktaş'a müjdeli haber verdi. Yıldız futbolcu, sosyal medya hesabından gündeme bomba gibi düşen bir transfer açıklaması yaptı.
Geçtiğimiz sezonun ilk yarısını Aston Villa, ikinci yarısını ise Anderlecht'te kiralık oynayarak geçiren Yannick Bolasie, bir süredir Beşiktaş'ın transfer gündemini meşgul ediyordu. Bonservisi Everton'ın elinde bulunan 30 yaşındaki Demokratik Kongolu sol kanat oyuncusundan Siyah Beyazlılar'a müjdeli haber geldi.
Bolasie, Twitter hesabından CSKA Moskova'ya gidip gitmeyeceğini soran bir futbolsevere "Malcom'a yapılanların üstüne hayır." cevabını verdi. Hatırlanacağı üzere Barcelona'dan Zenit Saint Petersburg'a transfer olan Malcom, yeni takımıyla ilk maçına Krasnodar karşısında çıkarken tribünlerden kendisine yönelik ırkçı mesajlar içeren bir pankart açılmıştı.
Beşiktaş'tan Arturo Vidal bombası!
Yaz transfer dönemini ezeli rakipleri Galatasaray ve Fenerbahçe'ye oranla daha sessiz geçiren Beşiktaş'la ilgili Şili basınından gündeme bomba gibi düşen bir iddia geldi. Siyah Beyazlılar'ın Barcelona'da forma giyen Arturo Vidal için teklif yaptığı öne sürüldü.
Yaz transfer dönemini ezeli rakipleri Galatasaray ve Fenerbahçe'ye oranla daha sessiz geçiren Beşiktaş'la ilgili Şili basınından gelen bir iddia gündeme bomba gibi düştü. AS gazetesinin Şili edisyonu, Siyah Beyazlılar'ın Barcelona'da forma giyen dünyaca ünlü futbolcu Arturo Vidal'i kadrosuna katmak istediğini yazdı.
Gazetenin okuyucularıyla paylaştığı özel habere göre Beşiktaş yönetimi, 32 yaşındaki orta saha oyuncusuna yıllık 4 milyon euro önererek Serie A devi Inter'den daha yüksek bir maaş teklifinde bulundu. Barça ile 2021 yazına dek sözleşmesi bulunan yıldız ismin geleceğiyle ilgili nihai kararını ise önümüzdeki günlerde vereceği belirtildi.
Beşiktaş'ın yeni transferi Pedro Rebcoho bir sol bekten fazlası
Beşiktaş’ın satın alma opsiyonuyla kadrosuna kattığı Pedro Rebcoho, geçen sezon Ligue 1’de en fazla isabetli orta yapan savunma oyuncusu oldu... 43 karşılaşmada forma giyen Portekizli yıldız oyuncu, sezonu 12 asistle tamamlamayı başardı.
Beşiktaş'ın sürpriz bir şekilde Guingamp'tan kadrosuna kattığı Portekizli sol bek Pedro Rebocho istatistikleriyle dikkat çekiyor... Siyah-Beyazlılar'ın satın satın alma opsiyonuyla kadrosuna kattığı Pedro Rebocho, geçen sezon Ligue 1'de en fazla isabetli orta yapan savunma oyuncusu oldu... 43 karşılaşmada forma giyen Portekizli yıldız, sezonu 12 asistle tamamlamayı başardı...
Kartal, satın alma opsiyonuyla kiraladığı genç yıldıza senelik 700 bin Euro ödeyecek. Beşiktaş, 1 sezon sonra ise Rebecho'nun bonservisi için 2.5 milyon Euro ödeyecek. Rebecho, klasik bir sol bek değil... Savunmaya verdiği katkıdan daha fazlasını hücuma veriyor... Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı'nın transfer edilmesini özellikle istediği Portekizli kanat oyuncusunun Siyah-Beyazlılar'daki performansı merakla bekleniyor. BENFİCA'DA OYNADI Pedro Rebecho, 2017 yılında Portekiz devi Benfica'dan 550 bin Euro karşılığında Guingamp'a geçti.
Emre Kılınç Beşiktaş’a, Lens Sivasspor’a!
Sol kanada transfer yapmak isteyen Beşiktaş, Konoplyanka konusunda bir ilerleme sağlayamazken Bolasie için de görüşmelerini sürdürüyor.
Siyah-beyazlılar, Türkiye'den ise gündemine Sivassporlu Emre Kılınç'ı aldı. Yiğidolar, Beşiktaş'tan paranın yanı sıra kiralık iki futbolcu istedi. Bunlardan birisinin Lens olduğu ve Sivasspor'un oyuncunun 2.3 milyon Euro'luk ücretinin yarısını karşılamayı teklif ettiği belirtildi. Öte yandan Beşiktaş sol kanat transferinde Chelsea'nin 25 yaşındaki oyuncusu Lucas Piazon'u da listesine dahil etti.
Beşiktaş'ta hedef Kamil Wilczek
Santrfor takviyesi için arayışlarını sürdüren Kartal, Brondby’nin 31 yaşındaki golcüsünü listesine aldı.
Burak Yılmaz'ın sakatlığı sonrası forvet arayışlarına hız veren Beşiktaş, aradığı golcüyü Danimarka'da buldu. Siyah-beyazlılarda teknik direktör Abdullah Avcı, yönetime verdiği listeye Kamil Wilczek'in adını yazdı. Danimarka ekibi Brondby'de forma giyen 31 yaşındaki futbolcu, geçen sezondan bu yana sergilediği performansla adeta parmak ısırttı. Bu sezon 9 resmi maçta 7 gole imza atan Polonyalı futbolcu geçen sezon ise 42 maçta 27 gol, 7 asistlik üstün performans ortaya koymuştu. Kulübüyle 2021'e kadar sözleşmesi bulunan golcü oyuncunun maliyetinin de düşük olduğu belirtildi. Yönetim bu transfer için Brondby ile pazarlıklar yürütüyor.
Bu sezon 5 UEFA Avrupa Ligi Elemesi, 4 de Danimarka Süper Ligi olmak üzere 9 maça çıkan Wilczek, 7 gol kaydetti.
SAVUNMANIN EN İYİSİ PEDRO
Beşiktaş'ın yeni transferi Pedro Rebocho, geride kalan sezonda sol bek olarak görev yapmasına rağmen 12 gol pası vererek Guingamp'a hücumda büyük katkı sağladı. Oyuncu, aynı zamanda 63 kez rakip ceza sahasına isabetli orta gönderdi. Pedro, isabetli orta değeriyle Fransa İkinci Ligi'nin savunma oyuncuları arasında en iyisi oldu. Dünyaca ünlü analiz şirketlerinin raporlarına göre Portekizlinin 100 üzerinden en iyi özellikleri şu şekilde: Top kapma (90), dripling (86), hava topları (81), kontra ataklar (80), orta (77), pres (74).
SON SINAV PANATHİNAİKOS'LA
Beşiktaş, yeni sezon öncesi son hazırlık maçında bugün Yunan ekibi Panathinaikos ile karşı karşıya gelecek. Atatürk Olimpiyat Stadı'nda saat 20.00'de başlayacak mücadele Spor Smart tarafından naklen yayınlanacak. Beşiktaş, daha önce Avusturya kampında 4 maça çıkmış, 3 yenilgi ve 1 beraberlik alırken hiç gol atamamıştı.
Marsilya istedi Beşiktaş kaptı
Kartal’ın Guingamp’tan kadrosuna kattığı Rebocho’yu son ana kadar Marsilya’nın da istediği ortaya çıktı. Ancak 24 yaşındaki sol bekin, Beşiktaş kararından dönmediği öğrenildi.
Siyah-Beyazlılar, Fransa Lig 2 temsilcisi Guingamp’tan Portekizli sol bek Miguel Rebocho’yu satın alma opsiyonuyla kadrosuna katmıştı. 24 yaşındaki oyuncu için yapılan transfer görüşmelerini gizlilikle yürüten Beşiktaş, başarılı isme imzayı attırmıştı. Habere göre Kara Kartal’ın kadrosuna kattığı başarılı futbolcuyu, Fransa Lig 1 ekibi Marsilya’nın da son ana kadar istediği ancak Rebocho’nun Beşiktaş’la yaptığı anlaşmaya sadık kalıp ülkenin en büyük kulüplerinden birini geri çevirdiği öğrenildi. Yarın İstanbul’a geliyor Geçen sezon Guingamp’ta 43 maça çıkıp 8 asistle oynayan tecrübeli oyuncu, Siyah-Beyazlılar’a yarın katılacak. Başarılı futbolcu, yarın İstanbul’a gelip ara vermeden Kara Kartal’la çalışmalara başlayacak
Beşiktaş Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe Tv, Canlı Maç İzle

10 Ağustos 2019 Cumartesi Fenerbahçe Haberleri

Fenerbahçe'de hedef Lucas Silva

Fenerbahçe Real Madrid’de forma şansı bulamayan ve takımdan ayrı çalışan Brezilyalı Lucas Silva’yı listesinin ilk sırasına aldı. İspanyol ekibi 2 milyon euro istiyor. Real ve Fenerbahçe arasındaki görüşmeler devam ediyor.
Kabus gibi bir sezonu geride bırakan ve bu yıl şampiyonluk parolasıyla yola çıkan Fenerbahçe, 6 numara sorununu çözmek için girişimleri hızlandırdı. Sarı-Lacivertliler, Real Madrid forması altında şans bulamayan Lucas Silva’yı listenin ilk sırasına aldı. Son 2.5 sezonu Brezilya ekibi Cruzeiro’da kiralık olarak geçiren 26 yaşındaki oyuncuyu yeniden kiralamak için Kanarya’ya yeşil ışık yakan İspanyol ekibi ile devam eden görüşmelerin de olumlu geçtiği ifade edildi. Real Madrid kiralama bedeli olarak 2 milyon euro istiyor. Sözleşmeye satın alma opsiyonu da koyulacak.

TEKLiFLER MASAYA YATIRILDI

Genoa, Benfica takımları da Silva ile yakından ilgileniyor. Başarılı oyuncu Real Madrid takımından ayrı olarak çalışmalarını sürdürüyor. 26 yaşındaki orta saha gelen teklifleri masaya yatırdı. Kulübü ile 2020 yılına kadar sözleşmesi olan Lucas Silva, kiralık olarak görev yaptığı Cruzeiro’da 3 sezonda 107 maça çıkarken 3 gol attı, 3 de asist yaptı. Silva, Brezilya’nın genç milli takımlarında 10 maça çıkıp, 2 de gol attı ancak A Takım seviyesinde oynayamadı. Asıl mevkisi ön libero olan Sambacı, 10 numara da da görev yapabiliyor.

ALTERNATiFLER BEKLETİLİYOR

Fenerbahçe, Silva transferinde sonuç alamazsa listedeki diğer 6 numara adaylarından biriyle anlaşma sağlayacak. Benfica forması giyen Gustavo ile temasta olan Fenerbahçe, her konuda anlaştığı Fejsa’yı ise yedekte tutuyor. Zajc ve Jailson’a gelen tüm teklifleri masaya yatıran Sarı-Lacivertliler bu oyuncuların satıştan gelecek sıcak para ile ön libero transferini bitirmek istiyor. Emre ve Ozan’ı orta sahada hucüm ağırlıklı kullanmayı düşünen Ersun Yanal 6 numara transferini 4 gözle bekliyor.

Kolarov Fenerbahçe ile ön protokol imzaladı!

Fenerbahçe ile İstanbul’da yaptığı görüşmede ön protokole imza atan 33 yaşındaki yıldız futbolcu Kolarov gelmezse 500 bin Euro tazminat ödeyecek.
Fenerbahçe, Kolarov'u perşembe günü İstanbul'a getirmeyi planlıyordu ancak oyuncunun Atletico Bilbao maçında attığı frikik golü tüm planları adeta altüst etti. O golden sonra Roma taraftarı 33 yaşındaki sol bekin takımda kalması yönünde kamuoyu oluşturdu. Kısacası Sırp yıldız golü kendi kalesine attı. Fenerbahçe cephesi rahat. Çünkü oyuncu transfer görüşmesi için daha önce İstanbul'a geldiğinde kendisi ile ön protokol imzalandı ve anlaşmaya tazminat maddesi konuldu. Buna göre transferden kim vazgeçerse karşı tarafa 500 bin Euro tazminat ödeyecek.

ROMA İŞİ SOĞUTMA TARAFTARI!

Fenerbahçe Sportif Direktörü Comolli, Roma ile görüşmelerini sürdürürken, 2 milyon Euro bonservis ödemeye hazır olduklarını yineledi. Roma kulübü ise taraftar baskısı nedeniyle işi soğutmanın ve ağırdan almanın iyi olacağı konusunda fikir belirtti. Comolli, Kolarov'a da aralarındaki protokolü hatırlattı ve gereğini yapmasını istedi. Roma ile bir yıllık sözleşmesi kalan 33 yaşındaki Sırp oyuncunun gelecek günlerde ortaya koyacağı performans kaderini belirleyecek.

Khedira yine gündemde

Sarı-Lacivertliler, orta saha takviyesi için Tunus asıllı Alman yıldızı listeye almıştı. Ancak Sami Khedira, kendisiyle ilgilenen Arsenal’den teklif beklediği için Fenerbahçe’ye yanıt vermedi.
Premier Lig’de transfer dönemi önceki gün kapandı. Böylece Khedira’nın Arsenal hayalleri suya düştü. Juventus, tecrübeli futbolcuya kesinlikle kadroda düşünülmediğini bildirdi. Fenerbahçe Yönetimi, Luiz Gustavo konusunda herhangi bir gelişme yaşanmaması halinde rotayı yeniden Khedira’ya çevirebilir. Fenerbahçe konusunda bekleme sırası.

Luiz Gustavo'ya yakın takip

Marsilya’da teknik direktör Andres Villas-Boas ile yönetim arasında transfer gerginliği yaşanıyor.
Portekizli teknik adam beklediği takviyelerin bir türlü yapılmadığını söyleyerek, “Transfer döneminin kapanmasına daha zaman var ama anlaşılan bizim için bu dönem bitti! Başka oyuncu alamayacak gibiyiz” ifadelerini kullandı. Sportif direktör Zubizarreta ise basın tarafından transferdeki başarısızlığı nedeniyle eleştiriliyor. Oyuncu satması gereken Fransız ekibinde Luiz Gustavo bu konudaki ilk aday. Fenerbahçe, gelişmeleri yakından takip ediyor.
Fenerbahçe Maçı İzle, Taraftariuım 24 İzle, Justin TV İzle, Şifresiz Maç İzle

10 Ağustos 2019 Cumartesi Galatasaray Haberleri

Fatih Terim'den Hakan Çalhanoğlu, Merih Demiral ve Yusuf Yazıcı açıklaması!

Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, yarın Fiorentina ile oynayacakları hazırlık maçı öncesinde İtalyan basınına çok özel açıklamalarda bulundu. İmparator, yurt dışında oynayan Türk futbolculardan Fiorentina, Milan ve Juventus'un durumuna kadar pek çok konuda düşüncülerini dile getirdi.
Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, yarın Fiorentina ile oynayacakları hazırlık maçı öncesinde İtalyan basınına çok özel açıklamalarda bulundu. Tutto Mercato Web adlı internet sitesine konuşan İmparator, yurt dışında oynayan Türk futbolculardan Fiorentina, Milan ve Juventus'un durumuna kadar pek çok konuda düşüncülerini dile getirdi. İşte deneyimli teknik adamla gerçekleştirilen röportajın tamamı:
Geçmişte Enrico Chiesa'nın hocasıydınız. Şimdiyse oğluyla karşılaşacaksınız. Federico Chiesa'yı son yıllarda takip edebildiniz mi?
"Federico, çok iyi bir oyuncu. Onu hem televizyonda hem de Artemio Franchi Stadyumu'nda pek çok defa seyrettim. Chiesa, çok beğendiğim bir futbolcu ama ben yine de Enrico'yu tercih ederim. Umarım Federico, babasından bir şeyler almıştır."

Serie A'da Juventus egemenliğinin süreceğini düşünüyor musunuz?

"Juve'yi yenmek kolay değil. Bence şampiyonluk için onlar hâlâ favori. Ancak futbolda hiçbir şeyi önceden bilemezsiniz."

Milan'da Hakan Çalhanoğlu'ndan daha çok şey bekliyor musunuz?

"Evet çünkü o, iyi bir oyuncu. Milli Takım'da onu hep oynattım. Her mevkide görev giyebilen, iyi karakterli bir futbolcu ve bunun önemi benim için çok büyük. Bu sene daha iyi işler yapacağına inanıyorum. Ona güveniyorum."

Aynı beklentiler, Merih Demiral için de geçerli mi?

"Evet, kesinlikle. Merih, zamanla harika bir defansa dönüşecek. Juve için zor bir seçim olacak ama Merih için orası bir okul. Kendisinin Juventus'ta öğreneceği çok şey var."

Paolo Maldini Milan'a geri döndü. Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

"Milan, büyük bir kulüp. Gelecek için yatırım yapıyorlar ve harika oyuncular aldılar. Maldini çok tecrübeli bir isim. Şahsen Milan'ın başarılı olacağından eminim."

Yusuf Yazıcı'yı bir İtalyan kulübüne tavsiye eder miydiniz?

"Kendisi, büyük bir yetenek. Fransa'da kendisini geliştirebilir. Bence İtalya'da da oynayabilirdi. Birkaç yıl içinde onun ismini çok duyacağız."

Fiorentina'nın yeni sahibi kulübü nereye taşıyabilir?

"Della Valle'yi biliyordum ama Rocco Commisso'yu tanımıyorum. Fakat önümüzdeki sezon için Fiorentina'ya bol şans diliyorum. Zira bu takım, her zaman kalbimdeki yerini koruyacak. Floransa'ya her dönüşümde çok heyecanlanıyorum. Burada Fiorentina taraftarlarıyla birlikte olmak çok güzel bir duygu. Birlikte önemli başarılar elde ettik. Bu şehirde çok güzel hatıralarım var."

Galatasaray yönetimi Mehmet Topal'la masaya oturdu

33 yaşındaki yıldız, hem stoper hem de ön libero bölgesinde oynayabildiği için Galatasaray’ın hocası Fatih Terim, transferi istiyor. İspanya'dan da teklifler alan Mehmet Topal'ın Galatasaray'a 'Evet' demesi an meselesi... Görüşmeler tüm hızıyla sürüyor...alatasaray transfer çalışmalarına tüm hızıyla devam ediyor... Sarı-Kırmızılılar takıma 'Joker' bir yıldız daha kazandırma peşinde... F.Bahçe ile olan sözleşmesi sona eren 33 yaşındaki Mehmet Topal'ın Galatasaray ile görüşme halinde olduğu ve Florya'ya dönmek üzere olduğu bildirildi.

FATİH TERİM SICAK BAKIYOR

Fatih Terim'in de Mehmet Topal ismine çok sıcak baktığı biliniyor... Tecrübeli teknik adam hem stoper hem de ön libero bölgesinde oynayan Topal'dan faydalanmak istiyor.

MENAJERİ İLE GÖRÜŞÜYORLAR

Galatasaray Yönetimi'nin bu transferi bitirmek istediği ve şu anda Mehmet Topal'ın menajeri Batur Altıparmak ile masada olduğu öğrenildi. Cimbom bonservis ücreti ödemeyeceği için rahat...

CELTA DA HAZIR KITA BEKLİYOR

Topal'a İspanya'dan da tekliflerin olduğu biliniyor... Okay Yokuşlu'nun formasını giydiği Celta'nın da tecrübeli oyuncu için hazır kıta beklediği öğrenildi. Topal yurt içinde kalmak istiyor.

Galatasaray taraftarının bayram hediyesi: Falcao

İkinci Başkan Abdurrahim Albayrak, dün menacer Ahmet Bulut’u da yanına alıp özel uçakla Monaco’ya geçti. İkili, hafta içinde Kolombiyalı golcüyle birlikte İstanbul’a dönerek, Sarı- Kırmızılı camiaya bayram hediyesi verecek.Galatasaray’dan sonunda beklenen hamle geldi. Uzun süre önce Radamel Falcao ile her konuda anlaşmaya varan ve yıllık ücretin 1.5 milyon Euro’luk bölümünü karşılamak üzere sponsoru dahi hazırlayan Sarı-Kırmızılı yönetim, bu kez işi tamamen bitirmek üzere yola çıktı. Galatasaray 2. Başkanı Abdurrahim Albayrak, dün menacer Ahmet Bulut’u da yanına alarak, özel uçakla Monaco’ya geçti. İkili burada Fransız kulübüyle masaya oturup son pürüzleri de giderecek. Albayrak’ın, yine Bulut’la beraber hafta içinde Falcao’ya da alarak İstanbul’a geleceği öğrenildi.

Konya maçında sahada

33 yaşındaki futbolcu için görkemli bir imza töreni düzenlenecek. Ligdeki ilk sınavını deplasmanda Denizlispor’a karşı verecek olan Galatasaray’da, ikinci haftada Türk Telekom Stadı’nda Konyaspor ile oynanacak karşılaşmada Radamel Falcao’nun da forma giymesine kesin gözüyle bakılıyor.

Hiçbir kulübü istemedi

Falcao transferinde Galatasaray’ın çok sayıda rakibi vardı. Süreci uzatan etkenlerden biri de buydu, çünkü Monaco’ya bonservis teklifleri geliyordu. Ancak Kolombiyalı golcünün Galatasaray ısrarı ve menacer Jorge Mendes’in de devreye girmesiyle, ibre tamamen Sarı-Kırmızılı kulübe dönmüş oldu. Monaco’daki görüşmelerde Albayrak, transferi bonservis ödemesi olmadan bitirmeye çalışacak.

Monaco sonunda golcüyü buldu

Falcao transferinde Galatasaray’ın önünü açan en önemli detay, Monaco’nun golcü takviyesinde yaşadığı pozitif gelişmeydi. Fransız kulübü, Sevilla’dan Ben Yedder’le anlaşma sağladı. Bu transferde resmi imzalar atılınca, Monaco da Falcao’nun Galatasaray’a gitmesine izin verecek.
Galatasaray Maçı İzle, Canlı Maç İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium 24 İzle,

10 Ağustos 2019 Cumartesi Trabzon Spor Haberleri

Oumar Niasse ve Lois Diony için görüşme turu

Trabzonspor, Everton’dan kiralamak istediği Oumar Niasse’nin olmama ihtimaline karşılık Saint-Etienne’den Lois Diony için de girişimde bulundu.
Trabzonspor forvet arayışlarına devam ediyor. Sörloth'un yanına oyuncu arayan Fırtına, transfer edeceği golcü için araştırmalarını sürdürüyor. Bordo-mavililerin, Everton'dan kiralamak için uğraştıkları Oumar Niasse'nin olmama ihtimaline karşılık Saint Etienne'den Lois Diony için de girişimde bulunduğu öğrenildi. 26 yaşındaki santrfor için şartlar soruldu. Saint-Etienne, 2017'de Dijon'dan 10 milyon Euro ödeyerek renklerine kattığı 1.83 metre boyundaki oyuncuyu, aynı sezonun devre arasında Bristol City'ye kiralık olarak yollamıştı.

İKİ OYUNCU DA TRABZON'A SICAK

Geçen sezon Fransız kulübünün formasını giyen Diony, tüm kulvarlarda 32 maça çıkmış, 7 gol atıp 2 de asist yapmıştı. Fransız medyası Diony'nin Trabzonspor'a gitmeye sıcak baktığını da yazdı. Niasse için Trabzonspor ile Everton arasında pazarlık yapıldığı da İngiliz basınında yer aldı. Takımda 5. santrfor durumuna düşen Niasse'nin de Trabzonspor'u çok istediği kaydedildi.

BİLETLER SATIŞTA

Trabzonspor'un Avrupa Ligi 3. Eleme Turu rövanşında Sparta Prag ile oynayacağı maçın biletleri satışa çıktı. 15 Ağustos saat 20.30'da Şenol Güneş Stadı'nda oynanacak karşılaşmanın bilet fiyatları 60 lira ile 650 lira arasında değişiyor.

Ekuban’dan muhteşem start

5 Nisan'dan beri Bordo Mavili forma ile skora katkı yapmayan Ekuban, Sparta Prag karşısında uçuşa geçti. Kusursuz oyununu 1 gol ve 1 asist ile süsleyen Ganalı, 125 günlük hasretine son verdi.
Bordo-Mavililer’in Ganalı golcüsü Caleb Ekuban, 5 Nisan’da Antalyaspor karşısında 4-1 kazanılan mücadelede bir gol atarak Trabzonspor forması altında son golünü kaydetti. Aradan geçen 125 gün içerisinde 25 yaşındaki yıldız, bir türlü skora katkı yapamadı. Ekuban, önceki gün Avrupa Ligi’nde Sparta Prag ile oynanan karşılaşmada bu gidişata ‘dur’ dedi. Trabzonspor, Çekya ekibi karşısında 2-0 geriye düşmesine rağmen sahneye Ganalı yıldız çıktı. 25 yaşındaki golcü, önce 84. dakikada Sosa’nın kullandığı frikikte harika bir vuruş yaptı ve farkı 1’e indirdi. Kariyerinde ilk kez! Ekuban, 89’da ise yeniden sahneye çıktı. Ganalı futbolcu, iki kişi arasından attığı şık pas ile topu yeni transfer Sörloth ile buluşturdu. Norveçli de skoru 2-2’ye getirdi. Böylece Ekuban, karşılaşmayı 1 gol ve 1 asist ile tamamladı. Böylece 25 yaşındaki yıldız, Trabzonspor kariyerinde ilk kez bir karşılaşmada hem rakip fileleri.

İşte karşınızda Sörloth

Bordo-Mavililer’e gelmeden eleştiri oklarının hedefi olan Alexander Sörloth, sadece 45 dakikada kendisi hakkındaki ön yargıları kırdı. Norveçli santrfor, Sparta Prag maçında sadece attığı golle ön plana çıkmadı Sahada kaldığı süre içerisinde oyuna büyük bir hareketlilik katan 23 yaşındaki genç futbolcu, teknik heyetin de büyük beğenisini kazandı. Maç sonunda ise taraftarlar Sörloth’tan övgü ile bahsettiler.
Yeni sezon öncesinde forvet arayışlarını sürdüren Bordo-Mavililer, bundan tam 6 gün önce İngiltere Premier Lig ekiplerinden Crystal Palace’den Alexander Sörloth’u 1 yıllığına kiraladı. Ancak 23 yaşındaki futbolcunun transferi, taraftarlar tarafından büyük tepki çekti. Norveçli, daha Fırtına’nın formasını sırtına geçirmeden eleştiri oklarının hedefi oldu. Fakat transferinden birkaç gün sonra Sörloth, Trabzonspor ile ilk resmi maçına çıktı. Genç forvet, UEFA Avrupa Ligi 3. ön eleme turunda Sparta Prag karşısında ikinci yarının başında John Obi Mikel’in yerine dahil oldu.

Yarım devre ona yetti

Sörloth, sahada sadece 45 dakika sahada kaldı ancak bu süre genç futbolcunun kendisi hakkındaki ön yargıları kırmasına yetti. Norveçli yıldız, oyunda kaldığı süre boyunca Karadeniz ekibine büyük bir hareketlilik getirdi, geri dönüşün fitilini yaktı. Skor 2-1’e gelip Prag’lı futbolcular telaşa kapıldıktan sonra da sahneye Sörloth çıktı. 23 yaşındaki futbolcu güzel oyununu da golle süsledi. 89’da şık bir vuruşla rakip fileleri havalandıran Sörloth, Fırtına’nın 2- 2’lik skorla Trabzon’a avantajlı gitmesini sağladı. Bordo-Mavili futbolseverler de yıldız futbolcudan övgü dolu sözlere bahsetti.

‘Asla pes etmeyeceğiz’

Sörloth, karşılaşmanın ardından ise şu ifadeleri kullandı: “Bu geri dönüş takımımızın karakterini, asla pes etmediğimizi gösteriyor. İkinci maçımızı sahamızda taraftarlarımızla oynayacağız, daha iyi olacağız. İkinci maçta bunun daha iyisini yapabileceğimizi göstereceğiz. Taraftarlarımızın çok iyi olduğunu duydum, bunu görmek çok güzel olacak.”

Pereira: Sonuna kadar savaştık

Bordo-Mavililer’in tecrübeli sağ beki Joao Pereira, Sparta Prag ile deplasmanda oynanan karşılaşmanın ardından taraftarlara çağrıda bulundu.
Trabzon’da turu geçmek için ellerinden geleni yapacaklarını söyleyen 35 yaşındaki Portekizli şu ifadeleri kullandı: “En iyi oyunumuz değil ama sonuna kadar savaştık. Gelecek hafta evimizde oynayacağımız ikinci maçta turu geçmek için taraftarlarımızın desteğine ihtiyacımız olacak. Birlikte daha güçlüyüz.”

Uğurcan’dan 8 kurtarış

Karadeniz ekibinin genç file bekçisi Uğurcan Çakır, geçen sezon sergilediği performansın üstüne koymaya devam ediyor...
23 yaşındaki eldiven, Sparta Prag karşısında ortaya koyduğu futbolla Bordo-Mavili taraftarları mest etti. Uğurcan, kalesinde 2 gol gördü ancak birbirinden kritik kurtarışlara da imzasını attı. 23 yaşındaki kaleci, karşılaşma boyunca ise toplamda 8 kurtarış yaptı.
Canlı maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe Tv, Şifresiz Maç İzle,
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.07.05 09:13 toptansakatat Toptan kuzu kelle alımı

Toptan Kuzu Kelle Alımı

Her türlü sakatat ürünü konusunda olduğu gibi toptan kuzu kelle alımı işlmelerin de güvenilir bir adres olan firmamız bu alanda birçok kişinin değişmez adresi haline gemiştir. Bu tarz ürünler hakkında uzun zamandan bu yana toptan satış hizmetleri vermekte olan firmamız da sahip olduğumuz tüm olanaklar ve deneyim sayesinde müşterilerimiz ürünlerimizi hiçbir tereddüt yaşamadan diledikleri alanlar da kullanabilmektedirler. Bilindiği gibi özellikle sağlıklı kuzulardan temin edilmiş olan kellelerin tüketilmesi herkes için keyifli olabilmektedir. Özellikle gıda sektörün de birçok kişinin ilgisini çeken bu ürünler de tedarikçilerin doğru seçilmemesi birçok kişinin çok ciddi sağlık sorunların yaşamalarına neden olabilmektedir. Bu sebeple bizler her zaman için müşterilerimize en sağlıklık ürünleri temin etmek için gerekli her adımı zamanında atıyoruz. Bunun için ilk yaptığımız şey ise mutlaka en sağlıklı kuzuların seçilmesini sağlamaktır.
Bu konuda yeteri kadar deneyime sahip olan çalışanlarımız aynı zamanda tüm kuzuların sağlık kontrollerini yasal olarak yetkinliği olan kişi veya kurumlara yaptırmaktadırlar. Gelen her türlü talep karşısında kısa zaman içinde hareket geçen firmamız da hem insanların beklentilerini tam olarak karşılayan ürünlerin temin edilmesi hem de her zaman için hizmetlerimiz veya ürünlerimiz hakkında gerekli garantilerin de verilmesi sebebi ile müşterilerimiz bizlerle çalışma konusunda kesinlikle tereddüt etmemektedirler. Bu sebeple firmamız sürekli olarak çok daha büyümekte ve artan müşteri sayısı ile de sektör içindeki yerini sağlamlaştırmaya devam etmektedir. Bizlerden her türlü ürünü temin edebileceklerini bilen müşterilerimiz özellikle kısa süren görüşmelerden sonra en sağlıklı kuzulardan temin edilmiş olan kelle, kuzu, paça, kokoreç, böbrek, karaciğer veya buna benzer her türlü ürünü temin edebilmektedirler.
Kısa Zaman İçinde Toptan Kuzu Kelle Alış İşlemleri
Bu konuda her zaman çok ciddi bir şekilde hareket eden firmamız özellikle hijyen ve sağlık konusunda kesinlikle risk almamaktadır. Gıda sektörünün tüm gerekliliklerini tam olarak yerine getiren firmamız sadece kuzularımızın değil aynı zamanda özel olarak hazırlanıp depoda saklanan ürünlerimiz içinde sürekli olarak gerekli analiz işlemlerini yapmaktadır. Kısa zaman içinde insanların güvenlerini kazanan ve aynı zamanda temin ettiği ürünler ile insanlara en sağlıklı sakatatlara sahip olma şansı tanıyan firmamız ile çalışmak isteyen kişiler sadece bir telefon ile taleplerini bize iletebilmektedirler. Bu tarz ürünlerin teminin de az da olsa sorun yaşanma ihtimali olduğu için çalışanlarımız her zaman için yaşanan sorunlara karşı hazırlıklı olarak beklemekte ve tüm sorunları da ne kısa zaman içinde çözerek insanların işlemlerini kısa zaman içinde tamamlamaktadırlar. Gelen her türlü talebi en kısa zaman içinde karşılamak için tüm olanaklarımızı sonuna kadar kullanan çalışanlarımız özellikle sağlıklı ve aynı zamanda hijyenik ürünler temin etmek için izleri seçmenin en doğru karar olduğunu kısa zaman içinde anlayabilmektedirler.
Uzun yıllardan bu yana içinde olduğu bu sektör de insanların beklentilerin nasıl karşılayacağını bilen ve aynı zamanda her zaman için temin ettiği ürünler hakkında müşterilerine gerekli garantileri veren firmamız artık birçok farklı bölge de hizmetler vermeye devam etmektedir. Sakatatlarımız hakkında merak ettikleri tüm soruları her istediklerin de bize sorabilen müşterilerimiz özellikle alacakları fiyat veya sevkiyat bilgileri ile kararlarını daha net bir şekilde verebilmektedirler. Firmamız tarafından temin edilen tüm sakatat ürünleri hakkında insanlar gerekli garantiler verildiği gibi aynı zamanda daha rahat kararlar vermek isteyen kişiler de diledikleri zaman tesislerimizi gezerek içleri rahat bir şekilde hareket edebilmektedirler. Bugüne kadar verdiği kaliteli ve güvenilir hizmetler ile sektör içindeki yerini sağlamlaştırmış olan firmamız da her türlü sakatat ürünü mutlaka sahip oldukları özelliklere göre hazırlanmakta ve aynı zamanda yine aynı şekilde depolanmaktadır. Depolarımız her türlü sakatat ürününün gıda özelliklerini uzun zaman boyunca korumalarını sağlayacak şekilde hazırlanmıştır.
Toptan Sakatat Alış İşlemlerinin Değişmez Adresi
Bu sayede müşterilerimizden gelen taleplerden sonra depolarımız da yer alan tüm ürünlerimiz kısa zaman içinde kendilerine sevk edilmekte ve aynı zamanda bu işlemler hakkında da sürekli olarak yeni talepler alınmaktadır. Bilindiği gibi sakatat temini yapan firmaların birçoğu özellikle bu tarz olanaklara tam olarak sahip olmadıkları için müşterilerine farklı şekilde sorunlar yaşatabilmektedirler. Bu sebeple insanlar toptan kuzu kelle alımı hizmetleri de dahil olmak üzere her türlü ürünün teminin de mutlaka en doğru iş ortakları ile çalıştıklarından emin olmalıdırlar. Artık birçok kişi için kesinlikle ilk seçim haline gelen firmamız özellikle sağlıklı ve hijyenik ürünlerin temini konusunda kesinlikle risk almamakta ve hizmet kalitesinden de kesinlikle taviz vermemektedir. Bu sebeple müşterilerimizin firmamıza karşı olan güvenleri her zaman çok yüksek olmuştur. Ürünlerimizi temin etmek isteyen kişiler her istediklerin de müşteri hizmetlerimiz ile iletişime geçerek taleplerini ve sorularını iletebilmektedirler. Sakatatların en sağlıklı ve aynı zamanda hijyenik halleri ile müşterilerimize ulaşması için gerekli tüm adımları zamanında atan çalışanlarımız özellikle bazı bölgeler de verdiğimiz sevk hizmetlerimiz ile de ürünlerin müşterilerimizin kapılarına kadar gönderilmesini sağlamaktadırlar.
Bizlerle çalışarak hiçbir zaman risk almayacaklarını ve aynı zamanda her zaman en kaliteli sakatat ürünlerini temin edeceklerini bilen müşterilerimiz çevrelerinde ki kişilere de sürekli olarak bizleri önermektedirler. Toptan kuzu kelle alımı işlemlerinde de artık insanların en çok ilgi gösterdikleri isimlerden biri olan firmamız özellikle bu tarz ürünler için gerekli her türlü olanak veya ekipmanlara sahip olması sebebi ile de sektör içindeki yerini de sürekli olarak daha da sağlamlaştırmaktadır. Gıda alanında her türlü üründe olduğu gibi birçok farklı amaçlar kullanılabilen sakatat ürünlerinde de kesinlikle belli kurallara uyulması ve tedarikçi firmaların da belli kurallara sahip olmaları gerekmektedir. Ancak bu şekilde insanların güvenlerini kazanabilecek olan firmalar özellikle birçok ismin yer aldığı bu sektör de yer edinmek için kesinlikle bu konuda gerekli özeni tam olarak göstermelidirler. Firmamız da bu konuda her zaman için son derece titiz bir şekilde hareket ettiğinden dolayı müşterilerimiz ürünlerimizi temin etme konusunda kesinlikle bir tereddüt yaşamamaktadırlar. İlk günden bu yana sürekli olarak insanların güvenerek hizmet aldıkları firmamız temin ettiği tüm ürünleri ile beklentileri tam olarak karşılamaktadır. Özellikle toptan kuzu kelle alımı hizmetlerimizi kullanmak isteyen kişiler bu ürünler hakkında her zaman bize güveneceklerini bilmektedirler. Gerek düşük fiyatları gerekse ödeme koşulları hakkında sunduğu cazip seçenekleri ile bütçelerini düşünmek zorunda olan kişilerin de her zaman güvenerek hizmet aldıkları firmamız da ürünlerimizin temin edilmesinin her aşaması sürekli olarak takip edilmekte ve aynı zamanda hem ekipmanlarımız hem de tesislerimiz yasal olarak denetlenmektedir. Bu da tüm ürünlerimizin hem sağlık hem de hijyen konusunda her türlü beklentiyi tam olarak karşılamasını sağlamaktadır. İstenen miktarda sakatat ürününü kısa zaman içinde ve tam olarak temin etmekte olan firmamız ile iletişime geçen tüm müşterilerimiz gibi sizler de istediğiniz her türlü sakatata kolayca sahip olabilirsiniz. Bunun için tek yapmanız gereken en kısa zaman içinde bizlere ulaşarak taleplerinizi iletmek ve işlemlerin tamamlanmasını beklemektir.
submitted by toptansakatat to u/toptansakatat [link] [comments]


2019.06.12 18:20 toptansakatat Dana böbrek yağı

Dana Böbrek Yağı
Bilindiği gibi dana böbrek yağı temin etmek veya bu ürünleri toptan bir şekilde temin etmek isteyen kişiler için çok fazla seçenek bulunmamaktadır. Ayrıca bu alanda hizmet veren birçok firma müşterilerinin beklentilerini karşılayacak olanaklara sahip olmadıkları için ciddi insanları zor durumda bırakabilmektedirler. Dolayısı ile kısa bir araştırma yaparak bu alanda kime güveneceklerini anlamak isteyen kişiler mutlak firmamız hakkında olumlu bilgiler almaktadırlar. Firmamız bu alana girdiği ilk günden bu yana sürekli olarak hem alış hem de satış işlemlerin de insanları tatmin ettiği için müşterilerimiz gönül rahatlığı içinde hizmetlerimizi değerlendirmişlerdir.
Bu tarz ürünler hakkında uzun zamandan bu yana hem alış hem de satış işlemleri yapmakta olan firmamız da gerek alış gerekse satış işlemlerin de yasal kurallara tamamen uyulmaktadır. Firmamız sahip olduğu ürünler her zaman için en sağlıklı ortamlar da müşterilerine sağladıkları gibi aynı zamanda satın alacağı ürünler içinde en detaylı analizleri yaptırmaktadır. Bu da bu ürünleri daha sonra satın alacak olan müşterilerimizin gönül rahatlığı içinde hareket etmelerine neden olmaktadır.
Dana böbrek yağı, kuyruk yağı, iç yağı veya işkembe gibi farklı sakatat ürünlerinde de aynı hizmetleri vermekte olan firmamız işler hiçbir zaman şansa bırakılmamaktadır. Bu sebeple bugüne kadar verdiğimiz tüm hizmetlerimiz hem müşterilerimizin isteklerini karşılamış hem de firmamızın hizmet anlayışını tam olarak gözler önüne sermiştir. Personellerimiz hizmetlerimiz hakkında soruları olan kişilerden gelen telefonları cevaplamakta ve kendilerine verdikleri bilgiler ile kararların en doğru şekilde vermelerine yardımcı olmaktadırlar.
Sürekli olarak gelişen yapısı ile artık bölgenin en güvenilir toptan sakatat alış ve satış ismi olan firmamız da işlemlerin her adımı büyük bir dikkat ile atılmaktadır. Hem işlemlerin kısa zaman içinde tamamlanması hem de hiçbir sorun yaşanmadan ürünlerine sahiplerine teslim edilmesi sebebi ile her iki tarafta yapılan işlemlerden memnun kalmaktadır. Sakatatlarla ile ilgili hizmetler veren firmalar öncelikle bu ürünler için yeterli olanaklara sahip olan depolara veya benzeri ortamlara sahip olmalıdır.
En Sağlıklı Dana Böbrek Yağını Firmamızdan Temin Edin
Aynı zamanda müşterilerinden gelen ürün satış taleplerinde de mutlaka analizleri doğru yapmaları ve ürünlere mutlaka en doğru fiyat tekliflerini yapmalıdırlar. Hatta ürün alış işlemlerin de ücretlerin peşin olarak ve tek sefer de ödenmesi de insanların ilgili firmalara karşı olan güvenlerini arttıracaktır. İşte tüm bu sebeplerden dolayı firmamıza olan ilgi çok yüksek olduğu gibi insanlar sürekli olarakdana böbrek yağı veya benzeri ürünler hakkında ki taleplerini bize iletmektedirler. Beklentilerini karşılamayan veya karşılamakta zorlanan firmalar sebebi ile zor durumda kalan birçok kişi bizlere ulaştıktan sonra bir daha farklı bir seçenek arama gereği görmemektedirler. Sakatatların mutlaka cinslerine ve özelliklerine göre hazırlanıp satışa hazır halde depolandığı firmamız da insan sağlığını risk altına atacak hiçbir işlem yapılmamaktadır. Gelen talepleri karşılamak adına sürekli olarak olanaklarını geliştirmiş olan firmamız özellikle beklenmedik sürprizlere yer vermemek için gerekli tüm tedbirleri alarak insanların güvenlerini kazanmaya devam etmektedir.
Birçok farklı bölgeye hizmetler veren ve ürün gönderme olanağı olan firmamız aynı zamanda müşterilerinden ürün atın alırken de aynı hassasiyeti göstermektedir. Bu tarz hizmetler almak isterken riske girmek istemen kişiler her zaman için müşteri hizmetlerimiz de bulunan personellerimiz ile görüşerek verdiğimiz hizmetler veya sahip olduğumuz olanaklar hakkında gerekli bilgileri alabilirler. Bu bilgiler ile sizler de dana böbrek yağı veya diğer sakatat ürünleri için güvenilir bir iş ortağı bulmanın keyfini yaşayabilirsiniz.
Firmamızın satışını yaptığı birçok sakatat çeşidi mevcut. Bunlar içinde dana kelle eti olabildiği gibi dana ve kuzu işkembe kuzu ve dana böbrek ve yürek, kuzu kelle ve paça kuzu ve danadan hemen sakatat çeşidinin satışını ve alımını yapmaktayız. Ayrıca birçok farklı ilden sakatat alımı yapmaktayız. Aydın toptan sakatat, Gaziantep toptan sakatat, adana toptan sakatat alımı yaptığımız illerden bazılarıdır. Ürünlerimiz hakkında detaylar için toptansakatat.net sitesinden bilgi alabilirsiniz.
submitted by toptansakatat to u/toptansakatat [link] [comments]


2019.01.10 07:28 Webventur Web Tasarım - Webventur

Web Tasarım, web siteniz dijital pazarlama stratejinizin en önemli parçasıdır. Hangi endüstride çalıştığınıza bakılmaksızın, web sitenizi ziyaret eden ziyaretçileriniz ve müşterileriniz sitenizin teknik olarak mükemmel ve güzel olmasını beklemektedir. Vays de yazılım, tasarım ve dijital Pazarlama Ekibi işbirliği ile, biz kullanıcıların keyfine varacaksınız bir kullanıcı deneyimi oluşturmak.

Web Tasarım

Kullandığımız yazılım ve tasarım altyapıları ile vStart 2 kendi ürünümüzdür.X ıy * üzerine inşa edilmiş, web siteniz sunduğumuz birçok hizmetle tamamen uyumludur, böylece dijital yatırım maliyetlerinizi azaltabilirsiniz. Keyifli bir çalışma sürecinin bir sonucu olarak, kullanıcı deneyiminizin merkezi ve ticari hedefleriniz olan yönetim paneli eğitimlerimizle web sitenizi sunmaktayız.

Web tasarım istanbul

Web Tasarım, İlk sürüm 2011 yılında piyasaya sürüldü ve sürekli yazılım alanında kullanıcı önerileri ve daha fazla iyileştirmeler, kullanıcı dostu ve çoklu dil altyapısı ile dostu arama motoru olan bir içerik yönetim sistemi ile zenginleştirilmiştir. Arama sonuçlarınıza aktif olarak katkıda bulunmak için isteğe bağlı SEO ve SMO modülleri ile çoklu dil desteği içerir. Bu, web siteniz hakkında çok şey düzenlemek zorunda kalmadan web sitesinin tasarımıdır.

Web tasarım ajansı

Şirketin ihtiyaçlarına ve web sitesinin dinamiklerine göre hazırlanacak alanları dikkate alarak, hazırlanacak tasarım adımları. Web tasarımı genellikle iki sayfada hazırlanır. Ana sayfalar ve içerik sayfaları. Hoşgeldiniz ekran, web tasarım ana sayfası dediğimiz, genellikle çok iyi tasarımlar hazırlanır.

Web tasarım fiyatları

Web Tasarım, Burada fakatç sitesine gelen ziyaretçilere güzel bir sayfa tasarımı sunmak, şirketin kariyerini yukarıda vb. tutmak. Web tasarımı, ancak güzel tasarım yapalım, Google'ın Web sitesini görmezden gelme önerileri, aramanın amacından tamamen uzak olacak. Web tasarımcıları, web tasarımlarını tasarlarken bu konulara özellikle dikkat etmelidir. Web tasarımcısı ana sayfayı tamamladıktan sonra, web tasarımcısı ayrıntıları aramaz.

Web tasarım hizmetleri

Web sitesinin açıklama bölümlerinin yayınlanacağı alanlar olan açıklama sayfaları, her anlatıma göre değişecek, bu nedenle web sitesinin içeriğini yazan kişiler bu sayfaları dolduracaktır. Web tasarımcıları, tüm Web tasarımını tasarlar ve web sitesi, sayfalara yerleştirilen önceden hazırlanmış HTML olacaktır. Internet sayfası yazılım dili ile yapılacak ise, kişiye kodlama verir. Kodlama bittiğinde, Web Sayfası Web sitesinin içeriğini hazırlayacak kişiye teslim edilir veya verilir.

Web tasarım nasıl yapılır

Web Tasarım, İçerik SEO konuları incelenmiştir ile tamamlanır. İçerik bittiğinde, site teslim edilir. Web sitesinin amacına tam olarak uyan bir kelime web sayfası. Biz web sitesinde birden fazla sayfa ile çalışmak için web sitesi diyoruz. Web tasarım ajansına kıyasla birkaç sayfadan oluşan Web Sayfası Web sayfaları olarak adlandırılabilir. Web sitesini oluşturan şirketler, bu şekil web tasarımlarını ( web siteleri ) şirketin hizmetlerini tanımlamak veya ürünlerini tanıtmak amacıyla hazırlar.

Web tasarım nedir

Şirket, ürünlerini veya hizmetlerini web sayfasında açıklamaya ek olarak çok kullanıcılı bir portal oluşturmayı bekliyorsa, bu bir web sitesinin bir eseridir. Portal şekli çalışmalarının birkaç örneğini vermek için, web sitesi tasarımı, yeni Türk tecim Yasası'nın bir şartı olarak şirketler tarafından en çok tartışılan konulardan biri haline geldi. Birçok şirket hala yeni müşteriler satın almak daha zorunludur çünkü onlar yapıyor olacak Web sitesi tasarımı yapıyoruz. Tahminler şeklinde zorunlu olarak kabul edilen bir web sitesi de piyasada bulunan en ucuz fiyatlarla yapılmaktadır.

Web tasarım firması

Web Tasarım, Bu durumda, öldürülen internet sitesinin tasarımı, şirkete faydadan daha fazla zarar verir. Bununla birlikte, web sayfası tasarımını şirketimiz için yapmak zorunda olduğumuzu, mecbur olduğumuz için değil, yeni müşteriler elde etmek için yapmak zorunda olduğumuzu bilmeliyiz. Çünkü bir web sitesi, yeni müşteriler satın almanızı sağlayan en büyük reklam platformlarından biridir. Ucuz fiyatlarla Web Sitesi Tasarımı internette şirketinizin yüzüdür.

Web tasarım dersleri

Ucuz sayılar için yapılan internet sitesi tasarımları, belirli bir süre sonra şirketler için neredeyse imkansız hale gelir. Peki ucuz internet sayfaları ve pahalı internet sayfaları arasındaki fark nedir? Web tasarım şirketine sorulması gereken ilk soru, barındırma şirketinin siteyi barındırdığı ülkedir. Web sayfası tasarım hizmeti alırken, neredeyse hiç şirket sunucunun hangi ülkede olduğu sorusunu sormaz.

Web tasarımcılığı

Web Tasarım, Web sitelerinin yavaş açılmasında ilk faktör, sunucunun bulunduğu sunucuların konumu ve kalitesidir. Sunucunun konumu ile siteye giren ziyaretçi arasındaki mesafe ne kadar uzun olursa, bağlantı o kadar yavaş olur. Başka bir deyişle, bilgisayar ile web sitesine giren ziyaretçinin sunucusu arasındaki uzun mesafe, ziyaretçinin web sitenize çok düşük bir hızda bağlanmasına neden olacaktır.

Web tasarım ve kodlama

Örneğin, Türkiye'de inşaat işleri yaratan bir mühendislik şirketisiniz. Türkiye'deki müşterileriniz web sitenizi daha fazla ziyaret edecektir. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki tek kişi, hizmet ettiğiniz firmanın sahipleridir. Bu nedenle, Web sitenize giren ziyaretçiler çok yavaş bir site karşılaşacak.Bu kesinlikle kaçınılmazdır.

Web tasarımı ve kodlama

Web Tasarım, Ülkemizde, özellikle yurtdışında şirketlerden ucuz web sayfası tasarım Sunucusu hizmeti yapan bir çok şirket. Bunun nedeni, yurt dışındaki sunucuların Türkiye'deki sunuculara kıyasla çok düşük fiyatlarla satılmasıdır. Sitenizin yavaş bağlantı hızı da olumsuz Google sıralaması etkilenir. Yavaş bir web sayfası ile Google sıralamalarını artırmak imkansızdır.

Web tasarım firma

Web tasarım şirketi mail service Web sayfası tasarımı sağladı değil birçok şirket hala Gmail, Hotmail, mynet vb.B ücretsiz posta hizmeti almak şirketlerin e-posta sistemi kullanır. Kesinlikle kurumsal bir şirket çapında e-posta adresi bir etki alanı kullanın. Müşterilerinizle e-posta alışverişi ücretsiz hizmetler tarafından sağlanan e-posta hizmetini kullanarak görüntü ne olursa olsun şirket istikrarsızlaştırmak olacaktır.

Web tasarım programları

Web Tasarım, Sunduğunuz web tasarım şirketi tarafından kullanılan düşük sunucu kalitesi de e-posta değişiminizi olumsuz yönde etkileyecektir. Benzer şekilde, sosyal amaçlar için veya bir sektörde internet sayfaları aslında web tasarım ajanslarına göre internet sayfaları olarak sınıflandırılır. Bununla birlikte, web sitesi arama motorlarının ağırlığı olarak, sayfa hızlı bir şekilde açılır, site güvenlidir, şirket bilgilerinin veya ürünlerin içeriği.

Web tasarım ostim

Web sitesinin beklenen durumunu tam olarak yansıtacaktır. Web sayfasını oluşturan şirketler aslında konuyla ilgili uzmanlardır. Web sitesinin şirketlere yükümlü olduğu gerçeğine bakarsak, sonuç şirketin ticareti açısından çok olumludur.

Web tasarım iş ilanları

Web Tasarım, Web sitesini yapanlar hemen okul çağındaki çocukları kaldıramazlar. bu, iyi şirketin iyi bir web sitesi olduğunu biliyoruz ve söylüyoruz demektir. Yukarıda belirtildiği gibi, Web sayfamı almak isteyen kişilerin istedikleri bir web sitesi olduğu gerçeğine bakarsak.

Web tasarım örnekleri

Web tasarımcıları için yukarıdaki işlem aynı şekilde adımlar atıyor ve devam ediyor. Buradaki ince çizgi gelişir. Web tasarım ajansları, her sayfa için özel bir çalışma başlatır, çünkü web tasarımcıları bir ekip olarak çalışır ve tasarımcıdan bir web tasarımı olarak çalışmaya geldiklerinde içerik ve optimizasyon sipariş ederler.

Web tasarım ve programlama

Web Tasarım, Web sayfalarının kompozisyonunun, web sayfası içindeki anahtar kelimelerin doğru kullanımının ve spam eksikliğinin ( anahtar kelimelerden daha fazla yazılması gerektiğini ) dikkate alınması gereken konular olduğunu belirtmek önemlidir. Google algorithm-burada analiz bölümünde çalışan meslektaşlarımız Stanford Üniversitesi'nin yeni oluşturulan algoritmaları inceleyin. Bu alandan elde edilen bilgilere uygun olarak Sayfa İçeriği yazılır.

Web tasarım editörüne giriş

Sayfa sıralaması (PageRank) uzun çalışma gerektiren bir konudur. Web sitesi hatasız hazırlandığında, pagerank four ile dört aylık bir süre içinde çok sayıda sayfa yapıldı. Web tasarım ajanslarının en zor konularından biri, web sitesinin istenen kelimelerle ön sıraya yerleştirilmesidir. Bunun nedeni, Google'ın sitenin ayrıntılarını sürekli olarak değiştirmesidir ve.

Web tasarım paketi

Google bunları Stanford Üniversitesi algoritmalarından alıyor (Bing, Yahoo ve diğer arama motorları son zamanlarda aynı algoritmaları kullandığından) ve diğer arama motorları için hiçbir optimizasyon yapılmamasına rağmen, bu motorlar bu algoritmaları amaçlarına göre yorumlamak için çok çaba göstermez).

Web Tasarım Web Sitesi Tasarımı Web Yazılımı - İstanbul

Web Tasarım, Web tasarım ajansları Web sayfası söylediğimizde, onlar için ne anlama geldiğini açıklamaya çalıştık. (konuyla ilgili bilgileri bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz umarım arkadaş . Endüstrinizde daha fazla potansiyel müşteriye ulaşmak için dijital dünyaya katılmanız gerekir.

Web Tasarım teknolojik, yaratıcı, özgün, çözümler için arayınız. Grafyn

Günümüzde birçok küçük, orta ve büyük işletme, interneti verimli bir şekilde kullanan daha fazla potansiyel müşteriye ulaştı. Techus olarak, iş faaliyetlerinizi dikkate alarak en iyi web çözümünü sunuyoruz. İş altyapınızı, hizmet anlayışınızı ve hatta gelecekteki planlarınızı sergileyebileceğiniz bir web sitesi de ürün veya hizmet satmak için en etkili yöntemlerden biridir.

Web Tasarım - Kurumsal Web Tasarım - Web Sitesi Tasarımı

Web Tasarım, Bugün, toplumun genel veya belirli segmentini potansiyel alıcılar olarak tanımladığımızda, bu potansiyel müşteriyi kazanma sürecinde geleneksel reklam ve Tanıtım kalıplarının yetersiz olduğunu görüyoruz. Bu nedenle, daha fazla hedef kitleye ulaşmayı amaçlayan bir iş için dijital çağa ayak uydurmanın zorunlu olduğunu söylemeliyiz.

İlter Web Tasarım, Web Yazılım, İstanbul Web Tasarım

Size iyi bir çözüm sunabilir miyiz? Web tasarım hizmetimiz, şirketinizin kurumsal kimliğinde web dünyamız tasarımları ifade etmek için doğru şekilde imza atıyor. Hakim olan bir takım üzerinde çalışıyoruz. Her ayrıntıyı önemsiyoruz. Aslında, birçok hatanın bile kurumsal kimliğinize ciddi zarar verebileceğinin farkındayız.

ÖDÜLLÜ Kurumsal Web Tasarım Ajansı MediaClick ® İstanbul

Webventur, Bu farkındalık ile çalışmalarımıza devam ederken, siz değerli müşterilerimizin beklentilerini tam olarak karşılamak ve web dünyasındaki faaliyetlerinize nasıl devam etmek istediğinizi öğrenmek için sektörel faaliyetlerinizi göz önünde bulunduruyoruz. İhtiyaçlarınız, hedefleriniz ve planlarınız doğrultusunda en sağlam web tasarım projesini uyguluyoruz ve beklentilerinizi karşılıyoruz.

Web Tasarım Dersleri - Vidobu

Bizimle Nasıl İletişime Geçebilirsiniz? Firmamız her aşamada beklentilerinizi karşılamaya odaklanmaktadır. Bunu başarmak için veri alışverişi yapmamız gerekiyor. Firmamız ile mesajıma ulaştığınızda, profesyonel ekibimiz web dünyasındaki kimliğinizle ilgili planlarınızı ve projelerinizi dinleyecek ve size bu yönde en iyi çözümü sağlayacaktır. Değerli zamanını bilmiyoruz.

En İyi 10 İstanbul Web Tasarım Programlama Uzmanı Armut

Webventur, Bu nedenle, zamanınızı en doğru şekilde değerlendirebileceğiniz firmamıza katılmanızı öneririz. Zaman kaybı ve ekstra maliyet yok! Net bir iletişim ile, şirketinizin özel web sayfasını ve kurumsal kimliğinizi profesyonel bir şekilde yansıtan bir web tasarımı imzalarız. Tek yapmanız gereken şirketimle olan iletişimime geçmek. Bu şekilde, en iyi proje için ilk adımlarımızı atmaya başlayabiliriz.

Web Tasarım » Web Yazılımı » SEO » E-Ticaret » İstanbul

Çünkü kurumsal web siteniz işyerinize, fabrikanıza, ofisinize vb.. dikkatle seçilmiş her şey, kalite şeklinde düşünün ve gözün işe hoş geldiğinden emin olmak için gözü etkileyin. Kurumsal web sitenizde, işyerinizde, fabrikanızda, ofisinizde vb.. Benzer şekilde, kalıcı, etkileyici, yüksek kaliteli, rahat ve göz alıcı bir görünüme sahip olmalıdır. Çünkü bu özelliklere sahip bir web sitesi müşterilerinizi etkileyebilir ve onları sizinle çalışmaya ikna edebilir. Perspektif yazılım her zaman hizmetinizdedir çünkü elde etmek çok basittir.

Web Tasarım Web Yazılım Web Tasarımı - İstanbul

Webventur, Şirketinizin adını markalayarak uzman web tasarımları tarafından tasarlanan yazılımla vizyonun çalışmalarının en iyisi olan uzmanlardan oluşan bir ekibimiz var, şirketiniz prestij sağlayabilir ve hedef kitlenize daha kolay ulaşabilir. Kurumsallaşma ve markalaşma yapısı düşünülürse, alınması gereken en önemli adımlardan biri web sitesidir.Şirket, kurum veya kişiler, internet sayfası ürünleri, hizmetleri ve diğer bilgilerin yardımıyla internet kullanıcıları sağlayabilir.

THE ADAM Yazılım: Web Tasarım, SEO ve Sosyal Medya

İnsanlarla etkileşim kurmanın en yaygın yolu ve en etkili yol. Bugün, Web sayfası yardımıyla kurumsal ve kurumsal kimlik olmak isteyen birçok şirket, Portföylerini genişletiyor, arama sonuçları hedef kitlenizde daha etkili ve daha düşük maliyetlerle bulunabilir. basit internet sayfasına hitap etme yeteneğine sahip olan müşteriye ulaşarak, kazançlarınızı artırırsanız kalite nasıl daha büyük olacaktır.

Web Tasarım Web Sitesi Tasarımı 2D Animasyon İstanbul

Webventur, Ankara'daki Web tasarım şirketi uzman tasarımcılarımız sürekli, çekici, kolay erişilebilen tasarımları her zaman ayrıcalık şeklinde ortaya çıkararak göz önünde bulundurmaktadır. İşletmenizi web ortamına taşımak, istediğiniz zaman müşteriye ulaşmak, müşterilerinize oluşturduğunuz kampanyalar ve indirimler hakkında bilgi vermek, Ankara firmamızın hizmetlerini kullanarak Web tasarımı yapılacaktır.

Web Tasarım Özel Web Tasarım Web Tasarımı

Çok hizmet eden şirketler beklentilerinize cevap veremez. Web tasarımı firmamızın hizmetlerinden yararlanarak farkımızı ve ayrıcalığımızı anlayacaksınız. Sunduğumuz hizmet kalitemiz ve güvenimiz bizi bu güne kadar getirdi ve ilk tercih edilen şirketler arasında yerimizi kazanmıştır. Siteniz için yeni çözümler üretiyoruz ve karlarınızı sürekli güncel tutuyoruz.

İstanbul Web Tasarım ® Web Yazılımı E-Ticaret Seo ®

Webventur, Yüksek kaliteli bir sitenin web tasarımı Firmamızın Ankara hizmetlerinden yararlanacaktır. Hizmet kalitemiz ve uygun miktarda sağladığımız güven müşterilerimizi çok memnun ediyor. Uzman tasarımcılarımız, bir özveri eseri göstererek size en iyisini sunmaya çalışıyorlar. Bugün, tüm şirketler ve müşteriler internette alışveriş yaparlar. Web tasarım şirketimiz, kaliteli bir tasarım yaparak kimliğinizi ortaya çıkaracak bu konuda Ankara tasarım sitelerinde size isteklerinize cevap verecektir. İşinizi taşımak için bir web ortamı, Web Tasarım şirketimiz Ankara, iletişimsel olmayacaktır. Web artık tabletler, akıllı telefonlar ve diğer cihazlarda dijital içerik hızla büyüyen yeni nesil ve yeni nesil ile, bir bilgisayar masaüstü ile sınırlıdır.

Web Tasarım Kurumsal Web Tasarım Web Sitesi Tasarımı WebStudio

Webventur, Kullanıcılarımızı küçük ekranlara sınırlamak yerine, esnek gelişimimiz, gelecekte web sitemizi deneyimlemelerini ve kullanmalarını kolaylaştırır. Farklı cihazlar kullanırken web sitesi kullanıcıları, onlar pürüzsüz ve basit bir deneyim bekliyoruz. Kullanıcıyı hangi ekran türünü kullandığından ayıran tasarımlarımız, kontrol noktaları ve medya şüpheleri ile ilgili olarak geliştirilmiştir.

Hükümdar Bilişim Web Tasarım Hizmetleri ve Web Sitesi Tasarımı

İnterneti hayatımızın her alanında kullanıyoruz ve her gün milyonlarca yeni web sayfası sisteme katılıyor. Tabii ki, bu devasa yapıyı Web sitesini oluşturan şirketlerin profesyonel düzeyde inşa edildiği web tasarımına borçluyuz. Çünkü bu şirketler olmadan, web sitelerinin izlenimlerinin dünyasına başlamak oldukça zordur.

Web Tasarım « Ivesgo Web Tasarım

Webventur, Her şeyden önce, web Seyahat süreci bir etki alanı adı barındırma sağlanması ile başladı sunucu hizmetleri ile devam anlamına gelir. Normalde bu noktada, işin ana zor kısmı etki alanı ve barındırma üzerinde işlevsel bir web tasarımı giyinmek. Çünkü rekabetçi bir ortamda milyonlarca web sitesinin tasarımı, muhteşem olmanın her yönüyle.

Web Tasarım, Web Yazılım, Web Tasarımı, Web tasarim, ZapTasarim

Web sitesi oluşturan şirketler milyarlarca insan ile birlikte herhangi bir şekilde internet alanında olmak için değerlendirmek getirmek bir zorunluluktur bugün. Özellikle akıllı cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle, ticaretin büyük ölçüde web ortamına kaydığı istatistiksel veriler anlaşılmaktadır.

Web Tasarım - Web Sitesi Tasarımı - Web Tasarımı © İstanbul

Webventur, Bu nedenle, Web sitesini gerçekleştiren şirketlerin sizi milyarlarca kullanıcıya aktardığı gerçeğini asla unutmamalıdır. Tabii ki, böyle bir potansiyelin olmaması şirketler için büyük bir kayıp olacaktır. Özel boyutlu bir web tasarımı ile sizin için hizmet üreten Eliz yazılımı olarak, özel yazılımımızla dinamik web sayfalarını hazırlamakla çok ilgileniyoruz.

Webventur

Şimdiye kadar web sitemiz üzerinden gerçekleştirdiğimiz web tasarımının tüm yönlerini inceleyebilirsiniz. Lütfen makul fiyatlarla sağladığımız tüm hizmetleri bize bildirin. Sana cevap vermek çok mutlu olacağımızı bilmeni istiyoruz.
Kaynak: https://www.webventur.com/
submitted by Webventur to u/Webventur [link] [comments]


2018.06.20 03:37 MrKalyoncu AKP'nin Türkiye'yi Bölme Planları

türkiye gibi ülkeleri bölmek salt silah gücüyle olmaz. hem nüfusumuz büyük hem de tarihsel geçmişimiz olarak bu şekilde bölünmesi zor bir medeniyetin çocuklarıyız. emperyal güçler bunu biliyor. bu sebeple atatürk'ün ölümünden sonra adım adım bunu işlediler. ancak bugünlerde meyvelerini almaya başlamaları da, aslen ayrıntılı incelenirse atatürk dehasıdır. dilim döndüğünce anlatayım.
atatürk cumhuriyet kurulduktan sonra sermaye olmadan, osmanlı borçlarını da kabullenerek sınai kalkınma hamlesi başlattı. birkaç yılda, ithal ettiğimiz malların %85'ini yerli üretim ile üretir hale getirdi. 2. kalkınma planını uygulamaya ömrü yetmedi. tabi bu arada sayısız fabrika kurdu. toprak reformu yaptı. ağalık sistemini çökertti. sosyal devlet anlayışına hizmet ederek köy evlerini kurdu vs. sayısız şey.
atatürk'ün ölümünden sonra emperyalistlerin en can alıcı hamlelerinden biri marshall yardımları denen yardımlardır. bizim sınai kalkınmamız tüm dünyada ilgi uyandırdı. hatta 1930'ların ünlü iktisatçısı a. rostow, "atatürk ün türkiye si böyle giderse süpergüç olur" demiştir. bunun boş laf olmadığının kanıtı şudur: atatürk döneminde büyüme ortalamamız %7,4'tür. oysa cumhuriyet tarihimizde bu oran yüzde 4'lerin altına inmiştir. yani atatürk'ün büyüme oranlarını da sayarak bu ortalamaya ulaşıyoruz. onun kredisi de var. eğer %7,4'lük oran devam etseydi, bugün gsmh'si en yüksek 5 ülkeden biriydik. ne oldu da bu hale geldik?
marshall yardımları ile sınai kalkınmamızdan endişe duyan amerika, bize dedi ki siz tarım ülkesi olun. siz tarım yapın biz sanayi. mukayeseli üstünlükler teorisi kapsamında böyle karlı çıkarsınız. nedir bu teori? mevcut kaynaklarınızla tarım yapmak size daha ucuza mal oluyor demek. yani çok kar getiren sanayi yapmayın, az kar getiren tarım yapın demek bu. biz size tarım malzemeleri de sağlayacağız dediler. ve akp gurusunun atası olan adnan menderes, -ki onun de berisi var ama cumhuriyet tarihinde adnan menderes baş kazıkçımızdır- tamam dedi. bütün sınai kalkınma hamlelerinden vazgeçildi. bu sayede avrupa kalkınırken biz yerimizde saydık. biz 1 kar ederken, avrupa 5 kar etti. biz 1 karla onlara buğday sattık, onlar 5 karla bize makine sattı.
yıllarca bu böyle devam etti. devrim otomobilleri projemize çomak soktular. ürettirmediler. oysa o proje ülkemizin kalkınması için önemli idi. cumhuriyet tarihimizin en önemli müteşebbisi nuri demirağ'ı dahi küstürdüler. kimdir nuri demirağ? cumhuriyetin genç yıllarında yeşilköy'de uçak fabrikası kuran adam. onun nu d 32*adını verdiği uçaklarını devlete satmak istedi almadılar. amerika'dan emir gelmişti. sonra belçika'ya sattı. göndertmediler. ispanya'ya sattı engel oldular. finlandiya ile görüştü yine sattırmadılar. sonuçta o uçaklar yeşilköy'de fabrika'da çürüyerek yok oldu. paraşüt konusunda da ilktir nuri demirağ. hani 10. yıl marşında demirağlarla ördük ana yurdu dört baştander ya, orada anayurdu demiryolları ile ören adam da nuri demirağ'dır. bu adamı ülke menfaatine gidiyor diye yok ettiler. unutturdular. kim yaptı bunu? emperyal işbirlikçisi tayyip'in ataları.
emperyalistler silahla bölemedikleri ülkeyi, ekonomik olarak yok edip, sonra da kımıldayamaz hale getirmek istediler. cuntacılıkla solu yok ettiler. faşizmi körüklediler ve kendi içimizde bizi böldüler. her türlü şeye potansiyel yarattılar. ama yetmezdi. ekonomik iflas gerekti. özelleştirme adı altında ab ayağına devlet elinde ne kadar üretim işletmesi varsa akp iktidarında sattılar. tüpraş, petkim gibi tekel olan birçok işletme marka değerinin altına satıldı. düşünün tüpraş satılıyor ve yıllık 1 milyar dolar net karı var, ama 800 milyon dolar taksitle 4-5 yıllık vadeye satılıyor. bunun adı peşkeştir. bana satsalar ben de alırdım. bir de satılsın diye devlet kredi veriyor. bunun ülkeyi yok etmeye çalışmaktan başka açıklaması yoktur. aydın doğan'ın 20 milyar dolar borcunu, medya desteği aldılar diye ötelettiler %1 faizle. bunlar inanılmaz şeyler. sonra medyayı komple kendi ellerine geçirdiler, devlet kredileri gırla gitti. bi aralar maliye bakanı kemal unakıtan bir açıklama yaptı. "ne komünist ülke sat sat bitmiyor" diye. satılan her işletme halkın sırtına vergi yükü oldu. çünkü arayı kapatmanın tek yolu onlara göre vergi idi. halk daha da fakirleşti. bankalar satıldı ve para politikası yapamaz olduk. çünkü siz ne kadar bankalara para arz ederseniz edin, yunanı, ingilizi, ermenisi, amerikalısı bankaları aldı. işlerine geldiği gibi para satarlar. halka değil, kendilerine hizmet ederler. nitekim öyle de oldu. hükümetle bir olup halkı soydu bankalar. hala da soyuyor.
özelleştirme, avrupa'da var diyorlar ya hani. inanmayın. orada özelleştirme hissedarlık şeklindedir. hepsi satılmaz. ortalamaya vursanız, %10 ile %40'lar arasında seyreder. hepsi satılmaz. almanya'da wolswagen'in satışı gündeme geldi. kıyamet koptu. satılamaz diye. sattırmadılar. avrupalılar özelleştirmeye böyle bakar. bizimkisi tamamen yutturmaca. ingilizler borsada 25 milyar dolar kaybetti diye bizim elektirik zamları böyle yükseldi. açıklarını finanse ediyorlar. o zaman tayyip açıklama yaptı, elektirik zamları gerekli diye. cari açık var diye. ulan zaten sattınız özelleştirdiniz. devletle ne alakası var zamların? bu bir aymazlıktır.
mesela türk petrol kanunu çıkarmak istediler. silahla ırak gibi işgal etmeye gerek kalmadan, elin oğlu istediği gibi geliyor, çıkardığı petrolün %1'ni bize bırakarak ülkesine götürüyor %99'unu. hiçbir vatanpervere dayatılamayacak bir tasarıydı bu.
-------------türk petrol kanunu tasarısı------------- akp ile petrol kanunu yerine hem ismen, hem içerik olarak değiştirilmek istenen petrol kanunudur.
not: görülen o ki, elin oğlu istediği yerde petrol çıkaracak, kendi elemanını istihdam edecek, %1'ini bize verip, kalan %99'u ülkesine bedavaya götürebilecek. akp'nin bu petrol kanunu, ülkemizin nasıl bedavaya düzüşmek zorunda olan bir hayat kadını gibi peşkeş çekildiğinin kanıtıdır. hiçkimse korkmasın, biz arkamızı böyle döndükçe kimse bize kurşun sıkmaz. kimse bizi birbirimize düşürmez. bizlere bahşettikleri açlık, yokluk; bizleri düşünen yöneticilerimizin iyi niyetindendir. -------------türk petrol kanunu tasarısı------------- neyse ki bu tasarıyı çok uğraşsalar da hayata geçiremediler. lakin madenler konusunda o kadar başarılı olamadı kamuoyu ve muhalefet.
benzer bir durumu "suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi" vakasında da çok ağır bir şekilde gördük. ayrıca incelemekte fayda var.
şimdi cari açık, öyle arttı ki, 80 yıllık cumhuriyet birikiminin 4 katı hale geldi. kapanamayacak derecelere ulaştı. abd, israil bizi kredilerle fonladığı sürece halk bunu anlamıyor ve anlamayacak. noldu? kar getiren her şeyi özelleştirdiler. devletin geliri bitti ve cari açık bu sebeple hortladı. insanlar bu sebeple işsiz. çünkü açığı kapatmak için vergileri arttırdılar. ama halk bunu anlayamıyor.
yarın öbür gün devletin ekonomik olarak tamamen eli kolu bağlandığında iflasa yakın; kesecekler kredileri. binecekler tepemize. diyecekler ermeni soykırımı, diyecekler kürdistan, diyecekler kıbrıs... terörü hortlatacaklar, belimizi doğrultamaz hale getirecekler ve sonra da bölüneceğiz.
-------------akp'nin ilkleri ve enleri------------- - bop'a eşbaşkan bir başbakana sahip olunması - büyük israil projesine destek veren başbakana sahip olunması - bop ve büyük israil projesine katkılarından dolayı üstün cesaret nişanı alan başbakana sahip olunması - cumhuriyet tarihi boyunca yapılan dış borcun 2 katının 6 senede yapılması - dış borcun un yüksek seviyeye ulaşması - açık havada mayo reklamının yasaklanması - barzani'nin kardeş ilan edilmesi - 23 nisan'da kuran okuma yarışmasının düzenlenmesi - ithalatın en yüksek seviyeye ulaşması - tc ibaresinin okul tabelalarından kaldırılması - imamların bürokrat olması - abd'de başbakanın pazarlanması - türk askerinin başına çuval geçirilmesi - halka hakaret edilmesi - şehitlerin aşağılanması - tc ibaresinin okul tabelalarından kaldırılması - enflasyonun 4 katından fazla doğalgaz, 3 katından fazla elektirik zammı yapılması. - tekerlekli sandalye alan engelli vatandaşlara ilk defa ötv vergisi koyan hükümet olması. - tarıma verilen desteğin 1 yıl içinde 500 trilyona kadar gerilemesi. - eğitime ayrılan bütçenin en düşük oranlara inmesi. en son %0,07 idi ama ondan da kesinti yaptılar son bir kararla. - abdullah öcalan'a sayın denmesi. - bir maliye bakanının kendisi ve oğlunun açtığı şirketlerde gerekli alımları yapması için ilgili alanda nokta atışı ile vergileri sıfırlayıp, işi bittikten sonra vergileri eskisinden de fazla arttırıp sektörde lider olması. - başbakan'ın oğlunun elmas/pırlanta işine girmesi ile bu mücevherlerden verginin sıfırlanması. - en yüksek dolar bazında hazine borçlanma faizi: %27.6 - ilk kez cari açığın üstünde borçlanma yapılması - en yüksek kişi başına borç: 7000 doları da aşmış durumda. - ilk defa bir başbakanın memur sendikalarına imf'yi ikna edin demesi - ilk kez yunan kilise bankasının türkiye'de banka alması. - imf'ye ümmük sıktırtmam deyip tarihin en ağır stand by anlaşmasının imzalanması. - ilk defa domuzun kesimlik hayvanlar sınıfına alınması ve teşvik kredisi verilmesi. - ilk defa kamunun kamuya olan borcu piyasadan borçlanılarak ödenmesi. - ilk defa bir başbakanın işsizliğin dünya gerçeği olduğunu söylemesi. - ilk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanınması. - ilk defa bir amerikan şirketinin vuku bulmuş 100 trilyon vergi borcunun affedilip silinmesi. - ilk defa bir kanunun daha uygulanmadan değiştirilmesi. 5018 sayılı kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile türk ceza kanununun daha yürürlüğe girmeden değiştirilmesi. - ilk defa petrol kanunu ile yabancılara 50 yıllık imtiyaz verilmesi. - ilk defa petrolden alınan verginin %1'e indirilmesi. eskiden %12 idi. - ilk defa petrol çıkarma tesislerinin yabancı mülkiyetine açılması. - ilk defa petrol tesislerinde yabancı çalıştırabilmenin serbestliğinin kanunlaşması. önceden bir türk'e ait olmalıydı tesisler. - ilk defa ülkeden çıkarılan petrolün tamamının %1'inin devlete verilerek kalanının memleket ihtiyacını umursamaksızın dışarıya götürülmesi. önceden karadan veya denizden çıkarıldığına göre %50 ve %60'ının memleket ihtiyacına harcanması zorunluluğu vadı. - ilk defa düşük faizli dış borcun yüksek faizli iç borç ile ödenmesi. - ilk defa döviz sürekli düşerken döviz cinsi borçların tl cinsinden borca çevrilmesi. - ilk kez israilli işadamına gizli bir şekilde 800 milyon dolar kaynak aktarılması. - ilk defa bir başbakan baş danışmanının amerika'ya "bunu kullanın, dini inandırıcılığı işinize yarar, süpürge gibi atmayın" demesi. - ilk defa zinanın suç olmaktan çıkarılması. - ilk defa bir başbakanın ve dışişleri bakanının, islamiyeti yok etmeye yemin eden bir papanın heykeli önünde fotoğraf çektirmesi ve ab anayasasını imzalaması. - ilk defa iletişim sektörünün tamamının yabancıların kontrolüne geçmesi. - ilk defa bir iktidar "ben ülkemi pazarlamakla mükellefim" dedi ve "alıyorlarsa götürmüyorlar ya" dedi. - lk defa bir başbakanın türkiye'de 36 etnik grup olduğunu söylemesi. - ilk defa bir başbakanın "dini kullandık" demesi. - ilk defa bir başbakanın türk bürokratlardan evvel yabancı bürokratları bilgilendirmesi. - ilk defa br başbakanın çiftçiye "gözünüzü toprak doyursun" demesi. atatürk, "köylü milletin efendisidir" demişti. - en yüksek işsiz sayısına ulaşılması. - ilk defa kuzey kıbrıs'ın milli mesele/dava olmaktan çıkarılması. - ilk defa bir başbakanın yapılan bir ihaleden önce uçak istemesi ve sonrasında mercedes'e razı olması. - ilk defa bir başbakanın kızıhaç'tan nişan alması. - ilk defa bir başbakanın abd askerleri için sağ salim dönmeleri adına dua ettiklerini açıklaması. bizim askerlerimize "askerlik yan gelip yatma yeri değildir" demiştir. - ilk defa enflasyon % 20 artarken, pancar fiyatları 99 kuruştan, 88 kuruşa indi. - ilk defa fındık fiyatları, maliyetinin altına düştü. - ilk defa bir başbakanın tarihsel haklarımızın olduğu ve türkmen bölgesi olan kerkük için, türkmenlerin bölgeden silah zoruyla kürtlere devredildiği bir dönemde "kerkük ıraklılarındır" demesi. - fındık fiyatları yüzünden fındık üreticilerinin en büyük mitingi yapması. - ilk defa borcun gayrısafi milli hasılayı aşması. - ilk defa şirketlerin yatırım istisnası kaldırılması. - ilk defa bir cami, kiliseye çevrildi. - ilk defa kiliseler ve havralar imar planında yer aldı. - ilk defa bir başbakanınyahudi think tank kuruluşundan üstün cesaret ödülü alması - ilk defa tbmm tarafından tezkere reddedilmesine rağmen, dışişleri bakanlığı genelgesi ile amerikan savaş araç ve gereçlerinin türkiye üzerinden ırak'a aktarılması - tarımdan kopan insan sayısının ilk defa 2 milyonlara yaklaşması. - ilk defa bir dışişleri bakanının abd'nin ırak'taki katliamlarına, "abd'nin ıraktaki başarısı başarımızdır" demesi. - çeyrek yılda ülkenin %13,8 küçülmesi. yıl: 2009
-------------akp'nin ilkleri ve enleri-------------
ekşi sözlük ablastrapos adlı kullanıcıdan alıntıdır. 2011 yılında yazılmıştır.
submitted by MrKalyoncu to Turkey [link] [comments]


2018.02.11 13:05 focamekanrehberi Foça

Foça, eski bilinen adıyla Phokaia. İzmir veya Çanakkale üzerinden gelirken Foça 'ya dönecek olduğunuz kavşak üzerindeki tabela da bile Foça (Phokaia) yazar. Artık eski ismini bilmeyen yok gibidir. Foça adının nereden geldiğiyle ilgili birkaç bilgi mevcuttur; ancak en çok foklardan geldiği fikri yaygındır. Antik dönemde Hellenler ise Foça'yı Phokisler'in yurdu olarak tanımlar. Phokis bölgesi Yunanistan'da kalmaktadır. Ve bu şekilde Phokaia olarak isimlendirmişlerdir. Diğer bir bilgi ise Türkiye'de tarihsel adlar ile ilgili araştırma yapan Prof. Bilge Umar tarafından verilmiştir. Umar'a göre Phokaia ismi Luvi dilinde sulak bölge anlamına gelen Pa-uwa-ka'dan gelmiştir. Siz hangi fikri daha çok sevdiyseniz o yaklaşımı seçip onunla yetinmelisiniz.
Eğer Ege dışında bir yerde yaşayıp, Ege dendiğinde, insanlar hep Ege bambaşkadır, der. Birden insanlar Ege'nin mutluluk verdiğini söyler. Gitmemiş olanlar bile hayrandır Ege'ye. Evet, Ege huzur kokar! Mavi ve yeşilin en güzel buluştuğu noktalardan biridir. Renklerin terapisi en güzel Ege'dedir. Bir çok sahil beldesi ile de kendini diğer yerlerden ayırır. Ege'nin incisi olan Foça da, tarihi ile, kültürel mirası ile, havası ile, doğal güzellikleriyle insanı büyüleyen bir auraya sahiptir.
Nesli tükenmekte olan Akdeniz Foku 'nun yaşam alanlarındandır Foça, bu nedenle Özel Çevre Koruma bölgesi ilan edilmiştir. Akdeniz Foklarının dünyadaki sayısı 400 'ü geçmemektedir. Foklar çok nadir ve zor ürediklerinden ötürü fokların yaşadıkları mağaralara giriş yoktur. Foça'da yaşam alanları Siren Kayalıkları ile Orak Adası'dır. Buralarda tekne ile gezmek, dalış yapmak, deniz ürünleri yakalamak yasaklanmıştır.
Foça, İyonya'nın en önemli şehirlerinden biriydi. Bu sebepledir ki önce Pers istilasına uğramış, sonra sırasıyla Büyük İskender, Romalılar,Osmanlı Devleti ele geçirir.
Foça-İzmir arası 70 kilometre olduğu için Foça'ya ulaşım oldukça kolaydır. Özel aracınız ile İzmir'den geliyorsanız Menemen'i geçtikten sonra Foça tabelası karşınıza çıkar ve ışıklardan sola dönerek Foça'ya ulaşabilirseniz. Özel aracınızla Foça'ya geldiğinizde, güzel manzaralara ev sahipliği yapan muhteşem koyları da görebilme şansına sahip olursunuz. İzmir'den toplu taşıma ile Foça'ya ulaşmak mümkündür. Aliağa yönüne giden İZBAN'a bindiğinizde Hatundere istasyonunda inerek, Foça'ya giden otobüse binebilirsimiz. Foça şehir merkezinde bisikletle dolaşmak insana ayrı bir keyif verir. Dilerseniz Foça'daki bisiklet kiralayan yerlerden bisiklet temin edebilirsiniz.
Foça'yı gezerken sadee sahil şeridiyle sınırlı kalmamak gerekir, Foça öyle bir yerdir ki hiç ummadığınız yerlerden ummadığınız sokaklar, inanılmaz güzel evler ve muhteşem manzaralar çıkıverir karşınıza.
Foça birbirinden güzel restoranları, kafeleri, otelleri ile gün geçtikçe daha çok ziyaretçisini ağırlamaktadır.
Yaşamak için, huzur bulmak için, yorgunluk atmak için doğal terapi Foça'dır.
Foça Tarihi Phokaia şehri, Anadolu'nun yerli halkı tarafından en geç M.Ö. III. Bin yıl sonunda kurulmuştur. M.Ö. XI. yüzyılda başka yerlerden göçlerle gelen Aioller Phokaia bölgesine yerleşmiştir. Phokaia on iki İon şehrinden biridir; ancak Aiol bölgesinde kalır. İon yerleşimlerinin en önemlilerinden biri Phokaia'dır.
Phokaia ‘lılılar usta denizcidirler. 50 kürekli, 500 yolcu alabilen tekneleri kendileri yapardı. Denizcilikteki üstün yetenekleri ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz'e açılarak bu şehirlerde birçok koloni kurmuşlardır. Karadeniz'deki Amysos (Samsun), Çanakkale Boğazı'ndaki Lampsakos (Lapseki), Midlli Adası'ndaki Methymna (Molyvoz), Güney İtalya'da Elea (Velia), Korsika'da Alalia, Güney Fransa'da Massalia(Marsilya), Nice ve Antibes, İspanya'da Ampuria'dır. Phokaia bu başarıları ile bir çok medeniyetin gıptayla bakmasına sebep oluyordu.
Phokaia, Pers istilası ile kentin ihtişamlı çağına son verdi. Daha sonrasında Büyük İskender'in Anadolu'ya gelerek Pers egemenliğini ortadan kaldırması, yeni bir döneme vesile olmuştur. İskender'in ölümünden sonra sıra ile Seleukoslar'ın, Bergama Krallığı'nın ve Romalılar'ın egemeliğine girmiştir. Erken Hristiyanlık döneminde Bizans İmparatorluğu'nun piskoposluk merkezi haline gelmiştir.
Foça'ya bağlı olan Yeni Foça'yı ise Ceneviz Beyliği kurmuştur ve kentteki şap madenini işletmişlerdir. Phokaia M.Ö. 600 yılın ilk yarısında altın çağını yaşamıştır. Phokaia, doğal altın-gümüş karışımı elektron sikkeyi ilk bastıran kentlerden biridir. Bu sikkelerin ön yüzünde Hera, Herakles, Zeus, Hermes, başları ile arka yüzlerinde ise fok, boğa, griffon ve koç başlarına ait figürlere yer verilmiştir.
Foça 13. yüzyılda Türk Beyliklerinden önce Çaka Bey'in daha sonra ise Saruhan Beyliği'nin yönetimine geçmiştir. Fatih Sultan Mehmet zamanında 1455 yılında Foça, Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir.
Anadolu, Türklerin eline 1300'lü yıllarda geçmiştir ve diğer yerleşim yerleri gibi Foça'da önem kazanmıştır. Foça artık Osmanlı hakimiyetindedir. 17. yüzyılda Osmanlı'nın doğu ile batı arasındaki bağlantıyı sağlayan liman kenti Foça olmuştur, bu nedenle coğrafi konumu yönünden oldukça önemli bir kentti.
Foça ve Yeni Foça 1867 yılında Manisa iline bağlanmıştır. 15 Mayıs 1919'dan 11 Eylül 1922'ye kadar Yunanlılar'ın elindeydi. Kurtuluş Savaşı zamanında 11 Eylül 1922'de Atatürk Foça'ya girer ve 11 Eylül Foça'nın kurtuluşu olarak kutlanmaya başlamıştır.
Foça Taş Evleri Foça büyük şehirlerin karmaşasından, trafiğinden, stresinden uzak keyif veren bir yerleşim yeridir. Huzurlu, sakin ve keyif veren bir yer olmasının altında Foça 'nın sit alanı olması yatar, böylelikle doğal güzellikleri hala korunuyor ve yapılaşmaya izin verilmiyor. Bu nedenle bir çok ziyarteçinin gün geçtikçe arzu duyduğu, yaşama isteği uyandırdığı bir kent oluyor Foça.
İzmir'in kuzeyinde kalan güzeller güzeli Foça, kimilerine göre tatil cenneti, kimilerine göre balıkçı kasabası olarak bilinir. Nasıl olursa olsun, Phokaia 'ya nasıl kimlik verilirse verilsin huzur, sakinlik olmazsa olmazıdır.
Foça sit alanı olduğundan ötürü evler en fazla iki katlı olarak inşa edilmiş durumdadır. Ancak geleneksel Foça evleri, kule evler, bitişik düzen evler ve tek tip evler olmak üzere üç grupta toplanır. Kule evler, daha çok yerleşim bölgesinin dışında kalır. Eski Foça- Yeni Foça arasında kalan bölgede genelde yıkılmış, tahrip edilmiş durumdadır. Yükseklikleri cephe genişliğinden daha fazla olduğu için kule ev olarak adlandırılırlar. Bitişik düzen evler ise Foça'nın arka sokaklarında sıklıkla karşınıza çıkar. Bir sokak içerisinde karşılıklı ve bitişik bir şekilde yapılmış olan bu evler yan yana yapılmış olup, bu evlerin ön bahçesi bulunmaz, ev kapıları direk sokağa açılır. Tek ev tipi ise birbirinden ayrık düzende, sıvasız yağma taş yapılarıdır.
Foça'nın her sokağı denize çıkar. Dar sokaklardan Foça'yı izlemek, denizi görmek, kimi sokaklarda denizin üzerinden güneşi batırmak insana mutluluk veriyor. Bu sokaklarda yer alan taş evler ise sokaklara ayrı bir renk katıyor. Kimi taş evlerin kapıları, pencereleri renkli olarak boyanmıştır, taş evlerin kapılarındaki tokmaklar ayrı hikayeye sahiptir. Bu taş evlerin büyük çoğunluğu Rumlardan kalmıştır. Rumlar'ın bir özelliği evin yapıldığı tarihi kapının üzerine yazarlarmış. Foça sokaklarında dolaşırken bu tarihler hemen göze çarpar.
Foça 'da kimi taş evler tadilat gerekmektedir. Bu evlerin renovasyonda Kültür ve Turizm Bakanlığı destek vererek, Anıtlar Yüksek Kurulu onayı ile, yol gösterici olan Foça Belediyesi kolaylık sağlamaktadır. Böylelikle kentin tarihi ruhu tekrar yaşatılarak,görselliği ile de taş evler, içinde yaşanabilecek hale gelmektedir. Bu taş evlerin bir kısmı ev olarak kullanılmasının yanı sıra bir kısmı da iş yeri olarak kullanılmaktadır. 2005 yılında Foça Belediyesince Sevgi Yolu olarak düzenlenen kısmın çarşı içerisindeki dükkanların büyük çoğunluğu taş evlerin restore edilmesiyle iş yeri olarak kullanılmasına olanak sağlanmıştır. Foça'daki tarihi ve geleneksel doku halen korunmaya devam etmektedir.
Foça Gezilecek Yerler Yosun kokusunu içinizde hissettiğiniz, atmosferiyle büyülendiğiniz, tarihine hayran kaldığınız, fokların yaşam alanı Foça. Sahilinde yürürken hiç tanımadığınız insanların size sıcak bir gülümsemesi,unuttuğumuz değerlerin yeniden var olduğunun göstergesidir bu kasabada.
En güzel gökyüzü ve en güzel iklimde kurulan Foça 'da bisiklet kiralayarak tüm şehri gezebilirsiniz. Çok büyük olmayan bu yaşanılabilir kent güneşin en güzel batığı yerlerdendir. Foça'nın arnavut kaldırımlı sokaklarında gezerken dilerseniz ara sokaklardan da güneşi batırabilirsiniz. Gökyüzünün pembe, turuncu, mavi ve sarı halleri sizi bu şehre hayran bırakacak cinstendir.
Foça'nın Cenevizliler tarafından yapılan "Beş kapılar Kalesi" UNESCO Dünya Geçici Miras Listesinde'dir. Beş tane kapısı bulunan bu kale vakti zamanında kayıkhane olarak kullanılırmış; ancak günümüzde çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.
Foça'da çevrilen Rüzgarın Kalbi dizisi ile Foça'nın girişinde bulunan "Yel Değirmenlerinin" popüleritesi ise gittikçe artmıştır. Foça'nın muhteşem manzarasını bir de yel değirmenlerinden izleyerek Foça'ya olan bağımlılığınızı artırabilirsiniz. Gece ışıkları da yanan yel değirmenleri Foça'nın gerdanında birer inci misali süzülmektedir.
Efsanelere konu olmuş sirenler vardır. Büyülü ve şehvetli uğultularıyla tekneleriyle geçen her denizciyi kendine hayran bıraktırırmış, bu seslere dayanamayan denizciler ise tekneleriyle bu kayalıklara çarparmış ve hiç kurtulan olmazmış. Homeros'un Odysseia destanına göre, Odyseus sirenlerden kimsenin kurtulamadığını hatırlar ve gemisiyle bu kayalıkların arasından geçmek üzereyken, kendisini geminin direğine bağlatır ve kulaklarını bal mumu ile tıkatıp, ağzını süngerlerle kapattırmıştır. Böylelikle oradan geçerken o sesi duymuş olmasına rağmen hiçbir şey yapamadığından kendisi ve tayfaları kurtulan tek kişi olmuştur. Günümüzde ise "Siren Kayalıkları" nın içerisindeki mağaralar nesli tükenmekte olan Akdeniz Fokunun yaşam alanı olarak kullanılmaktadır.
Foça'ya 7 km mesafede olan "Pers Mezar Anıtı" görülmeye değerdir. Foça Bağarası üzerinde yer almaktadır. İlk başlarda kilise olarak inşa edilen “Fatih Camiisini “ ziyaret edebilirsiniz.Bina Fatih Sultan Mehmet döneminde camiiye çevrilmiştir.
Orta Çağ'da Foça'nın su ihtiyacını karşılamak amacı ile "Su Kemerleri" inşa edilmiştir. Bugün halen varlığını sürdüren Su Kemerleri Foça pazar yeri içerisinde bulunmaktadır.
Foça'ya hemen inmeden önceki kısımda yer alan "Frigya Tepesi" ise tam doyumluk bir manzara sunar. Foça'ya buradan bakıp da aşık olmamak ne mümkün.
2600 yıllık bir geçmişe ev sahipliği yapan "Kybele Açık Hava Tapınağı" nda griffon ve at heyelleri bulunurmuş. M.Ö. 580 yılına tarihlenen tapınakta kayalara oyulmuş nişler mevcuttur.
Foça'nın Kaleburnu lojmanları yani askeri alanı içersinde yer alan "Dış Kale" 1678 yılında Osmanlılar tarafından bölgeyi korumak amacı ile yapılmıştır.
Foça civarında yer alan, günümüzde gittikçe artı değer kazanan "Kozbeyli Köyü" de listeye eklenmelidir. Kahve severler için köyün meşhur olan Dibek kahvesi denenmelidir.
Daha öncesinde İzmir'in bir ilçesi olan "Yeni Foça", günümüzde Foça'nın bir mahallesi olmuştur. Buraya gidilerek upuzun yürüyüş bandında temiz bir hava alabilirsiniz.
Kaynak : Foça
submitted by focamekanrehberi to u/focamekanrehberi [link] [comments]


2014.10.26 12:50 justgotserious "Bir Çerkes'ten Bir Kürt'e Açık Mektup" isimli iki gündür sosyal medyada sürekli gördüğüm saçma sapan yazı:

kardeşim; sana kardeşlim diyorum, umarım beni kardeşin olarak kabul edersin. senin gibi eskisi değilim bu toprakların, hatta çocuk sayılırım yanında. ama inan benim de aynı senin gibi binlerce yıldır üzerinde yaşadığım bir vatanım vardı bir zamanlar. terk etmek zorunda kaldığım bir vatan. gün acı yarıştırma günü değil, bilirim. belki de bu coğrafyada yaşayan tüm halklara kader diye dayatılmış olandır acı çekmek, onu da bilirim. demek istediğim o ki, çektiğin ıstırabı, gördüğün zulmü tanıyorum. acına acım, onurlu direnişine direnişim diyorum. dedim ya, daha dünkü çocuk sayılır senin yanında, bu topraklar üzerindeki varlığım. mayısın yirmi biri, yıllardan 1864 en kara günümüzdür bizim. neredeyse 150 yıl boyunca özgür bir vatan uğruna yürüttüğümüz savaşın sonunda karşılaştığımız dehşetin ifadesi olan tarih. yenenlerin, yenilenlere karşı ne kadar acımasız olabileceğini yaşayarak öğrendiğimiz tarih. osmanlı ve ruslar arasındaki egemenlik kavgasının diyetini ödemenin biz çerkeslere düştüğü tarih.
bir buçuk milyon kişiydik kafkaslardan yola çıkmak zorunda kalan. rus çarı osmanlı padişahına satmıştı bizi. karadeniz kıyılarını yedi yıl boyunca deniz kabukları ile birlikte bizim kemiklerimiz süsledi.yarımız yollarda öldü. varabilenlerimizin yarısı hastalıktan, açlıktan kırıldı. kızlarımız, kadınlarımız osmanlı paşalarına, arap şeyhlerine cariye olarak satıldı. erkeklerimiz cepheye sürüldü. osmanlıya savaşacak asker lazımdı. 150 yıldır savaşan bir halktan daha iyisini nereden bulacaktı? nasıl da benziyor böyle seninle kaderlerimiz, bak görüyor musun?
çocukluğumdan hatırlarım, bizim evde hiç balık pişmezdi. sadece bizim evde değil, diğer çerkes evlerinde de pişmezdi. nedenini çok uzun zaman sonra öğrendim. çocuğu, eşi, anası, babası, kardeşi, sevdiği kim varsa karadeniz de balıklara yem olmuş, o balığı yerse sevdiklerini yemiş gibi olacak. varsın o balık sofradan eksik olsun. zilan’ın, munzur’un suları nasıl senin kanınla kızıla boyandıysa, karadeniz’in suları da benim kanımla boyandı kızıla. kimbilir belki de bir yerde, fırat, dicle ya da ne bileyim kızılırmağın sularında karışmıştır kanlarımız birbirine. zalimin döktüğü kan kardeş kılmıştır bizi birbirimize.
senin parçalanmışlığın vardır bende de. balkanlar, anadolu, lübnan, ürdün, mısır, suriye. her bir parçam ayrı bir yerde asılı kalmış öylece. dağlı vahşi sayılırım ev sahiplerime göre. hani haksız da sayılmazlar laf aramızda. kafkasların bulutları delen ulu zirveleri, üzerinde at koşturduğum sarp yamaçları hala tazeyken hafızamda, sormamışım hiç, ne işim var çukurova’nın sıcağında. beni evine kabul edene hürmetim, bütün sorularımın önünde koca bir duvar olmuş. sıtmadan inim inim inleyip, sinek gibi kırılmışım da, gelmemiş hiç aklıma, burada ne aradığımı sormak. hani anlarsın beni diye anlatıyorum, yoksa sen de bilirsin, evinden, dağından göç ettirilmenin acısını. yenidir senin ki, yarası daha taze, kanar durur inceden. bunu da ben anlarım.
küçük bir çocukken, hala hatırladığım kadar eskiden, bilmedim hiç kim olduğumu. bu topraklar üzerinde yaşayan herkes türk olduğuna göre, ben de bir türk olmalıydım. sabahları okulun bahçesinde sıra sıra dizilirken, diğer bütün çocuklar gibi can atardım andımızı okutmak için. türküm, doğruyum, çalışkanım… ciğerlerimi patlatırcasına bağırırdım gururla. sonra, çok sık olmasa da annnemin, babamın, yakın akrabalarımın anlamadığım, başka bir dilde konuşmalarının ne anlama geldiğinin ayrımına vardım. yok, öyle düşündüğün gibi olmadı, bir anda kabullenemedim kimliğimi. utandım, sakladım. arkadaşlarım türk olmadığımı öğrenecekler diye uykularım kaçtı. yine aynı şevkle okuyordum andımızı ama bir şeyler kırılmıştı işte. otobüste, dolmuşta, sokakta annemler çerkesce konuşacak, türk olmadığımız ortaya çıkacak diye diken üstünde gidiyordum. annemler çok konuşmadı çerkesce, ben çok fazla utanmak zorunda kalmadım. bana yaşatılan utanç, dilimi öğrenmeme engel oldu. şimdi en çok buna yanarım. halkımın diline bu kadar yabancı olmama. sen de az söylememişsindir andımızı. belki sen de utanmışsındır, otobüste, dolmuşta annen, baban kürtçe konuştuğu zaman. bilmiyorum. ama bildiğim bir şey var, annene ve babana çok çok teşekkür etmelisin. dilini konuşmaktan vazgeçmeyip, seninde aynı dilde şarkılar söylemene olanak sağladıkları için. kıskanmıyorum desem yalan olur. evet kıskanıyorum ama bil ki, kıskançlığım hayranlığımın yanında hiç kalır. öyle kızma hemen.
bizim de hainimiz boldur, aynı sizin gibi. bizimkine ethem, cemal, reşit derler, sizinkine seyyid abdülkadir,şeyh sait, seyit rıza. yıllarca üzerinde oturduğumuz sıralarda, gözlerimizin içine baka baka anlatırlar, ne kadar alçak, nankör ve ekmek veren eli ısıracak kadar hain olduğumuzu. yeri geldi mi söylenir hiç sakınılmadan; iti, kürdü, çerkesi. hani cumhuriyetin en bilindik, adına her sene istanbul baro’sunun ödül verdiği meşhur adalet bakanı mahmut esat bozkurt’un da dediği gibi ‘‘türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. saf türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!’’ bize reva görüleni ne de güzel özetlemiş, sayın bakan. kurtuluş savaşı’nda birlikte kazanmışız bu vatanı ya, bizim payımıza düşen de bu olmuş. kötü şans mı desem, faşizmin hoyrat elleri mi; yapışmış iki yakamıza, bırakmaz olmuş. yakalardan biri sen, biri ben.
önümüzde ki mayıs’ın yirmi birinde tam 150 yıl olacak biz vatanımızdan ayrılalı. gülme öyle bıyık altından, 150 yıl bu topraklarda senin için birkaç gün sayılır, bilmez miyim sanırsın. bu 150 yıl çok fazla bir şey bırakmadı geriye bizden. dilimiz, oyunlarımız, giysilerimiz, yemeklerimiz, gelenek göreneklerimiz; kısaca bizi biz yapan ne varsa hepsi ağır ağır yitip gitti ellerimizden. sadece onları kaybetmekle kalmadık, ruhumuzu da kaybettik. bir zamanlar zalimin karşısında, özgürlüğümüz için nasıl savaştığımızı unutup; aynı zalimin yanında, özgürlüğü için savaşanlara cephe aldık. bu da benim utancımdır. öfkemize sığınak haline getridiğimiz din ve ilkel milliyetçilik gözümüzü kör etti. vardığımız nokta faşizmin karanlık yüzü oldu. en kötüsü de ne biliyor musun? boynuz kulağı geçti derler ya, işte o. türk milliyetçiliğinde, devleti fetişleştirme de, vatan millet sakarya edebiyatında, konunun asıl muhataplarını bile gölgede bıraktık. ezenle bir olup, onun ağzından konuştuk. kardeşim dedim ama, sen; kardeşlik böyle olmaz, kardeş kardeşin elinden zor gününde tutar, düşmüşse çeker kaldırır dersen de, diyemem hiçbir söz, susar kalırım. haklısın kardeşlik böyle olmaz. ama ben yine de kardeşim demeye devam edeceğim, kızsan da, küssen de.
aslında şimdi şöyle bir düşününce bazı şeyler gerçekten trajikomik geliyor. sana, karda kart kurt yürüdüğün için dağlı türk, bana da sebebi nedendir bilmem kafkas türkü dediler. sana giydirmeye çalıştıkları bu elbise olmadı, orasından burasından sökülüp çıktı üzerinden. yine kendin oldun. ama bana giydirdikleri elbise üzerimde öylece duruyor. bu gidişle pek çıkacağa da benzemiyor. bu topraklar belki bize yeni bir vatan oldu, lakin biz, biz değiliz artık.
halkıma kin gütmeni, onları suçlamanı istemem. hiçbir halk için bu şekilde düşünmeni istemem. buraya öylesine perişan, öylesine çıplak ve dilenci gibi geldiler ki, yaşadıkları utanç hala belleklerinde. haberleri yok, çarın bu işi padişah efendileri ile birlikte planladığından. nereden bilecekler, ruslar başlarından bir belayı def ederken, osmanlı’nın da asker ihtiyacını gidermek istediğini. halkımın nezdinde misafir kutsaldır. eve gelen her kim olursa olsun, üç gün boyunca her ihtiyacı karşılanıp, o söylemek isteyene kadar kim olduğu asla sorulmaz. her ne kadar çok misafirperver bir şekilde karşılanmasalar, dilenci muamelesi görseler de, duydukları minneti hiçbir zaman unutmadılar. bu minnet onlara her zaman için borçlu olduklarını hatırlattı. bu yüzden, hep ev sahibinden yana ve kraldan çok kralcı oldular.bu yüzden ev sahipleri kimi düşman gösterdiyse onu düşman bildiler. soçi limanında yaşadıklarını asla unutmadılar ama, trabzon limanında yaşadıklarını unutmayı tercih ettiler. ev sahiplerinin gözüne girmek için didinip durdular. korktukları, kulluk etmek istedikleri için değil, diyetlerini ödemek için.
halkıma kin gütmeni, onları suçlamanı istemem. onların bir suçu yok. bir suçlu varsa, o da benim. halkıma doğruları anlatamadığım, gerçekleri gösteremediğim için suçluyum. ödemek zorunda oldukları bir borçları olmadığını, artık bunun kefaretini karşılamak için çırpınmalarına gerek olmadığını anlatmam gerekirdi. anlatmadım.uzak durdum, sorumluluklarımdan kaçtım. onların gericilerin, ırkçıların, faşistlerin elinde birer oyuncağa dönüşmelerini öylece seyrettim. bir suçlu arıyorsan, o kişi benim; halkım değil.
kobane’ de ki direnişinle nasıl gururlanıyorum bir bilsen.bizimkiler diyorum, bizimkiler hala direniyor. ne kadar çok isterdim birlikte, omuz omuza savaşmayı. bıkıp usanmadan anlatmaya çalışıyorum, orada sırf kendin için değil, bütün insanlık ve halklar adına savaştığını. karanlığa, soysuzluğa, insanın köpekleşmesine karşı verdiğin bu savaşta, cephe de olmasa da, cephe gerisinde yanında olmaktan onur duyuyorum.
bizim için artık çok geç. fazla vaktimiz kalmadı. çok değil, sadece birkaç on yıl sonra silinip gideceğiz bu topraklardan. ama seni gördükçe de umutlanmaktan alamıyorum kendimi. başarmış olman, direncin, mücadele azmin acabalar yaratıyor beynimde.belki diyorum, belki. her neyse lafı fazla uzattım galiba. burada bitireyim artık.
kardeşim, yoldaşım, hala kendi şarkılarını söyleyenim; kendine iyi bak olur mu? birgün, hani olur ya bir gün, her ikimizin de memleket diyebileceği bir yer de kucaklaşır, özgürce gökyüzünü seyrederiz hiç konuşmadan. o gün gelinceye kadar hoşça kal, dostça kal. her iki gözünden hasretle öper, selam ederim. kardeşin…
submitted by justgotserious to Turkey [link] [comments]